Rojava anlaşması: Rojava’nın, “şer ittifakı”na karşı elde ettiği başarıyı ağır eleştirilerinin gölgesinde bırakanlar, bardağın dolu tarafını görmeliler.
General Mazlum Abdi’nin, İlham Ahmed’in ve diğer yöneticilerin çırpınışları ve mücadeleleri dünya kamuoyu tarafından takdirle karşılandı.
Hataları; zayıf öngörüye sahip olmaları, Arap ittifakına ve ABD, Avrupa ve İsrail’e güvenmeleri, özgüçlerini güçlendirmemeleri, Roj Peşmergelerini kabul etmemeleri birer eksiklik olarak sayılabilir.
Bu zor süreçte Kürtlerin bir katliamla yüz yüze oldukları için bugün birlik olma zamanı; karanlığı yararak aydınlığa çıkma zamanıdır.
Mevlana’nın dediği gibi, “Karanlığa karşı bir mum yakma” günüdür.
Bu anlaşmanın bazı eksiklikleri olabilir; ama YPG ordusunu lağvetmedi, iç güvenliklerini kendileri sağlayacak.
Kurumlarını (üniversite, hastane vb.) kapatmadı.
Başta Afrin olmak üzere halk, terk ettikleri evlerine ve topraklarına geri dönecek.
Kendi bütçeleri olacak.
Kürt bölgeleri özgünlüklerini koruyacak.
HTŞ birlikleri Rojava’nın sınırlarına girmeyecek, coğrafyası parçalanmadı.
Her şeyden önemlisi Kobani düşmedi.
Rojava üzerinden ulusal birlik sağlandı.
İşte bu artıları görmek lazım.
Rojhilat kadınlarının “Jin, Jiyan, Azadî” sloganı nasıl ki dünyada yankılandıysa; bir IŞİD’li katil tarafından katledilen Rojavalı savaşçı kadının saç örgüsünün kesilip, kendisi gibi katil olan arkadaşına verilmesi, Kürt kadınları arasında isyana dönüşerek “saç örme” akımına dönüştü. Bu akım, dünya kadınları tarafından Kürt kadınlarına destek amacıyla bütün dünyaya yayıldı.
Suriye Ulusal Kürt Konseyi (ENKS), bu anlaşmayı ve 13 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ni, Suriye hükümeti ile Kürt halkının temsilcileri arasında başlayacak ciddi bir ulusal diyalog ve müzakerenin başlangıcı olarak tanımladı.
ENKS, tüm Suriye bileşenlerinin haklarının gerçek ortaklık, adalet ve eşitlik temelinde güvence altına alınmasının; kalıcı güvenlik ve istikrarı sağlayan yüksek ulusal çıkarların korunmasının temel taşı olduğunu vurguladı.
Türkiye’nin Tutumu
Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve entegrasyonunu savunan Türkiye’yi bu anlaşma tatmin etmemiş gibi görünüyor.
Anlaşmaya ihtiyatlı yaklaşıyor; çünkü güvenlik kaygıları hâlâ ön planda.
Türkiye, Kürtlerin kendilerini savundukları siyasi ve askerî gücün tamamen tasfiyesini; yani Kürdün ve diğer etnik yapıların savunmasız kalmasını istiyor.
Görünen o ki ABD, İngiltere ve AB ülkeleri —özellikle Almanya ve Fransa— Şam’ın dizginlerini ele alarak Türkiye’yi tasfiye edip Suriye’den uzaklaştıracaklar.
Halep’teki Şeyh Maksud ve Eşrefiye gibi Kürt mahallelerinde yaşananlardan dolayı ağzı kulaklarına varanlar, bugün tedirginlik yaşıyor.
Anlaşmanın sahada nasıl tezahür edeceğini merak ediyorlar.
Artık “tek devlet, tek bayrak, tek ordu”yu da risk ve güvenlik sorunu olarak görüyorlar.
Türkiye, hem Suriye’yi hem de Kürtleri kaybetti.
Türkiye’nin artık kabuğuna çekilme zamanı.
Suruç merkezden Kobani’ye 10 km mesafede olan Mürşitpınar Sınır Kapısı, Rojava’ya insani yardımlar için kapalı.
“Sınır Tanımayan Doktorlar”ın girişine izin verilmiyor.
Diyarbakır’daki sivil toplum örgütlerinin organize ettikleri; içerisinde ilaç, su, ekmek, battaniye ve ısıtıcı gibi acil ihtiyaç maddelerinin bulunduğu tırların girişine izin verilmiyor.
Bu sınır kapısı, insani yardımların ve sağlık ekiplerinin geçişi için açılmalıdır.
Bu, Türkiye’nin Kürt halkına karşı samimiyet sınavıdır.
ABD ve Batı’nın Tutumu
ABD ve Batı, Suriye’deki gelişmeleri istikrar ve SDG’nin siyasi entegrasyonu açısından olumlu buluyor.
ABD’li senatörler Lindsey Graham ve Richard Blumenthal, “Kürtleri Koruma Yasası” adlı bir yasa tasarısını Kongre’ye sundu.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, “Barışçıl ve istikrarlı bir Suriye, başta Kürtler olmak üzere tüm toplumsal bileşenlere saygı göstermek ve onları temsil etmek zorundadır. Fransa, DSG’ye ve Kürt halkının kazanımlarına olan desteğini kararlılıkla sürdürecektir.” ifadelerini kullandı.
Avrupa’da, Kürt meselesine karşı duyarlı olan (sol, sosyalist, sosyal demokrat, yeşiller) bir kesim her zaman var olmuştur.
İlk kez Kürtler lehine destek sunan aşırı sağ liderler ise Marine Le Pen ve Jordan Bardella olmuştur.
Hollandalı Sosyal Demokratların lideri Kati Piri, “IŞİD’e karşı savaşta Batı’nın en önemli müttefiki olan Kürtlerin, sadece ‘istikrarlı bir Suriye’ görüntüsü yaratmak uğruna yalnız bırakılmasının ve kazanımlarının yok sayılmasının büyük bir ihanet olacağını” belirtti.
Sonuç olarak, bu anlaşmaya takılıp kalmamak gerekir. Bu anlaşmayı iyi değerlendirerek anayasal güvenceye kavuşturmak ve siyasi statü elde etmek için geleceğe odaklanmak gerekir. Kürtler arasında ulusal birlik ve dünya halklarının desteği sağlandı. Bunlar büyük kazanımlardır.
