Ana SayfaNIVÎSKARÊNKrallar da ölür

Krallar da ölür

Egemen sınıf şimdi, ulusal birlik efsanesini yansıtmak ve toplumsal çatışmayı bastırmak için dayandığı popüler devlet temsilcisi olmadan bu mükemmel fırtınayla karşı karşıya.

Bülent Tekin / Yazarın diğer makaleleri için tıklayınız

Birleşik Krallık’ın kraliçesi II. Elizabeth vefat etti. Birleşik Krallık’ta tahtta geçirdiği yetmiş yılın ardından 96 yaşında öldü. Ölümü, Büyük Buhran’dan (1) bu yana yaşam standartlarında yaşanan en derin çöküş, NATO’nun Avrupa anakarasında Rusya’ya karşı yürüttüğü vekâlet savaşı ve genel greve dönüşme tehdidiyle yükselen sınıf mücadelesi dalgası da dâhil olmak üzere, Britanya emperyalizmi açısından şiddetli bir ekonomik, sosyal ve siyasi kriz döneminde gerçekleşti.

Egemen sınıf şimdi, ulusal birlik efsanesini yansıtmak ve toplumsal çatışmayı bastırmak için dayandığı popüler devlet temsilcisi olmadan bu mükemmel fırtınayla karşı karşıya.

Kraliçe, devlet başkanı sıfatıyla toplam 15 başbakanı resmi olarak kabul etti ve haftalık görüşmelerde bulundu. Ölümünden sadece iki gün önce burjuvaziye yaptığı son hizmet, Liz Truss’u başbakan olarak atayarak bir hükümete kendi otoritesini hatırlatmak oldu. Britanya’nın yeni başbakanı: Thatchercı savaş çığırtkanı Liz Truss!

Kraliçenin ölümüyle taç, oğlu III. Charles’ın başına geçti. 73 yaşındaki Charles, bugüne kadar kral olan en yaşlı kişi ve hiçbir halk desteğine sahip değil. Onun kral olması, Britanya’da ve tüm dünyada hayatın gerçeği olan derinleşen ve uzlaşmaz toplumsal ve siyasal bölünmeleri gizleyemiyor. Suskun bir kraliçe olan II. Elizabeth’in ölümü, susarak çimento görevi yaptığı topraklarda ayrılmalara neden olabileceği (İngiltere’ye bağlı modern sömürgelerinin ayrılmasına), yeni bağımsız devletlerin ilanına neden olabileceği öngörülebilir.

Rusya, Ukrayna’nın kuzeydoğusunda yer alan ve ülkenin en büyük ikinci şehri olan Harkov yakınlarında feci bir askeri yenilgiye uğramış durumda. ABD ve NATO tarafından silahlandırılan ve finanse edilen Ukrayna ordusu altı gün içinde onlarca kilometrelik bir alanı ele geçirdi. Savaş Araştırmaları Enstitüsü’nün raporuna göre: “Ukrayna kuvvetleri 6 Eylül’den bu yana geçen beş gün içinde Rus hatlarını bazı yerlerde 70 kilometre derinliğe kadar aştı ve 3.000 kilometrekareden fazla alanı ele geçirdi. Bu, Rus kuvvetlerinin Nisan ayından bu yana gerçekleştirdiği tüm operasyonlarda ele geçirdiği topraktan daha fazladır.”

Bu çatışmayı bir “vekâlet savaşı” olarak tanımlamak yetersiz kalır. Ukrayna ordusu, ABD ordusunun tamamen sahip olunan bağlı ortaklığı haline gelmiştir. Ukrayna ordusu ABD tarafından silahlandırılmakta, finanse edilmekte ve ABD Silahlı Kuvvetleri standartlarında eğitilmektedir.

