ANASAYFASİYASETUlusal Sorunda Riyakarlık: TKP’den Gericilere Destek, İlericilere Ret! 

Ulusal Sorunda Riyakarlık: TKP’den Gericilere Destek, İlericilere Ret! 

Somut şartlarda egemen olan gerici örgütleri yücelterek ya da “her ne olursa olsun Filistin” diyerek hareket etmek, Marksizm’in ilerici yönüne ket vurmak anlamına gelir. Bu yaklaşım yalnızca siyasal olarak değil, bilimsel olarak da sorunludur. 

Türkiye Komünist Partisi (TKP), Marksist-Leninist bir geleneği temsil ettiğini iddia eden; buna karşın, kendi faal olduğu devletin sömürgeci pozisyonunu görmezden gelerek, dünya genelinde nüfusu 50-60 milyonu bulan, devletsiz en büyük halkın kültürünü ve dilini var olan düzenin daha ilerici boyutları ile korumaya karşı direnişini “bölücülük” ve “milliyetçilik”le itham eden bir partidir. Aynı zamanda, kendi faal olduğu toprakların dışında tarihin akışını sekteye uğratacak gerici bir hareketin (HAMAS) öncülüğündeki direnişi ise desteklemektedir. Bu yazıda, özellikle TKP’nin bu çelişkili tutumu, resmi söylem ve yayınları üzerinden irdelenecektir. Filistin’de gericiliğe uydurdukları kılıflar ile prim verirken, Kürdistan’da laik, seküler ve ilerici talepleri ise nasıl milliyetçilik kisvesi altında yok saydığını; dolayısıyla ulusal kurtuluş hareketlerinde nasıl bir ikiyüzlülük sergilediği gösterilecektir. Elbette ki bu görüşler, bilimsel sosyalizmin kurucu önderlerinden Marx ve Engels’in ulusal sorunlara yaklaşımları ile beraber ele alınarak, TKP’nin bu yaklaşımların aksi yöndeki tutumu açıkça ortaya konacaktır. 

1. ULUSAŞIRI GERİCİLER İLE UYUM 

TKP, özellikle kendi yayın organları olan Sol Haber ve Gelenek dergisi üzerinden yayımladığı birçok makalede Filistin direnişine koşulsuz bir destek vermektedir. HAMAS gibi gericiliğin yansımasından ziyade adeta gericiliğin ta kendisi olan; kadın haklarını yok sayan, feodal güçler eksenindeki bir harekete bile “anti-emperyalist” bir rol biçmek ve onu yüceltmek, eleştirisiz bir dayanışma çizgisini keskin bir şekilde savunmaktadır. 

TKP’nin “Filistin Açık Oturumu”nun, Sol Haber’in 02.12.2023 tarihli haberinde aktarılan bölümünde: Konuşmasına Filistin direnişini selamlayarak başlayan Kemal Okuyan, “Filistin meselesi bir din meselesi ya da iki din arasındaki çatışma değildir. Filistin meselesi sanıldığının aksine bir medeniyetler savaşı ya da bir tür ulusal çatışma da değildir. Evet, ulusal bir yansıması var; evet, sahada bir dinsel karşı karşıya geliş de var; ancak komünistler açısından, Marksistler açısından konu bir sınıfsal meseledir.” demektedir. 

TKP’nin Filistin’i ve Filistin’de mücadele eden gerici unsurları destekleyişi, siyasal alanda meşrulaştırmak için kullandığı bu gerçeğe aykırı ve tutarsız söyleminin, Marksizm’le en ufak bir tutarlılığı yoktur. Özellikle Marksizm, gericiliğe karşın kapitalizmin ilerici ruhunun, statik toplumları dinamik bir yapıya kavuşturabileceğini –özellikle İngiltere’nin Hindistan işgali konusunda– açıkça dile getirmiştir. Yani Marksizm’de bir hareketin ya da ulusal mücadelenin desteklenecek yönü, “anti-kapitalist” olup olmamasına göre değil; mücadelenin ilerici ya da gerici niteliğine göre ele alınır. Bu konuda yine Sol Haberin 06.06.2025’te yayınlamış olduğu Aydemir GÜLER’in yazısı da bizimle hem fikir olması çelişkinin vahimliğini gözler önüne sermektedir. 

