Site icon Rojnameya Newroz

ŞİLİ’DEN SUDAN’A SOLUN AYAK SESLERİ!

Latin Amerika’dan Kuzey Afrika ve Avrupa’ya uzanan geniş coğrafyada yani Sudan, Tunus, Mısır, Lübnan, Ürdün, Irak’tan Şili, Ekvator, Haiti’ye ve Katalonya, Romanya, Macaristan, Fransa, Ermenistan, İngiltere’de halkların, işçi emekçilerin isyanını gördük!

Sinan Çiftyürek / Yazarın diğer makaleleri için tıklayınız

Sadece Irak’ta Ekim ayının başından bu yana halkın sokağa taşan demokratik tepkisine polisin ateş açması sonucu 200’ün üzerinde halktan insan yaşamını yitirdi, 10 bine yakında yaralı var. Şili’de 18, Ekvator’da 8… insan hayatını kaybetti ama halkların sokağa taşan öfkesi dinmiyor!

Bu süreçte başbakanlar istifa ediyor, hükümetler halkı sokağa döken kararlarını geri aldıklarını açıklıyor hatta “reform” paketlerini ilan ediyorlar ama yine de işçiler, işsizler; kapitalistlere ve iktidarlarına “size güvenmiyoruz” diyerek sokaklardan geri çekilmiyor! İşçiler derken, işçi sınıfının kalifiye kesimini temsil eden güvenceli asgari ücrettin üzerinde ücret alan kesiminin halen ekonomik sosyal talepler kalkışlı da olsa direnişlere katılmadığını, sokağa çıkmadığını belirtelim.

I – Halkı isyan ettiren sebepler irdelendiğinde, Katalonya’yı kısmen ayrı tutmalıyız. Çünkü Katalan halkı, İspanyol ilhakçı rejimince ceza verilen siyasi liderlerine sahip çıkmak için meydanlara çıktı. Katalan halkını kutluyor ve destekliyoruz.

Ayrıca Şili’den Lübnan’a halkları, işçi ve işsizleri isyan ettiren ortak ekonomik-sosyal hedeflerin yanı sıra özgün durumlar da var. Örneğin, Irak ve Lübnan halk ayaklanmalarında emperyal ve bölgesel güçlerin siyasi hesaplarının rolü olduğunu; her iki ülke üzerinde ABD, İran, İsrail, Hizbullah… gibi güçlerin siyasal hesaplarının, işçi emekçilerin ekonomik, siyasi isyanlarını kısmen gölgelediğini belirtelim.

II – Peki farklı kıtlarda paralel zamanda polis devletinin ağır saldırılarına rağmen sokak ve meydanlara çıkan işçi ve emekçiler neye karşı çıkıyor ne istiyor? Halklar; hükümetlerin kapitalist neoliberal politikalarına yani ekonomik sosyal yaşamlarını cehenneme çeviren işsizlik, hayat pahalılığı, kemer sıkma, zamlar, yolsuzluk, yağmalanan kamu mülkiyeti olarak mülkiyet hırsızlığına, sınıflar arası gelir dağılımı uçurumunun her geçen gün büyümesine ve polis devleti terörüne “HAYIR” diyor! Özetle vahşi kapitalizmi ve siyasal iktidarlarını, tek adam rejimlerini hedef alıyor. Tepkisini de yatağından patlamış volkan gibi akarak sokak ve meydanlara taşıyor!

1990’lı yılların sonlarından beri, 21. yy işçi emekçi direnişleri olarak belli aralıklarla gelişen halkların volkanı, bir kez daha patlayıp akmaya başladı. Belirli aralıklarla gelişen ve kapitalizmi yoklayan, küçük darbeler vurup soluklanmak için geri çekilen yeni bir direnişe şahit olduk.

