ANASAYFAİŞÇİMetalde imza atıldı, gıda ve camda baskı sürüyor: ‘Yüksek zam istersen işten...

Metalde imza atıldı, gıda ve camda baskı sürüyor: ‘Yüksek zam istersen işten atılırsın’ söylemi

Metalde toplu iş sözleşmesinin “Yüksek zam istenirse işten atmalar olur” baskısı altında imzalandığı, gıda ve cam iş kollarında ise aynı söylemlerle görüşmelerin sürdüğü bir dönemde, işçiler duraklarda aynı cümleleri kuruyor: “Geçinemiyoruz ama yüksek zam istemenin karşılığı işten atılmak.” Haftalar boyunca gece ve sabah vardiyalarına giden işçilerle yapılan görüşmeler, farklı fabrikalarda, farklı sendikalarda ama aynı korku ikliminde sözleşmelerin şekillendiğini gösteriyor. İşçiler, bu baskının yalnızca patrondan değil, sendika yöneticilerinden de geldiğini söylüyor.

Yaklaşık 150 bin metal işçisini ilgilendiren toplu iş sözleşmesi yüzde 28.10 zam oranıyla imzalandı. Bir önceki sözleşme döneminin hemen ardından yaşanan işten çıkarmaları hatırlatan metal işçileri, o süreçte işten atılan pek çok işçinin MESS’e bağlı başka fabrikalarda taşeron, sözleşmeli ya da düşük başlangıç ücretleriyle yeniden çalıştırıldığını anlatıyor. “İşçi sayısı kağıt üzerinde azalmış gibi görünüyor ama patronun kârı azalmıyor” diyen bir metal işçisi, “Bizi çıkarıp daha ucuza çalıştıracak işçi alarak saat ücret ortalamasını aşağı çekiyorlar” sözleriyle tabloyu özetliyor.

‘Yüksek zam beklentiniz olmasın’ söylemi yaygınlaştırıldı

TOFAŞ ve Togg fabrikalarında yaşanan kitlesel işten çıkarmaların ardından Türk Metal’in fabrikalarda “Zorlu bir süreçten geçiliyor, yüksek zam beklentiniz olmasın, olursa işten çıkarmalar olur” söylemini yaygınlaştırdığını aktaran işçiler, bu sözlerin sözleşme süreci boyunca belirleyici olduğunu ifade ediyor. Duraklarda yapılan görüşmelerde işçilerin büyük bölümü “Pek bir beklentimiz yok ama geçinemiyoruz” derken, geçinmek için ne yapılması gerektiği sorusu açıldığında sözü aynı noktaya getiriyor: İşten atılma korkusu.

Bir Renault işçisi bu çelişkiyi şu sözlerle anlatıyor: “Biz çocuğumuzun geleceği için susuyoruz ama farkında olmadan sustukça çocuğumuzun geleceğini yok ediyoruz.”

‘Sendika-patron zaten anlaştı’ duygusu

İşçiler, sendika, patron ve hükümetin birlikte kurduğu baskının sonuçlarını kendi yaşamlarında birebir gördüklerini söylüyor. “Sendika-patron zaten anlaştı, bizim yapabileceğimiz bir şey yok”, “Türk Metal tiyatrosu” ya da “Bizim adımıza birileri karar veriyor” gibi ifadelerle sözleşme sürecinde özne olmadıklarını dile getiriyorlar. Bu duygunun bir kısmı sendika yönetimine öfke olarak açığa çıkarken, bir kısmı ise “Reis ne derse o olur” sözlerinde görüldüğü gibi daha büyük, yenilemez bir güce teslimiyet şeklinde ortaya çıkıyor.

‘En sessiz sözleşme’ ve açılan ücret makası

Bu beklentisizlik ve sorumluluktan geri çekilme hali, metal işçilerinin ifadesiyle, “en sessiz sözleşme”nin imzalanmasına yol açtı. Gazetemizde yayımlanan bir işçi mektubunda bu durum “geçmişin zekatı” sözleriyle tarif ediliyor; önceki dönemlerde her şeyi göze alarak mücadele eden işçilerin kazanımlarının bugün tüketildiği ifade ediliyor. Sözleşmenin sonucu olarak taban ve tavan ücretler arasındaki makasın daha da açılacağı, enflasyon farkları alındıktan sonra bu farkın büyüyeceği vurgulanıyor.