Marx “tarihsiz uluslar” kavramını, Çarlık Rusya’sının manipüle etme olasılığına oturtmuştu… 

Avrupa’nın tipik ulusal kurtuluş mücadelesi sayılan Polonya ulusal hareketi yine uluslararası denklemler içinde yol aldı… 

Başka türlüsü düşünülemez. Yalıtık, kendi yerel/ulusal kaynaklarıyla var olmuş bir ulusal kurtuluş, dünyanın entegrasyon düzeyi düşük yörelerinde bile zor bulunur. 

Bu durumda “dış etkilere bağışıklık” diye bir kriterden söz edemiyoruz. Büyük güçleri kapı önünde bırakmak mümkün değildir. Bizim kriterimiz, bir hareketin tarihi ileri götürüp götürmediğidir. 

Haklı olan, Avrupa-merkezcilik eleştirilerini göze alan Marx’tır. Tarihsel hareketin yönünü çözümlemeyi gözeten, ilerlemeyi ilkeselleştiren Marksizm, ileri olan ile geri olanı ayırt etmeye bakar. Somut durumda doğru tutum alınıp alınmadığı ikincil, yöntem esastır. Yönteme göre ulusal karakter kendinde bir olumluluk taşımaz. Bazı ulusların gelişimi işçi sınıfını geleceğe yaklaştırır, başkalarının uluslaşması devrimci dalgaya darbe vurur… 

Yine bu sözlere yakın olarak Kemal OKUYAN’da IKBY bağımsızlık referandumuna ilişkin şu sözleri sarf etmişti: “Peki Irak’ta bir Kürt Devleti’nin kurulması bir ulusun kaderini tayin hakkı olarak görülemez mi? 

Böyle görenler var kuşkusuz. Ama bu yaklaşım sanıldığı gibi Marksist ya da ilerici değil. İnsanlık ileri-geri kavgasının ortasında, sınıfsal eşitsizlikler alabildiğine derinleşiyor, bütün dünya sermaye gruplarının birbirine girdiği bir oyun alanına dönmüş ve her şeyden bağımsız bir ulusların kaderlerini tayin hakkından söz edenler var! Bugün de dün olduğu gibi bu hak emperyalist rekabette bir koza dönüşmüş durumda. Bu tuzaktan korunmanın yolu, emekçilerin bir bütün olarak sömürücülere karşı birleşmesidir. Barzani’yle Kürt halkının kaderi neden bir olsun? “Ama Kürtler öyle istiyor” demek her şey değildir. Her ulus, her ülke kendi meselesini kendisi çözmelidir ama biz burada ezilenden, ileri olandan, haklı olandan yana olmalıyız.” 

Bu cümleleri sarf edip Ortadoğu’da en ilerici, seküler, feminen bir mücadeleyi milliyetçilik ile suçlayarak ya da “emperyalist iş birliği gibi” söylemler ile bir halkın kendi kültürel hakları için örgütlenmesini görmezden gelerek Hamas öncülüğünde Filistin’e destek insanda akıl tutulmasına sebep olacak bir çelişkiyi barındırıyor. 

Dolayısıyla TKP’nin bu açıklaması, yalnızca bir savunma mekanizmasından ibarettir. Somut şartlarda egemen olan gerici örgütleri yücelterek ya da “her ne olursa olsun Filistin” diyerek hareket etmek, Marksizm’in ilerici yönüne ket vurmak anlamına gelir. Bu yaklaşım yalnızca siyasal olarak değil, bilimsel olarak da sorunludur. 

