AA’dan Yeter Ada Şeko ve Zeynep Özturhan’ın aktardığı bilgilere göre, küresel ölçekte doğaya zarar veren faaliyetlere yönlendirilen finansman 7,3 trilyon dolara ulaştı. Arazi bozulumu, aşırı su kullanımı ve ekosistem tahribatına yol açan yatırımları kapsayan bu finansmanın yaklaşık 2,4 trilyon doları kamu desteklerinden, 4,9 trilyon doları ise özel sektör yatırımlarından oluşuyor.
Devlet desteklerinin büyük bölümü fosil yakıtlar, tarım ve su kullanımı alanlarında yoğunlaşırken, özel sektör yatırımlarının sanayi ve enerji sektörlerinde yoğunlaştığı görülüyor.
Buna karşılık orman restorasyonu, ekosistem onarımı ve atık su yönetimi gibi doğa temelli çözümlere yapılan yatırımlar yalnızca 220 milyar dolar seviyesinde kaldı. Bu finansmanın yaklaşık yüzde 90’ı kamu kaynaklarından sağlanırken özel sektörün payı yüzde 10 civarında gerçekleşti.
Özel sektörün doğa koruma alanındaki katkısı da sınırlı kaldı. Şirketler, doğaya verilen zararı telafi etmeye yönelik projelere yaklaşık 7 milyar dolar, sürdürülebilir ve sertifikalı tedarik zincirlerine 4 milyar dolar, biyoçeşitlilik odaklı tahvil ve fonlara ise yaklaşık 5 milyar dolar kaynak ayırdı. Doğa temelli karbon piyasalarının büyüklüğü ise yaklaşık 1,3 milyar dolar oldu.
Raporda, doğayı korumak için harcanan her 1 dolara karşılık, doğaya zarar veren faaliyetlere 30 dolardan fazla kaynak aktarıldığına dikkat çekilerek mevcut finansman yapısının ekosistemlerin korunması için gereken dönüşümün çok uzağında olduğu vurgulandı.
Doğa yatırımlarının hızla artması gerekiyor
Rapora göre, 1992’de kabul edilen ve iklim değişikliği, biyoçeşitlilik kaybı ile çölleşmeyle mücadeleyi kapsayan Rio Sözleşmeleri kapsamındaki hedeflerin yerine getirilebilmesi için doğa temelli yatırımların önemli ölçüde artırılması gerekiyor.
Bu çerçevede mevcut yatırımların 2030 yılına kadar yaklaşık 2,5 kat artarak 571 milyar dolara, 2050 yılına kadar ise 771 milyar dolara ulaşması gerektiği hesaplanıyor.
Ek finansmanın büyük bölümünün özellikle ekosistem restorasyonu ve sürdürülebilir arazi yönetimi alanlarına yönlendirilmesi gerektiği belirtiliyor. Buna göre restorasyon faaliyetleri için 181 milyar dolar, sürdürülebilir arazi yönetimi için ise 101 milyar dolar ek finansman ihtiyacı bulunuyor.
Raporda ayrıca iklim değişikliğiyle mücadelede kritik rol oynayan ormanlar ve okyanusların halen yeterli finansman alamadığına dikkat çekildi. Kentlerde artan ısı adası etkisini azaltmak için yeşil alan yatırımlarının hızlandırılması gerektiği de vurgulandı.
Doğa temelli yatırımlarda Asya öne çıkıyor
Rapora ilişkin değerlendirmelerde bulunan Frankfurt Finans ve Yönetim Okulu Kıdemli Proje Uzmanı Michael König-Sykorova, AA muhabirlerine yaptığı açıklamada, doğaya zarar veren yatırımların özellikle sanayi sektöründe yoğunlaştığını söyledi. König-Sykorova’ya göre, sanayi sektörü 2023 itibarıyla yaklaşık 1,4 trilyon dolarlık finansmanla doğaya olumsuz etkilerin başlıca kaynaklarından biri olmaya devam ediyor.
Bölgesel dağılıma bakıldığında doğa temelli çözümlere en yüksek kamu iç finansmanının 93 milyar dolarla Asya tarafından sağlandığı görülüyor. Bu bölgeyi 59 milyar dolarla Kuzey Amerika ve 34 milyar dolarla Avrupa izliyor.
Fosil yatırımlarında gerileme var
Öte yandan bazı sektörlerde doğaya zarar veren yatırımlarda düşüş eğilimi de gözleniyor. Özellikle petrol ve doğal gaz sektöründeki yatırımların son yıllarda belirgin şekilde gerilediğine işaret eden König-Sykorova, bu alandaki finansmanın 2020’de 990 milyar dolar iken 2023’te 519 milyar dolara düştüğünü belirtti. Bu durum dört yılda yaklaşık yüzde 48’lik bir azalma anlamına geliyor.
Uzmanlar bu eğilimi, doğayla ilgili risklerin finansal istikrar açısından daha fazla dikkate alınması ve yenilenebilir enerji üretim maliyetlerinin düşmesiyle ilişkilendiriyor.
Ekonomik kaygılar iklim hedeflerinin önüne geçiyor
König-Sykorova, mevcut politikaların devam etmesi halinde biyoçeşitlilik kaybının hızlanabileceği uyarısında bulunarak bunun ekonomik daralma, zorunlu göç ve doğal kaynaklar üzerinde artan çatışmalar gibi ciddi sonuçlar doğurabileceğini söyledi. Son yıllarda özellikle G20 ülkelerinde iklim politikalarında bazı geri adımların dikkat çektiğini belirten König-Sykorova, kısa vadeli ekonomik ve jeopolitik çıkarların yatırım kararlarında ekolojik bütünlüğün önüne geçtiğini ifade etti.
Avrupa Birliği’nde 2035 içten yanmalı motor hedefinin yeniden tartışmaya açılmasını örnek gösteren König-Sykorova, bu tür gelişmelerin iklim hedeflerinin sanayi politikaları karşısındaki konumuna dair soru işaretleri yarattığını dile getirdi. König-Sykorova, doğa temelli dönüşümün gerçekleşebilmesi için güçlü siyasi liderlik, kapsamlı politika reformları ve kamu ile özel sektör arasında koordineli iş birliğinin şart olduğunu vurguladı.
Kaynak: Temiz Enerji