ABD önderliğindeki saldırı, hem Ukrayna güçleri hem de Rusya için feci bir can kaybına yol açmıştır; son çatışmalarda günde binden fazla kişinin öldüğü bildiriliyor. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ve Savunma Bakanı Lloyd Austin, Rusya ile son Ukraynalı kalana kadar savaşma sözü vermek üzere Ukrayna’ya gitti. “Büyük kayıplar” verilirken Washington son Ukraynalıya kadar savaşmaya kararlı. Nasıl olsa ölen ABD’li değil!

Ukrayna’daki savaşın temel bir boyutu orada Rus emperyalizmi ile ABD-İngiliz emperyalizminin savaşıyor oluşudur. Yani, sahada Ukrayna güçleri ile Rus askeri güçleri arasında yürüyen çatışma savaşın sadece bir boyutudur. Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra emperyalist güçler sanki aralarındaki çekişmeleri diplomasi masasında çözebilecekleri ve böylece dünyaya yeni bir biçim verebilecekleri izlenimini yaratmışlardı. Aslında bu imkânsız ve emperyalist sistemin doğasına aykırı boş bir propagandadan ibaretti. Çünkü Sovyetler Birliği ve benzeri bürokratik rejimlerin çöküşünden ve Çin dâhil bu ülkelerin kapitalizm yolunu tutuşundan sonra, ABD, büyük çatışmaların yolunu döşemeye girişmişti bile. Emperyalizm temelinde yeniden paylaşımın emperyalist savaşlar dışında bir yolu yoktur!

Çanakkale Boğazı’nın Ege Denizi girişinde bulunan Bozcaada’nın 11 deniz mili açıklarında, uluslararası sularda seyir halinde bulunan Komor Adaları bandıralı Anotolian adlı gemiye Yunan Sahil Güvenlik güçleri tarafından ateş açılması, Türkiye ile Yunanistan arasındaki gerilimleri daha da tırmandırdı.

Eylül ayının başında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Yunanistan’ı adaları “işgal etmek” ile suçlayarak şunları söyledi: “Ey Yunan, tarihe bak, tarihe dön, çok daha fazla ileri gidersen bunun bedeli ağır olur. Yunanistan’a tek cümlemiz var, İzmir’i unutma. Adaları işgal etmeniz falan bizi bağlamaz. Vakti saati geldiğinde gereğini yaparız. Hani diyoruz ya, bir gece ansızın gelebiliriz.” Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarına yanıt olarak, “Ben de onların anlayacağı dilde kendilerine, Yunanistan’da dayılıklara geçit yok diyorum,” diye konuştu. Bu tavırlar ve söylemler tehlikelidir. Bütün bunlar Ege Denizi’nin her iki kıyısında militarizmi ve milliyetçiliği kullanma girişimleridir. Ve savaş tehdidi son derece ciddidir. (2)

(1) Büyük Buhran, Büyük Depresyon veya 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı, 1929’da başlayan (etkilerini ancak 1930 yılının sonlarında tam anlamıyla hissettiren) ve 1930’lu yıllar boyunca devam eden ekonomik buhrana verilen isimdir. Buhran, Kuzey Amerika ve Avrupa’yı merkez almasına rağmen, dünyanın geri kalanında da (özellikle de sanayileşmiş ülkelerde) yıkıcı etkiler yaratmıştır.

Büyük Bunalım en çok sanayileşmiş şehirleri vurmuş, bu kentlerde bir işsizler ve evsizler ordusu yaratmıştır. Bunalımdan etkilenen birçok ülkede inşaat faaliyetleri durmuş; tarım ürünü fiyatlarındaki %40,60’lık düşüş, çiftçileri ve kırsal bölge nüfusunu kötü etkilemiştir. (https://tr.wikipedia.org/wiki/B%C3%BCy%C3%BCk_Buhran)

(2) https://www.wsws.org/tr; https://marksist.net

Siyasi Haber

Önceki İçerikBir metafor
Sonraki İçerikDirenişin sembolü: Mahsa Amini
- Advertisment -

Recent Comments