Mazdeizm ve bilimsel sosyalizm (komünizm) yönetimleri geçmiş tarihte neden yıkıldılar? Bu konuları irdelerken, günümüzde dünyada çoğunlukta olan işçi sınıfı ve dar gelirliler neden kendilerinin ağırlıkta oldukları bir yönetim biçimine ortak olamıyorlar?!
Tarihî süreç içerisinde önce Mazdeizm’e değinmek isterim. 68 kuşağından gelen biri olarak ilk kez 1960’lı yıllarda işçi sınıfı mücadelesinden yana gönülden bağlanmıştım. Bunun nedeni mevsimlik işçi olmam ve bir işçi ailesinde büyümemdi! Üniversiteyi bitirdiğimde, Kemalizm’in şoven ve ırkçı baskısı altında Türk ve Kürt devrimcilerini tanıdığımda kendimi şoven duygulardan çabucak uzaklaştırmıştım. Türkiye İşçi Partisi güdümüne girdiğimde, Türk-Kürt ayrışmasından sonra kendimi tamamen Kürt halkının saflarında bulmuştum…
1970’li yılların başlarında aranan bir kişi olarak yurt dışına çıktığımda kendimi, karışık bir yapıya sahip olan Doğu ve Batı Federal Alman Cumhuriyetlerinin ortasında bulmuştum. Kaldığım Berlin şehri ise duvar ve tel örgülerle birbirinden ayrılan Doğu Berlin ve Batı Berlin olmak üzere, İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda ikiye bölünmüştü. Benim tercihim, Doğu Berlin Humboldt Üniversitesi’nde Prof. Dr. Georg Hazai’nin yanında Nazım Hikmet üzerine bir doktora çalışması yapmaktı. Kalacağım yurt, burs ve diğer işlemleri hoca tamamlamıştı. Sadece bir “referans” belgesine kalmıştı! Referans için DİSK veya TÖB-DER’i göstermek istedim. Ancak tek referans, sadece TKP’den alınacak bir belgeydi! TKP’de şahsen tanıdıklarım vardı ve merkezde de iki Kürt bulunuyordu. Aracı olan merkez komitesi üyesi Yörük kökenli bir yoldaştı! O, hep devrimci kalmasını bilen biriydi! Ondan aldığım yanıt, merkez komitesinde alınan karar doğrultusunda şu oldu: “Kürtlere güvenmiyoruz! Irkçı ve şovenistler!” Bu yanıt beni şaşırtmamıştı!.. Zira eski TKP’nin Kürt düşmanlığının yanı sıra bir türlü Kemalizm’in etkisinden kurtulamaması, onların da sonunu getirmişti!..
Sosyalist bir ülkede okuma hayallerim de suya düşmüştü! Düşündüğüm doktora çalışmasına Berlin Hür Üniversitesi’nde Prof. Dr. Friedemann Büttner’in yanında başlamıştım. Bir ara İranistik’in Kürdoloji Bölümü’nde Kürtler üzerine yapılacak bir konferans o dönemde ilgimi çekmişti. Konferansı verecek olan Güney Kürdistanlı Prof. Dr. Cemal Nebez’di…
Konferans tarihi geldiğinde, adı geçen konferansa katıldıktan sonra Nebez Hoca ile ilk kez tanıştım. Kendisinin o dönemde Sovyetler Birliği yönetimine karşı olan gerçek bir Mazdakçı sosyalist olduğunu söylemesi, beni bu konuda düşünmeye yöneltmişti…
Sovyetler Birliği ile Doğu Almanya Cumhuriyeti yıkıldığında, halklarının çoğunluğunun ırkçı olduğunu pratikte gördüğümüzde, yıllar öncesinde Nebez Hoca’nın söylediği sözler aklıma gelmişti!.. Yani bir sosyalizm yaşanmadı mı? 1975 yılına kadar Güney Kürdistan’da Sovyet MiG savaş uçaklarıyla faşist Saddam rejimi desteklenirken, özgürlükleri için savaşan Kürt peşmergelerini öldürenler ve onları destekleyen biz Kürt sosyalistleri de o kadar masum değildik!..
Neden ilk gördüğüm Mazdakçı, gerçek sosyalist olan Kürt hocamı o dönemde gericilikle suçlarken kendisine haksızlık etmiyor muyduk? O yıllarda bizim göremediğimizi, o yüce insan yıllar öncesinden yanlış gidişatı gördüyse bunun suçu bu muydu? Bir ara kendisini kızdırdığımda bana dönerek: “Sizler Sovyetlerin ‘nokerlerisiniz’” dedi. “Günü geldiğinde siz de Sovyetlerin Kürtlere yaptıkları insanî olmayan uygulamaların sosyalizmle hiçbir ilgisinin olmadığını göreceksiniz!” derken, hocanın haklılığını ölümünden sonra anladığımızda artık çok gecikmiştik!..
Önce hocam, sonra da yoldaşım olan filozof ve düşünür Prof. Dr. Cemal Nebez’i Kürtler neden anlamakta güçlük çekti, buna hâlâ bir türlü anlam veremiyorum! Sovyetler Birliği’nde tüm halklar özgür ve bağımsız yaşarken, bu halkların kendi kaderini tayin etme hakkı tanınırken, neden bu hak Kürtlere çok görüldü?! Bugün Kürtlerin Birleşmiş Milletler çatısı altında bağımsız bir devletlerinin olmayışı, dünyada Kürtlere konulan ambargoda büyük bir engel oluşturmaktadır!..
