“Eğer özgürlüğe sahip değilsen,
sahip olduğun her şeyin hiçbir değeri yoktur”
Jean Jacques Rousseau
/Ortadoğu BOP ve Kürdistan Analizi/ Ortadoğu siyasi bir kavram olarak XX. yüzyılın başlarında 1902 yılında Amerikalı bir deniz subayı tarafından kullanılmıştır. Eski uygarlıkların yaratıldığı bu bölge aynı zamanda üç semavî (İslamiyet, Hıristiyanlık, Musevilik) dinin doğduğu yerdir.
Ortadoğu kavramı ll. Dünya Savaşı yıllarına kadar fazla benimsenmemiştir. 1939’da Amerika’da kurulan “Middle East Supple Center” adlı ekonomik kuruluş Ortadoğu ifadesini kullanarak bütün dünyaya benimsetti.
Ortadoğu bölgesinde yer alan ülkeler, Türkiye, İran, Irak, Suriye, Afganistan, Pakistan, Ürdün, Lübnan, İsrail, Filistin, Suudi Arabistan, Yemen, Fas, Tunus, Cezayir, Mısır gibi ülkelerin yer aldığı coğrafyadır.
Ortadoğu nasıl ki dünya coğrafyasının orta yerinde yer alıyorsa Kürdistan’da Ortadoğu coğrafyasının orta yerinde yer almaktadır.
Kürdistan Kasr-ı Şirin Antlaşması ile ikiye, Lozan antlaşması ile dörde bölünen ve yüzölçümü bakımından bu ülkelerin çoğunun yüzölçümünden daha geniş bir alana sahip ve nüfus bakımından ise Arap nüfusundan sonra en fazla nüfusa sahip. Bu avantajlarına rağmen Kürdistan’ın Ortadoğu’nun siyasi haritasında yer almaması bölgenin kadim halkı Kürtlerin ve ülkeleri olan Kürdistan’ın yok sayılması anlamına gelir.
Dünyada birinci derecede önemli dokuz stratejik deniz geçiş yolundan Süveyş Kanalı, Aden ve Hürmüz Boğazları Ortadoğu’da, İstanbul ve Çanakkale Boğazları ise Ortadoğu’ya çok yakındır.
Bu önemli stratejik deniz ticaret yollarına hakim olan güç elbette ki dünyanın süper gücü olur.
Ortadoğu, Doğu ile Batı arasında aynı zamanda bir köprü, bir kavşak görevi de görmektedir. Doğu- Batı arasında ki din, kültür, medeniyet, ticaret gibi geçişler, alışverişler bu bölge üzerinden gerçekleştirilmektedir.
Ortadoğu tarihin her döneminde uluslararası ilişkilerde politik ve stratejik dengelerde dünyanın en hassas bölgesi olarak önemli rol oynamıştır.
Ortadoğu Batıda gerçekleşen sanayi devriminden önce dünya tarihini etkileyen önemli gelişmelere ve değişimlere ev sahipliği yapmıştır.
Sanayi Devrimi’nden sonra emperyalist ve küresel güçlerin geliştirdiği yeni dünya düzeni ve dünya hâkimiyeti için Afrika ve Asya’ya hakim olma projesi geliştirildi.
Afro-Avrasya Afrika, Avrupa, Asya kıtalarını tek kıta olarak tanımlayan terimdir. Amerika keşfedilmeden önce dünya bu üç kıta üzerinde yaşamaktaydı. Küreselleşen dünya ile birlikte birbirine uzak kültürler Ortadoğu üzerinden etkileşime geçerek birbirlerini tanımaya ve kültürel değerlerini öğrenmeye başlamışlardır.
Ortadoğu’da Afro-Avrasya’nın merkezinde bulunmaktadır. Dolayısıyla Afro-Avrasya’ya hakim olabilmek için Ortadoğu’ya hakim olmak gerekir.
Bu da ll. Dünya Savaşı’ndan sonra ABD, İngiltere, Fransa gibi ülkelerin iştahını kabarttı.
