Yunanistan genelinde “Ürettikçe yoksullaşıyoruz” diyen ve yedi hafta boyunca yollara barikatlar kurarak taleplerini savunan ve belli kazanımların ardından barikatları kaldıran üretici köylüler, 13 Şubat’ta başkent Atina ve çeşitli kentlerde traktörlerle gösteri yapma kararı aldılar.
Son yılların en güçlü köylü eylemi olarak değerlendirilen direnişe on binlerce köylü katılırken, arterler üzerinde binlerce traktör ve tarım araçlarıyla barikatlar kurulmuş; gümrük kapıları, hava alanları ve limanlar ablukaya alınmış ve şehir merkezlerinde işçi sendikalarının da katılımıyla çok sayıda kitlesel gösteriler yapılmıştı.
Başbakan Kriyakos Miçotakis, 19 Ocak’ta köylülerin temsilcisi olan koordinasyon komitesi ile gerçekleştirilen toplantı ardından tarımsal ilaçlardan KDV alınmaması, mazot fiyatlarının vergisiz verilmesi, sübvansiyon ödemelerine başlanması, besicilerin zararlarının karşılanması için çalışmaların başlaması, elektrik fiyatlarının düşürülmesi gibi bazı taleplerin karşılanacağını açıkladı. Hükümetin attığı bu adım köylüler tarafından tatmin edici bulunmasa da barikatların kaldırılarak direnişin başka biçimler altında devam etmesi kararlaştırıldı.
‘Ne kazanıldı?’ tartışması
Barikatların kaldırılmasıyla kamuoyunda ve köylüler arasında “Hükümet ne verdi, ne kazanıldı?” tartışmaları başladı. Direnişlerin kazanımlarla sonuçlanmasının önemini yadsımadan, hiçbir direniş ve mücadelenin kayıp olmadığının da altını çizerek yedi hafta süren barikatların ve değişik mücadele biçimlerinin kendiliğinden gelişmediğini, köylü sendikalarında yapılan ve geniş katılımların sağlandığı toplantılarda alınan kararlar doğrultusunda örgütlendiğini belirtmek gerekir. Öncelikle köylüler barikatlardan başları önlerine eğik olarak ayrılmadılar ve tersine mücadelenin zengin deney ve tecrübeleri doğrultusunda “Örgütlenme ve direnişten başka yol yok” biçiminde ifade edilen ortak bir irade ile “devam” kararı aldıklarını duyurdular.
Barikatların arkasında ortak talepler etrafında oluşturulan birlik, ortak irade ve demokratik işleyişle geniş köylü kitlelerini bir araya getirdi. Tekellerin ve AB’nin çıkarlarını koruyup kollayan politikalar geniş bir biçimde teşhir edildi. Başbakan Miçotakis, bakanları ve bürokratları köylülerin taleplerine sık sık “AB ortak tarım politikalarının dışına çıkamayız” yanıtı verdi.
Kuşkusuz bu sürece damga vuran en önemli özellik, işçi ve emekçi sendikaları ve emekçi halkla kurulan “ortak talepler ve ortak mücadele” bağı oldu. Birçok ilde yüzlerce sendika şubesi, federasyonlar ve emekçi örgütleri grev ve gösteriler örgütlediler. Kamu emekçileri konfederasyonu gerçekleştirilen bir günlük genel grevin talepleri arasına köylülerin haklı taleplerini de ekledi. Hükümetin tüm propagandasına ve servis edilen yalanlarına, savcılığın tehditlerine ve polisin şiddetine rağmen taleplerin ortaklaşması hükümete sınırlı da olsun geri adım attırmanın en önemli faktörü oldu.
Tabanda sağlanan birliğin önemi
Köylülerin tabanda sağladığı birlik ve ortak talepler etrafında oluşturulan irade, direnişlerin yaygınlaşmasında önemli bir rol oynadı. Ülke genelinde kurulan ‘koordinasyon komitesi’ her fırsatta barikatlarda bulunan bütün köylülerin katıldığı toplantılarda alınan kararlar doğrultusunda hareket etti. Direnişin talepleri, biçimleri, hedefleri başta olmak üzere her aşaması bu toplantılarda kararlaştırıldı. Ayrıca tarımsal üretimin sektörel düzeyde çok çeşitliliğe dayanması, tabanda daha geniş bir birliğe duyulan ihtiyacı da ortaya çıkardı. Tümü olmasa bile besicilerin, arıcıların ve balık üreticilerinin de direnişlerde yer alması oldukça önemliydi.
Kuşkusuz bütün olumluluklarla beraber eksiklikler ve olumsuzluklar da daha net görülür oldu. Hükümetin ve sermayenin olumsuz propaganda ve hareketi bölme çabalarının önüne geçmede eksik kalındı. Örneğin Trakya bölgesi ve Selanik’e bağlı bazı bölgelerdeki köylülerin, hareketi bölme tutumlarına karşı etkili bir tutum geliştirilemedi. Bu bölgedeki barikatlar koordinasyon komitesinin kararları dışında hareket ettiler. Ayrıca “Hükümet daha fazla geri adım atmaz” propagandası da etkili oldu.
