SAMER kamuoyu araştırması, Kürt illerinde yürütülen yeni çözüm süreci tartışmalarına halkın yaklaşımını ve bölgenin temel gündemini ortaya koydu. SAMER Saha Araştırmaları Merkezi’nin 2025 yılı boyunca 16 ilde gerçekleştirdiği çalışmaya göre, toplum sürece ihtiyatlı ve koşullu yaklaşıyor; ekonomik kriz ise açık ara en büyük sorun olmayı sürdürüyor.
Aralık 2025’te yayımlanan raporda, Ocak, Mart, Mayıs ve Ekim aylarında 6 binden fazla haneyle yüz yüze yapılan görüşmelerin bulguları yer aldı. Raporda, Devlet Bahçeli’nin çıkışıyla yeniden gündeme gelen çözüm süreci tartışmalarının bölge kamuoyundaki karşılığı; gündem öncelikleri, güven algısı, hukuki talepler ve aktörlere biçilen roller üzerinden analiz edildi.
Ekonomi ilk sırada, Kürt sorunu dalgalı seyirde
Araştırma sonuçlarına göre, süreç tartışmalarına rağmen bölge halkının birincil gündemi değişmedi. “Türkiye’nin en önemli sorunu nedir?” sorusuna verilen yanıtlarda ekonomik kriz ve işsizlik her dönemde ilk sırada yer aldı. Kürt sorunu başlığı ise dönemsel olarak dalgalı bir seyir izledi.
Ekonomik krizi en önemli sorun olarak görenlerin oranı Ocak 2025’te yüzde 53,6 iken Mayıs’ta yüzde 68,9’a yükseldi; Ekim’de ise yüzde 59,7 olarak ölçüldü. Kürt sorunu diyenlerin oranı aynı dönemde yüzde 27,7’den yüzde 16,4’e geriledi, Ekim ayında ise yeniden yüzde 21,2’ye çıktı. SAMER, bu dalgalanmayı sürece dair somut adımların atılmaması ve belirsizliğin artmasıyla ilişkilendirdi.
Söylem–pratik uyumsuzluğu güveni aşındırıyor
SAMER kamuoyu araştırması, hükümetin sürece ilişkin söylemleri ile sahadaki pratikleri arasındaki uyuma dair algının yıl içinde olumsuzlaştığını da ortaya koydu. Özellikle Ekim ayında söylem ve pratikleri uyumsuz bulanların oranının yüzde 47,7’ye çıkması dikkat çekti.
Söylem–pratik uyumunu olumlu bulanların oranı Ocak’ta yüzde 16 iken Mayıs’ta yüzde 27,7’ye yükseldi, ancak Ekim ayında yüzde 25,6’ya geriledi. Buna karşılık olumsuz değerlendirmeler yıl sonunda belirgin biçimde arttı.
Süreç için temel talep: Hukuki güvence
Araştırmada, sürecin sağlıklı ilerlemesi için atılması gereken adımlara ilişkin taleplerin Mart ile Ekim ayları arasında tüm başlıklarda yükseldiği görüldü. En yüksek artış infaz kanununda değişiklik talebinde yaşandı. Mart’ta yüzde 65 olan bu talep, Ekim’de yüzde 78’e çıktı.
Kayyım uygulamalarının sonlandırılması, hasta mahpusların bırakılması, süreci yürüten aktörlere yasal güvencelerin tanınması ve ceza süresi dolan mahpusların koşulsuz serbest bırakılması talepleri de yüksek oranlarla öne çıktı. Terörle Mücadele Kanunu’nun kaldırılması talebinde de artış kaydedildi.
Sürecin sonucu belirsiz, kararsızlık sürüyor
Çözüm sürecinin başarıya ulaşıp ulaşmayacağına dair beklentilerde hem “olumlu sonuçlanacak” hem de “olumlu sonuçlanmayacak” diyenlerin oranında artış gözlendi. Bu tablo, kararsız kesimin sürece dair gelişmelere göre pozisyon aldığını gösterdi.
Aktörlere biçilen roller: Kurumsal güven zayıf
Araştırmada, sürecin sorumluluğunu yerine getirmede en yüksek yeterlilik atfı Abdullah Öcalan’a yapılırken, muhalefet partileri listenin sonunda yer aldı. Analizde, sorumluluğun TBMM ve iktidar bloğunda yoğunlaşmasına rağmen kurumsal performans algısının zayıf olduğu vurgulandı.
Sınır ötesi boyut ve kurumsallaşma beklentisi
Ekim ayı verileri, bölge halkının süreci yalnızca Türkiye içi dinamiklerle değil, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi ile ilişkiler çerçevesinde de değerlendirdiğini gösterdi. Katılımcıların önemli bir bölümü yapıcı ve samimi ilişkiler kurulması gerektiğini ifade etti.
Raporun sonuç bölümünde ise şu değerlendirmeye yer verildi:
“Toplum sürecin bitmesini değil, ciddileşmesini ve kurumsallaşmasını beklemektedir. Silahlı boyutun geri çekilmesine yönelik destek güçlüdür; ancak bu destek, hukuki güvence olmadan kalıcı barış beklentisine otomatik olarak dönüşmemektedir.”
Rojnameya Newroz