Batılı güçler için Ortadoğu en önemli yaşamsal çıkar bölgelerinin başında gelir.
Başta ABD, İngiltere, Fransa olmak üzere emperyalist ve küresel güçlerin stratejik tezleri Türkiye, İran, Irak, Afganistan, Pakistan kuşağına hakim olan gücün Avrasya’ya, Avrasya’ya hakim olan gücün de dünyaya hakim olacağı tezidir.
Ortadoğu coğrafi olarak jeopolitik bir konumdadır, Avrupa’nın, Kafkasların, Uzak Doğunun, Afrika’nın, Asya’nın orta yerinde yer almaktadır. Bütün bu bölgelerle sınırdır. Onun için emperyalist ve küresel güçler Ortadoğu üzerinden sömürgelerine rahat bir şekilde ulaşarak kontrol edebiliyorlardı.
Hem jeopolitik durumu gereği hem de petrol denizinin üzerinde yer almasından “Dünya petrol rezervinin yaklaşık üçte ikisi buradadır”, önemli doğal kaynaklar, önemli tatlı su kaynaklarının bu bölgede bulunması, etnik gruplar ve dini mezhep çatışmalarından dolayı bölge yirminci yüzyılda rahat yüzü görmedi.
Dünya silah ithalatının yüzde 75- 80’i bu bölge ülkeleri tarafından gerçekleştirilmektedir.
Bunun için bazılarına göre kaynayan kazan, bazılarına göre Ortadoğu bataklığı, bazılarına göre istikrarsızlığın ve geri kalmışlığın merkezi ve bazılarına göre petrolün ve zenginliğin merkezi olarak kabul edilir.
İnsanlık tarihi bu bölgede başlamış ve bölgede devam etmiştir.
İnsanların ilk defa yerleşik hayata geçtikleri, ilk medeniyetlerin yeşerdiği Nil, Fırat, Dicle havzaları olmuştur.
Mezopotamya’da teşekkül eden Asur, Babil, Sümer, Akad ve diğer şehir devletleri insanlık tarihinin en eski siyasi yapıları ve buna dayalı şehir ve daha sonra da bölge medeniyetlerinin özünü oluşturmuştur.
İşte bu medeniyetlerin beşiği olan Ortadoğu yirminci yüzyılda inanç ve enerji (petrol, doğalgaz gibi) savaşlarından, enerji intikal yollarından, önemli su kaynaklarından dolayı adeta kan çanağına dönmüştür.
Soğuk savaş döneminde jeopolitik ve ekonomik önemi uluslararası rekabetin ve çatışmanın dinamiğini oluşturan Ortadoğu, bölgede hakimiyet kurmak isteyen sömürgeci güçlerin çatışma alanına döndü ve bölgeyi menfaatlerine göre şekillendirdiler.
Yüzyıl önce Ortadoğu devletlerinin sınırlarını cetvelle çizen emperyalist küresel güçler, halkların iradelerine de ipotek koydular.
Bugünde Ortadoğu açısından tarih bir kez daha tekerrür ediyor ve tekrardan dizayn edilmeye çalışılıyor.
Rusya emperyalizmi de Ortadoğu’nun önemli aktörlerinden biridir. Sıcak denizlere inme politikası gütmesinden dolayı bölge üzerinde hak iddia etmiş ve çatışmıştır. Bölgenin hala etkili ve güçlü aktörlerinden biridir.
Ortadoğu sorunu burada yaşayan halkların ve ülkelerin sorunu olduğu kadar emperyalist ve küresel güçlerin de sorunu haline gelmiştir.
Günümüzde de Ortadoğu ekonomik ve siyasi olarak dünyanın dikkatini çeken bir bölgedir. Bölgedeki hemen hemen bütün ülkelerde (bazı istisnalar olabilir) emperyalist ve küresel güçlerin askeri üsleri vardır ve yarı sömürge durumundalar. Yani bu emperyalist, küresel güçlere göbekten bağlılar. Amma ve lakin Kürtler bu emperyalist ve küresel güçlerin herhangi biriyle diplomatik bir işbirliğine girdiklerinde, özellikle bölge ülkeleri tarafından “emperyalizmin uşağı, emperyalizmin işbirlikçileri” olarak suçlanırlar.