Yunanistan’da tarım ekonomisi
Yunanistan tarım ekonomisinin gayrisafi milli hasılada önemli bir yer tuttuğu ülkelerden biri ve ülkenin yüz ölçümünün yüzde 45.5’inde tarım yapılıyor. 70 kategoride yapılan üretim daha çok Teselya Ovası ve ülkenin geri kalan bölgelerinde bulunuyor. Yaklaşık 45 yıllık geçmişi olan ‘AB ortak tarım politikaları’ sonucunda binlerce küçük ve orta köylü topraklarından edildi, tarım ekonomisinin yan kolları durumunda bulunan binlerce küçük ve orta işletmelerle atölyeler ya kapandı ya da büyük sorunlarla karşılaştılar. Buna tarıma dayalı ticaret yapan küçük tüccarları da eklemek gerekir. Ayrıca yine ortak tarım politikaları doğrultusunda üretim kapasitesi yüksek ve modern iki şeker ve beş gübre fabrikasından dördü kapatıldı.
2000’lerin başında genel nüfusun yüzde 17’sini oluşturan köylü nüfusu, AB politikaları nedeniyle yüzde 35 oranında düştü. 2009 yılında yüzde 11’e kadar indi. Bugün bu oran yüzde 7 dolaylarında. Köylü olduğu halde hem çalışan hem de tarımsal üretim yapan oran çıkarılırsa sayı çok daha gerileyecektir.
Gayrisafi ulusal hasılanın yüzde 6.6’sını oluşturan tarım ekonomisi yüzde 2.9 dolaylarına gerilemiş durumda. 1993 yılında dünya tarım ticaret hacminin yüzde 0.8’ini karşılayan Yunanistan bu konuda da yüzde 0.3’e geriledi. Tarım alanındaki bağımlılık nedeniyle yıllık ticari açık 2014 yılında 2.3 milyar düzeyinde. Bu oranın katlanarak artacağına dair hiçbir şüphe yok.
Üretim kotaları: Tohumların yüzde 90’ı ithal
AB ortak tarım politikalarının köylüleri yoksullaştıran politikalarından biri de üretime konan kotalar. Üretimi artırmanın olanakları varken kotalar bunun önünde engel. Hatta üretim, yerli pazarın ihtiyaçlarının bile altına düşüyor. Bu durumda verilen sübvansiyonlar devede kulak kalırken tarım tekelleri teşvik ya da rekabetçi tarım ekonomisi adı altında destekleniyor ve sübvansiyonların sadece kemiği, küçük ve orta köylülere kalıyor. AB sübvansiyonlarının yüzde 80’ini yüzde 20’lik bir kesim kullanırken üreticilerin yüzde 80’i ancak sübvansiyonların yüzde 20’sine ulaşabiliyor.
Yunanistan tohum ihtiyacının yüzde 90’ını da ithal ediyor ve AB ortak tarım politikaları anlaşması uyarınca tohum üretimi yapamıyor.
Öte yandan Yunanistan AB içinde 200 dönüm üzerinde araziye sahip köylü nüfusunun en düşük olduğu ülke durumunda. İzlenen politikalar nedeniyle üretemez duruma gelen, geçinemeyen ya da borçları nedeniyle topraklarını kaybeden köylülerin sayısı az değil. Toprakları alanlar ise büyük tarım çiftlikleri.
Yunan köylülerinin mücadele tarihi
1800’lerin ilk on yılında Osmanlılara karşı başlatılan bağımsızlık mücadelesinin bütün yükünü köylüler üstlenmişti. 1821 yılında kazandıkları zafer sonrasında köylülerin beklentileri karşılanmadı, tersine topraklar Yunan feodaller arasında paylaşıldı.
1906 yılında Teselya Ovası şehirlerinden Volo’da sendikal faaliyetler sürdüren işçiler, köylülerin referandum talebiyle yürüttükleri direnişin önderi Marinos Andipas’ın da katılımıyla “Bütün Selanik” adıyla bir gazete çıkardılar. Andipas’ın büyük toprak sahipleri tarafından 1907 yılında öldürülmesi sonrası büyük köylü direnişleri başladı. Bu süreçte Trikala şehrinde “Köylüler Birliği” adıyla ilk köylü sendikası kuruldu. Bunu diğerleri izledi. 1910 yılında birçok köylünün katledildiği büyük gösteriler yapıldı. 1925 yılında Yunanistan Komünist Partisi (KKE) önderliğinde “Savaşçılar” adı altında savaş ve krallığa karşı bir örgüt kuruldu. Kuruluş amaçları Anadolu’dan mübadele nedeniyle sürülen Yunanlılara toprak verilmesini, toprak reformu yapılması olarak açıklandı. Aynı yıl yapılan gösterilerde dört köylü ve iki işçi katledildi. Hareketin önüne geçilemedi ve 1927 yılında 20 milyon dönüm toprak yoksul ve topraksız köylülere dağıtıldı.
1927 yılında toprağa kavuşan köylüler bugün AB, tekeller ve hükümet politikaları nedeniyle topraklarını kaybediyor ve kaybedilen topraklar büyük kapitalist çiftliklerin eline geçiyor. Köklü bir gelenek ve direnişe sahip olan Yunan köylüleri, bugün de kapitalist sisteme karşı işçiler ve diğer ezilen kesimlerle seslerini birleştirerek mücadeleye devam ediyorlar.
Kaynak: Evrensel.net