Sudan, Cezayir, Mısır, Irak’ın ardından Lübnan… Derken Şili, Ekvator, Uruguay, Haiti… dünyanın birçok ülkesinde halklar, işçiler ve özellikle gençler; zamlara, işsizliğe, gelir dağılımı uçurumuna, polis devleti uygulamalarına HAYIR diyerek meydanlara akması…

Yani doğa ve emek düşmanlarına, mülkiyet hırsızlarına, zam üstüne zam yapan iktidarlara ve de tüm bunların koruyucusu polis devleti terörüne karşı, dipten gelen büyük PATLAMA ya da İSYAN… mevcut boğucu ortamda sola, emeğe de nefes aldıracak.

Öncekiler gibi gelişen son dalga da solun, sosyalizmin var olup toplumların nihai kurtuluşu olduğunu yeniden hatırlattı herkese. Sadece hatırlatmadı aynı zamanda belli başlı tüm siyasi disiplinleri, kendilerini olduğu yerden bir adım solda kurmaya yeniden zorlayacağı bir süreçten geçtiğimizi özellikle belirtelim.

III – İşçi emekçilere varlık içinde yokluğu yaşatan mülkiyet hırsızları ile dikta rejimlerine karşı bu öfke, bu demokratik isyan bu kez de geri çekilecek ama büyüyerek yeniden sahne alacak. Gelip kıyıya yani kapitalizme vurup geri çekilen her dalga gibi, bu da geri çekilip belirli süre soluk aldıktan sonra yeniden ve daha güçlü kıyıya doğru yola koyulacaktır ta ki kapitalizmi tarihin çöplüğüne gönderene kadar. Çünkü:

“Üretimde makineleşmenin sağladığı büyük imkanlara rağmen işsizliğin bir sosyal felaket olarak büyümesinin yarattığı öfke; emperyalist tarım tekellerinin yıkıcı politikalarına karşı tarım emekçilerinden yükselen feryat; emperyalist meta ve kültür kuşatmasına karşı direnen yerelin içerik kattığı dinamikler; 20. yy’da emperyalist sömürgecilik zincirini kıran Asya, Afrika halklarının 21.yy’da toplumsal kurtuluş arayışları; vahşi kapitalizme salt kimi reformlarla sosyal çehre kazandırma arayışında olan zengin sivil toplum örgütleri, sosyal forumlar ve nihayet kapitalizme karşı yeniden sosyalizm alternatifiyle mücadeleyi geliştiren dünya komünist hareketi… Bütün bu dinamiklerden her biri kendi perspektifinden yeniden yön arayışında olan tarihe içerik katmanın kavgasını veriyor. Çevreci, yerelci, reformcu anti-kapitalist yönelişlerden ulus-devleti küreselleşmenin kurbanı gören ulusalcı anti-kapitalistlere ve nihayet kapitalizmi köklü aşmayı hedefleyen komünist dinamiğe varana kadar zengin farklılıkları içeren bir anti-kapitalist yelpaze gelişiyor. Kapitalist sistemin mağdurları, sömürülenleri olarak işçiler, işsizler, ezilenler, kadınlar, yani yeniden yön arayan tarihin gerçek özneleri olacak geniş halk yığınları kapitalist sistemi yeniden tehdit etmenin ötesinde onu aşmanın siyasal aktörleri olarak yerlerini yeniden almaya hazırlanıyorlar. Eğer kapitalizm denilen toplumsal kanserden kurtulacaksa insanlık, bu kavganın temel dinamikleri olan çalışanların, özelde de ücretli çalışanların devrimci bilinç ve mücadele araçlarıyla buluşması gerekiyor.” (21. yy’da Özgürlük ve Sosyalizm Manifestosu)

IV – 21. yy işçi emekçi direniş ve isyanları genelde siyasete özelde komünist harekete, siyaset üretme ve örgütlenmede zengin sosyolojik veriler de sunmaktadır. Tıkanan komünist parti ve örgütlenmeler, 21. yy siyaset ve örgütlenme sosyolojisinden yeni politikalar ve örgütlenme modelleri üretmek istiyorlarsa yaşanan isyan ve direnişler zengin veriler sunmaktadır.