Yani siz bölge ülkeleri Kürtlere “halkların kaderini tayin hakkı” tanıdınız da Kürtler mi emperyalist küresel güçlerle işbirliği yaptılar.
İslami kesimin öne sürdüğü ümmet kardeşliği çözüm modeli iflas etmiştir. Uluslararası İslami kurumlar Kürt sorununu çözmek konusunda duyarsız ve başarısızdırlar. Statükocu ve geçmiş fantezilerden vazgeçerek günümüz gerçekliğine dönmeleri gerekir.
Görünen o ki bu sorunu yaşayan ülkelerin İslamcıları, liberalleri, sosyal demokratları, sosyalistleri Kürt sorununu Kürdistan sorununu çözmekten çok uzaklar. Çünkü bunların kendileri birer sorundur.
Büyük Ortadoğu Projesi
Büyük Ortadoğu Projesi (BOP), ABD’ye yapılan 11 Eylül 2001 küresel terörizm saldırıları sonrasında dönemin devlet başkanı George W. Bush tarafından ortaya atılan Ortadoğu, Güney Kafkasya ve Orta Asya’da ki bazı ülkeleri dizayn etme (yönetimini değiştirme, demokratikleştirme) projesiydi.
ABD’ye göre BOP küresel terörizmin ulaştığı boyutu bütün dünyaya göstermesi açısından oldukça önemliydi.
Büyük Ortadoğu Projesi’nin ana hatları Paul Wolfowits, Francis Fukuyama, Samuel P. Huntigton, Richard Perle, Graham Fuller, Marc Grosman, Paul Henze ve diğer Batılı stratejistler tarafından çizildi.
“Projenin hazırlanmasında dikkat çeken önemli nokta ABD ve CIA’ya stratejik arge hizmeti veren ‘RAND Corperation’ adlı düşünce örgütünün 2004 yılında ‘Sivil Demokratik İslam: Ortaklar, Kaynaklar ve Stratejiler’ başlıklı bir raporun hazırlanarak Bush yönetimine sunulmuş olmasıdır. Raporda İslam Dünyası kategorilere ayrılmış ve ABD’nin İslam’ı kontrol altına alabilmesi için yapması gerekenler başlıklar halinde sıralanmıştır.
Yine bu raporda Türkiye’nin İslam dünyasındaki ‘demokratik İslam’ örneğine en yakın ülke olduğu, bu durumu laiklik anlayışına borçlu olması ile birlikte ülke halkının ABD’ye karşı Kemalizm ve milliyetçilik gibi akımlar nedeniyle olumlu bakmadığına yer verilmiştir.” (Vikipedi)
Bu raporla ABD Müslümanları dört kategoriye ayırmıştır.
1-) Kökten dinciler
2-) Gelenekçiler
3-) Modernler (Ilımlı İslam)
4-) Laikler
BOP’la ABD İslam ülkelerine adeta meydan okumuş ve 21 yüzyıl politikalarına damga vurmaktadır.
Bugüne kadar Büyük Ortadoğu Projesi ile ilgili herhangi bir resmi belge yayınlanmamasına rağmen, 8-10 Temmuz 2004 tarihinde ABD Başkanı George W. Bush’un başkanlığında Sea Island, Georgia’da düzenlenen G8 zirvesi sonrasında, BOP’un genel olarak benimsendiğine dair bildiri yayınlanmıştır.
Zirve sonucunda BOP’un esaslarını belirlemek üzere “Demokratik Yardım Diyaloğu” adlı bir yapı oluşturuldu.
Bu yapı içerisinde Ortadoğu’yu temsilen Türkiye, Yemen ve G8’i temsilen İtalya’ya eş başkanlık verildi.
Tam da bu noktada Türkiye’de kıyamet koptu. Başta siyasi partiler olmak üzere ülkede BOP Eşbaşkanlığına karşı büyük tepkiler oldu.