İşten çıkarmalar tehdidi sürüyor

İşçiler, önceki sözleşme döneminde kıdemli işçilerin çıkarılıp yerlerine sözleşmeli ya da yeni işçilerin alındığını, böylece MESS’in ücret ortalamasını sabit tuttuğunu hatırlatıyor. “Aynısını bu dönem de yaşayacağız” diyen metal işçileri, BOSCH fabrikasında mart ayında yaklaşık bin kişilik işten çıkarma olacağına dair söylentilerin şimdiden yayıldığını aktarıyor. Renault’da ise bine yakın sözleşmeli işçinin ne kadarının kadroya alınacağının 10 Şubat’ta netleşeceği belirtiliyor.

Güvencesizliğe karşı işçilerin talepleri

Bu tablo karşısında işçiler, patronların fiilen deldiği toplu sözleşme maddelerinin geri kazanılmasının acil bir talep olduğunu söylüyor. Sözleşmeli çalışmanın durdurulması ve 2-4 ay deneme süresi kuralına uyulması ilk başlık olarak öne çıkıyor. Bir diğer talep ise işçiler arasındaki rekabeti ve güvensizliği derinleştiren ücret makasının aşağıdan daraltılması. Bir işçi bu noktayı şöyle ifade ediyor: “İşe giriş ücretleri yükselmezse, sadece en alttaki değil, hepimiz güvencesiziz. Bugün en kıdemli olan da yarın kapının önüne konabilir.”

‘Sesimiz bu kadar çıkıyor’

Durakta bekleyen en kıdemli işçi de en genç işçi de artık aynı şeyi gördüğünü söylüyor: Hiç kimsenin gerçek bir iş güvencesi kalmamış durumda. Bu koşullarda sendika ve patronun belirlediği zam oranlarının “Hayat bulduğunu” ifade eden işçiler, sözleşme sonrasında yeniden yapılan durak ziyaretlerinde öfkenin arttığını ancak bu öfkenin ortak bir sese dönüşmediğini anlatıyor. Bir metal işçisinin şu sözleri, süreci baştan sona özetliyor: “Bizim sesimiz şu an bu kadar. Kendim bile zor duyuyorum sesimi. Bu kadar çıkan bir sesten de ancak böyle bir sözleşme çıkar.”

Gıdada da tablo değişmiyor

Benzer bir tablo gıda iş kolunda da görülüyor. Tek Gıda-İş’in örgütlü olduğu Erikli Su’da 26 Ocak’ta başlayan toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde de işçiler, işten çıkarma tehdidinin sözleşmenin üzerinde Demokles’in Kılıcı gibi sallandığını söylüyor. İşçiler, sendika yöneticilerinin “Zam oranını kendi aranızda konuşmayın, patronun kulağına gider, ona göre hamle yapar” sözleriyle sözde korunduklarını ama fiilen sözleşmenin dışına itildiklerini ifade ediyor. “Kriz var deniyor ama şirketin kârı ortada” diyen bir Erikli işçisi, beklentilerin bu yüzden bilinçli olarak düşük tutulduğunu dile getiriyor.

Camda ‘kara kutu’ sözleşme süreci

Cam iş kolunda ise işçilerin “kara kutu” olarak tanımladığı bir süreç yaşanıyor. Burada da sözleşme görüşmeleri başlarken aynı söylemler dolaşıma sokulmuş durumda: “Kriz var, işimize sahip çıkalım, yüksek zam beklentisi olmasın.” İşçiler, bu sözlerin doğrudan sendikanın genel merkez yöneticileri tarafından dile getirildiğini aktarıyor. Hükümetin yüzde 25-30 bandındaki zam programının camda da birebir hayata geçirildiğini söyleyen işçiler, masaya yüzde 25 zam önerisiyle oturulduğunu ifade ediyor.

Üç ayrı iş kolu, üç ayrı sendika ama işçilerin duyduğu cümleler aynı: “İşine sahip çık, fazla zam isteme, haline şükret.” İşçiler ise duraklarda birbirlerine aynı soruyu soruyor: “Şükretmek bizi bu geçim derdinden, bu güvencesizlikten kurtaracak mı?”

Kaynak: Evrensel.net

GIŞTÎ