Kürt bilim insanı olan rahmetli düşünür Nebez, Mazdakizm’e gönülden bağlı, içimizde yaşamış birkaç yurtseverden biriydi. Kürtler onu yeterince anlayamadılar! Kendisi sağken, bir ara Berlin’de hastanede tedavi gören Nebez Hoca’nın, gençlik arkadaşı ve Bağdat’ta üniversitede okurken Kürt oldukları için birlikte hapse atıldığı, sonradan Irak Cumhurbaşkanı olan Mam Celal Talabani’yi ziyaret etmeyi reddeden kaç sosyalist içimizden çıkabilirdi?
Kısaca tarihte adı geçen Mazdek kimdi? Nebez Hoca nasıl bir Mazdakçıydı? Bu konuya kısaca değinecek olursam; Mazdeizm, 5. yüzyılın sonlarında İran’da yaşayan Mazdek adlı Zerdüşt din adamı tarafından kurulan, temelini eşitlik ile mal ve mülkte ortaklığın oluşturduğu, sosyal devrim niteliğinde bir harekettir… Bu anlayış, dünyada ilk kez erken dönem komünizmi olarak adlandırılmıştır. Bu yönetimin temel özellikleri; herkesin eşit olması, özel mülkiyetin kaldırılması ve her şeyin toplum tarafından paylaşılmasıydı. Mazdeizm düşüncesinde kadın, erkeğin tutsağı değil; erkekle eşit, özgür bir insandır. Kadın ve erkek, yeryüzünde hayatın eşit ortaklarıdır!..
Ayrıca temel alınan görüşlerden biri de Zerdüşt din adamlarının gücünün azaltılması, dinî ritüellerin sadeleştirilmesi ve hayvan eti yemenin yasaklanmasıydı. Doğada yaşayan tüm canlılara hayat hakkı tanınması, bu dinî ve sosyal değişimin esasını oluşturuyordu…
Bu değişimde ahlaki olarak adam öldürmenin yasaklanması, dünyadaki tüm halklarla dostluk ve barış içinde yaşama anlayışının yerleşmesi hedeflenmişti. Toplumda zengin ile fakir arasındaki farkların ortadan kaldırılması esas alınmış ve bu durum, o dönemde etkili olan Sasani İmparatorluğu’nda büyük bir sosyal devrim olarak kabul görmüştü!..
Tarihte ilk kez böylesi bir eşitliğin halk tarafından benimsenmesi, dönemin komşu devletlerini de etkilemiş, sosyal yapıyı temelden sarsmış ve zengin egemen güçlerin korkulu rüyası hâline gelmişti. Ne yazık ki sonunda bu tarihî değişim şiddetle bastırılmış, öncülük edenler teker teker yakalanarak asılmışlardı!..
Özetlersek; Mazdekçilik ya da Mazdekizm, İranlı Zerdüşt din adamı Mazdek’in düşünce felsefesine verilen addır. Mazdekizm, İsa’dan sonra 5. yüzyılın sonlarına doğru ortaya çıkan; insan eşitliği ve mal ortaklığını savunan bir akım olarak bilinmektedir. Her türlü özel mülkiyetin kaldırılması ve evliliğin serbest aşk ile değiştirilmesini savunan bir dünya görüşü olarak tanınmıştır. Bu anlayış, yüzyıllar sonra Sovyetler Birliği’nde kurulan düzende de egemen güçler tarafından, sosyalizmi karalama amacıyla anti-propaganda unsuru olarak kullanılmıştır.
Hava ve su gibi, para ile mal-mülkün de insanlar arasında eşit paylaşılmasını savunan Mazdek’in dünyada gerçekleştirmek istediği değişim, tarihte komünizme yönelen erken bir komünizmin pratikteki ilk örneklerinden biridir. Mazdek düşüncesine göre yeryüzü, bütün insanların ortak yararına açık bir yaşam alanıdır. Bu alanda çalışan geçinir, çalışmayanlar silinip gider. Toplum, bireylerin oluşturduğu ortak bir yapı olduğundan, kimsenin kimseyi baskı altına almaya, özgürlüğünü kısıtlamaya hakkı yoktur. Herkes gücü kadar çalışır, ihtiyacı kadar ortak maldan pay alır. Bu nedenle Mazdek düşüncesinde kadın, erkeğin tutsağı değil; erkekle eşit ve özgür bir bireydir. Kadın ve erkek, yeryüzündeki hayatın eşit ortaklarıdır! Bazı toplumlarda hâlen erkeğin eşi için “Bu benim eşim değil, benim eşitimdir” denmesi bu anlayışın bir yansımasıdır. Ne yazık ki bu tam eşitlik, günümüze kadar hiçbir toplumda bütünüyle uygulanamamıştır…
Lenin’in Sovyetler Birliği’nde uygulamak istediği de sınıfsız, eşitlikçi ve sömürüsüz bir toplumsal düzendi. Bu düzende tüm halkların kendi kaderini özgürce tayin etme hakkı bulunacak; herkese iş, aş ve özgürce birlikte yaşama imkânı sağlanacaktı. Lenin’e yapılan erken bir suikast sonucu öldürülmesi, planlanan devrim teorisinin yarım kalmasına yol açtı. Kendisinden sonra parti merkez komitesi ve yöneticilerinin yanlış uygulamaları sonucu bu büyük tarihî değişim de tıpkı Mazdek’in yenilgisi gibi hüsranla sonuçlandı. Lenin’in en büyük amacı, kapitalizmin uzlaşmaz sınıf çelişkilerinden yola çıkarak proleter bir dünya devrimi yaratmak ve sınıf karşıtlıklarının olmadığı insanca bir düzen kurmaktı!..
Tarihte yakalanan eşitlikçi ve sınıfsız bir düzen kurma fırsatı böylece avuçlardan kayıp gitti! Artık kim bilir, tarih bu üçüncü fırsatı insanlığa ne zaman bağışlar?..
17.12.2025
Abuzer Bali Han
Kürdolog – Türkolog