Büyük Ortadoğu Projesi ile ilgili açıklama yapan ABD’nin güvenlikten sorumlu danışmanı Condoleezza Rice’ın Washington Post gazetesinde yayınlanan bir yazısında “Fas’tan Basra Körfezine kadar Ortadoğu’da bulunan 22 devletin rejiminin, sınır ve haritalarının değiştirileceğini, Türkiye’nin de bunların içerisinde olduğunu vurgulaması” soğuk duş etkisi yarattı.
Yani yüzyıllık statüko değişmeliydi.
Türkiye’nin aklına ilk gelen şey ise “Kürtlerin bölünme” fobisidir.
Ama ülkeyi demokratikleştirmek, halkların anayasal haklarını vermek, eşit vatandaşlık statüsü tanımak, dillerine, kültürlerine saygı duymak akıllarının ucundan bile geçmiyor.
Recep Tayyip Erdoğan’ın BOP Eşbaşkanı olmasının kendince bazı sebepleri vardı. Bunlar;
– Kendisini Ortadoğu’nun lideri olarak görmesi, buna İslam halifesi de diyebiliriz.
– İran’ın Ortadoğu’da ve Afrika’daki yayılmacılığının önüne geçmek.
– Suriye rejimini devirip yerine Sünni bir rejim kurmak.
– Turgut Özal gibi ticari düşünüyor, bir koyup on, yirmi, elli almak istiyordu.
Recep Tayyip Erdoğan’a BOP Eşbaşkanlığının verilmesinin nedeni Türkiye modelinin “Ilımlı İslam” modeliyle özdeşleşmesi ve AKP’nin Avrupa’nın Hıristiyan Demokratlarına benzetildiğinden dolayıdır.
Kürdistan
Kürdistan, Osmanlı İmparatorluğu’nda bir eyalet ve Osmanlı’da siyasi, idari bir bölge olarak kullanılmıştır.
Kürtler sınırları Türkiye, İran, Irak, Suriye’de beş yüz bin kilometre kareye yayılan, varlıkları inkar edilen ve Araplardan sonra bölgede en fazla nüfusa sahip olan kadim Ortadoğu halklarından birisidir.
Kürtlerin sosyo-kültürel yapısını resmi olarak dünyada ilk kez araştıran Ruslardır.
Ruslar, 1826-1828 yılında işgal ettikleri Revan, Nahçıvan, Karabağ, Urmiye ve İran’daki kütüphanelerde bulunan Kürtlerle ilgili bazı yazma eserleri toplayarak önce Tiflis’e daha sonra ST. Petersburg’a götürdüler.
1860’da ST. Petersburg’da kurulan “Kürdoloji Enstitüsü” ile Kürtlerle ilgili bilimsel araştırmalar yapmışlardır.
Ayrıca bugün Azerilerin ve Ermenilerin kavgalarına sebep olan Laçin bölgesi aslında “Kızıl Kürdistan”dır.
Sovyetler Birliği 1921 yılında Kürtleri bir halk olarak resmen tanımıştır.
Azerbaycan Komünist Partisi’nin Birinci Sekreteri Sergey Kirov’un önerisi ve Vladimir Lenin’in onayıyla Temmuz 1923’te Kürtler için Ermenistan ve Dağlık Karabağ Özerk Oblastı arasında Laçin merkezli Kürdistan Uyezdi (Azerice: Kızıl Kürdistan, Kürtçe: Kürdistan’a Sor, Rusça: Krasnıy Kurdistan) olarak bilinen ülke kuruldu.
Laçin merkezli Kızıl Kürdistan: Karıkışlak, Kelbecer, Kubatlı, Koturli, Kürthaci ve Murathanlı olmak üzere altı nahiyeden oluşmaktaydı.
Kürt yazar Hejare Şamil “Kürdistan Uyezdi’nin iptal edilmesinin sebepleri arasında dönemin Azerbaycan yönetimindeki milliyetçi politikaların ve Türkiye hükümetinin ‘Kürdistan’ adıyla bir bölge kurulmasına karşı giriştiği politikalar olduğunu belirtir “.