Bunu en zengin son yirmi yılın belli başlı direniş hareketleri; Wall Street, Cenova, Taksim Gezi, Sarı Yelekliler ve bugünkü halk direnişleri bünyelerinde taşıyor. Yani bu direniş ve isyanlar; günümüzde politika üretme ve örgütlenme tarzı ve biçiminde; “örgütsüz”, “lidersiz” hareketler, direnişler ve doğrudan demokrasiye dayalı kitlelerin meydanlarda kararlarını kolektif alıp ilan (Sarı Yelekliler misali) etmeleri gibi üzerinde tartışılması gereken daha komünal daha biz daha sokak ve meydanlar kokan model verileri sunmaktadırlar.

“Örgütsüz ve lidersiz hareketler” meselesi, gerçekten “örgütsüz-lidersiz” hareketler mi? Yoksa daha yatay, daha esnek yeni tip örgüt ve kitle hareketleri mi? Şunu da ekleyelim; bu “örgütsüz, lidersiz” kitle direnişlerini kendiliğinden eyleme mi bağlayalım yoksa bununla birlikte bireye çözülen sınıflar gerçeğinin de rolü var mı?

V – Bu sorunlarla bağlantılı üzerinde durulması gereken diğer bir durum; Avrupa, Amerika ve hatta Latin Amerika komünist, sosyalist parti ve sendikalar işçi emekçi isyanlarında yok denecek kadar varlıkları belirsizken; Asya ve Afrika’da komünist, sosyalist parti ve sendikaların kitle başkaldırılarında etki ve rolleri yer yer belirgindir. Bunu nasıl okumak gerekir? Batı komünist hareketinin zayıflığına mı? Yoksa yüzleştikleri sorunsalın 20. yy’dan tümüyle farklı politik ve örgütsel yapılanmayı gerektirdiğinden ama komünist hareketin halen 20. yy siyaset ve örgütlenmenin gölgesinden çıkamadığından mı?

Tam da bu soruya KKP’nin “21. yy’da Özgürlük ve Sosyalizm Manifestosu”ndan yine uzun bir alıntıyla aktaralım;

“2000’li yıllarda dünya komünist hareketi, öncelikle ciddi bir kopuşla 20. yüzyılın gölgesinden çıkmayı hedeflemelidir. Tarihte her zaman kopuş ile süreklilik yan yana gelişmiştir. Her kopuş aynı zamanda geçmişle gelecek arasında köprü olarak sürekliliği de içerir. Bugün komünist hareket, Marksizm, bilimsel sosyalizm kuramını ve 20. yüzyılın göğe akın eden devrimci ruhunu temel alarak sürekliliği sağlamalı; ancak 20. yüzyıla özgü politik program, pratik mücadele tarzı ve önemlisi artık belirleyici yönüyle sol milliyetçi ya da liberal sol gibi yeni bir sosyal demokrat harekete dönüşen eski komünist yapıyla bağını kopararak da kopuşu gerçekleştirmelidir. 21.yy dünya komünist hareketi bu kopuş ve süreklilikle yeniden şekillenecek, şekillenmelidir. Kuzey Kürdistan komünistleri olarak kopuş ve sürekliliği bu bütünlük içerisinde geliştirmeyi hedefliyoruz” diyor.

Son olarak; Dünyanın farklı kıtalarında işçi emekçiler zam-zulme-yoksulluğa-işsizliğe Hayır diyerek meydanlara akarken; sıkça % 10, 20 hatta bazen 30’lara varan zam bombardımanına rağmen Türkiye halkları, işçileri, işsizleri neden sesiz? Kitlelerdeki sessizlik, sadece iktidarın izlediği savaş siyasetinin ürettiği milliyetçilik zehirlenmesiyle izah edilebilinir mi? Yanıt bekleyen soru. 02.11.2019

canbegyekbun@hotmail.com

Exit mobile version