2. ULUSAL SEKÜLER İLERİCİLERE KARŞI SİSTEM PARTİLERİ İLE UYUM 

Yukarıda gerici bir örgütü savunarak onu sınıf savaşımına kadar götüren, yani kendi savunması için imkânsızı mümkün kılmaya çalışan TKP; kendi faal olduğu ulus-devlette yaşayan milyonlarca insanın ilerici, laik, seküler ve demokratik direnişini ise kendi bilinçaltında yatan sosyal şovenizmi Kürtlere yükleyerek, onları milliyetçilikle suçlamaktadır. 

Yine özellikle Aydemir Güler ve Okuyan’ın yazısındaki alıntıya atıfla şunu sormak istiyoruz: 

Rojava Devrimi: Kadın hakları için ilerici mi, gerici mi? 

Seküler, laiklik açısından Rojava mı ilerici, IŞİD ve El Kaide toplamı HTŞ mi? 

SDG emperyalizmin piyonu da HTŞ sosyalist kanat mı? 

Rojava Devrimi, kimlikleri bile olmayan bir halkın tanınmasına öncülük etmesiyle ilerici mi, gerici mi? 

Var olan feodal düzenden demokratik toplum yaratması, tarihi geriletti mi? 

Sırça köşklerden ahkâm kesmek her zaman kolay olmuştur. Kürtlerin yürekleri, son yüzyıl tarihi boyunca sadece sınıfsal sorunlara değil; insani olan her konuya, her acıya tanık olmuştur. Kendi yazdıklarıyla müthiş bir çelişki yaşayan, bizzat TKP’nin kendisidir. TKP, alenen Kürt politikasında AKP ve sistem partileriyle aynı çizgide yürümektedir. 

— 

Erdoğan

> “Irak’ın da toprak bütünlüğü temelinde varılacak uzlaşmalara ve ortak gelecek inşa etme ideallerini hayata geçirmeye ihtiyacı vardır. Bağımsızlık talepleri gibi, bölgede yeni krizler, çatışmalar ortaya çıkartabilecek adımlardan uzak durulması gerekiyor. Erbil’i girişimden vazgeçmeye davet ediyoruz.” 

Kaynak: https://www.bbc.com/turkce/41328941 

CHP Genel Başkan Yardımcısı Öztürk Yılmaz: 

> “Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) planladığı bağımsızlık referandumunun yapılması halinde bunu gayrimeşru göreceğiz, çıkan sonucu tanımayacağız. Referandumu tek taraflı bir adım olarak görüyoruz; bu, Irak’ın toprak bütünlüğünü ihlal edecek bir gelişmedir.” 

Kaynak: https://www.aa.com.tr/tr/politika/chp-genel-baskan-yardimcisi-yilmaz-bagimsizlik-referandumundan-cikan-sonucu-tanimayacagiz-/903498 

Devlet Bahçeli (MHP): 

> “Bu referandum, Türkiye için gerekirse savaş sebebi sayılmalıdır.” 

Kaynak: https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-41035397 

Buradan, TKP’nin Kürt devleti için yapılan referanduma karşı olduğu sonucunu çıkarıyoruz. 

Başka türlüsü mümkün olabilir mi? 

> “Referanduma da Barzanistan’ın bağımsızlığına da karşıyız. Türkiye’nin asker yollamasına da. Neyle engellenecek sorusuna yanıtımız şudur: Birleştirici tek politika var; emekçi halk, emekçi halklar emperyalizme, sömürüye, gericiliğe karşı birleşecek. Buna kafası yatmayanlar, buyursunlar milliyetçiliklerin ve piyasa denen alçak ekonomik düzenin içinde boğulmaya!” 

— Kemal Okuyan, 

https://haber.sol.org.tr/yazarlar/kemal-okuyan/soylesi-referanduma-da-barzanistanin-bagimsizligina-turkiyenin-mudahalesine-de

Dolayısıyla yukarıda paylaştığımız gibi, TKP ve sistem partileri özellikle Kürt ve Kürdistan konusunda hemfikirdirler. 

 ‘Başka bir ulusu ezen ulus özgür olamaz’ – Karl MARX 

Yazarın diğer makaleleri 

AKTÜEL