Kürdistan’ı, “Kürtlerin ülkesi” anlamında siyasi bir terim olarak XII. yüzyılda Selçuklu Hükümdarı Sultan Sencer kullanmıştır.
Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında Kürdistan isminin kullanılmasında bir sakınca görülmez. Birçok resmi evrakta ve M. Kemal’in resmi beyanlarında, şahsi mektuplarında Kürdistan ismini kullanmaktan imtina etmemiştir.
M. Kemal’in Kurtuluş Savaşı’nın kazanılması halinde Kürtlere özerklik sözü savaştan sonra unutuluyor.
Her şeyin başı M. Kemal diyenler bu gerçekliği bile bile inkar ediyorlar.
1921 Anayasası ülke tarihinin en demokratik anayasasıdır. Yerel yönetimleri düzenleyen bir anayasadır. Güçlü bir idari muhtariyetin hukuki statüsünü oluşturmuştur. Yerel kaynakların kendi organlarının kararları doğrultusunda kullanan özerk bir mali idari yapı ve bu yapının tüzel kişilik kazanması yoluyla şehirlerin özgürleşmesini sağlamıştır. 1921 Anayasası, yerel meclislere dayalı idari özerk yönetim biçiminde bir idari sistem anlayışını hayata geçirmiştir.
Kurucu meclisin ruhuna uygun bu anayasa birinci meclisin görevini tamamladığı bahanesiyle, yerini 11 Ağustos 1923’te ikinci meclise bırakmıştır. İkinci mecliste tüm muhalifler tasfiye edildiği için de muhalefetsiz ikinci meclis 1921 Anayasasını rafa kaldırarak, tekçi, inkarcı 1924 Anayasası kabul edilmiştir. Ülkenin demografik yapısı değiştirilerek her şey tektipleştirildi. Kürt halkı inkar edildi.
1924 Anayasası ile ülke sorunlar yumağı haline getirildi ve hala bu sorunlar katmerleşerek büyümeye devam ediyorlar.
Sonuç olarak, Kürt sorunu demokratik bir çözüm konusunda kendini dayatıyor.
Bu sorun artık “terör” sorununa indirgenemez.
Bu sorun sadece sosyo-ekonomik bir sorun da değil, aynı zamanda bir demokrasi, barış, insan hakları, özgürlükler, yerel yönetimler, kimlikler, inanç özgürlüğü sorunudur. Bu sorun ülkenin soluk borusunu tıkamıştır. Artık ülke nefes almakta zorlanıyor.
Sosyal barış zedelenmekte, beraber yaşama duygusu zayıflamakta, sisteme güven her geçen gün azalmaktadır.
Kırk-elli yıldır süren adı konmamış kirli savaşta kaybedilen binlerce can ve milyarlarca dolarla ifade edilen ekonomik maddi kayıp, ekonomi politikalarındaki belirsizlik ve şeffaf olmama durumu. Asgari ücretliye verilen gülünç zam ve emeklilerin maaşının ödenememesi endişesi durumu.
Topluma hukuksuzluğun egemen olması, demokrasinin rafa kaldırılması, temel hak ve özgürlüklerin askıya alınması, aydınların, siyasi aktörlerin zindanlara doldurulması, halkın iradesiyle seçtikleri belediyelere kayyım atanması… gibi sorunlar, Kürt sorununun birer sonucudur.
Bu sorun artık ülke sınırlarını aşmış, küreselleşen bir sorun haline gelmiştir.
Bu sorun artık sadece Türkiye’de tartışılıp çözüm yolları aranmıyor.
Bu sorun başta ABD’de, İngiltere’de, Fransa’da, Almanya’da, İtalya’da, Rusya’da, Irak Bölgesel Kürt Yönetimi’nin ve daha birçok ülkenin, uluslararası kurumun masasında tartışılıyor, çözüm yolları aranıyor.
Sosyalist Mezopotamya Sayı: 16 / Mart 2025
