Sibel Özbudun / Yazarın diğer makaleleri
“yaşamak ne güzel şey
TARANTA-BABU
yaşamak ne güzel şey…
YAŞAMAK…
Ne acayip iştir ki
bu ne menem gidiştir ki TARANTA-BABU
bugün / “bu inanılmayacak kadar güzel”
bu anlatılamayacak kadar sevinçli şey:
böyle zor/ bu kadar /dar
böyle kanlı
bu denli kepaze…[1]
20. yüzyılı nasıl bilirdiniz? Ya da, 20. yüzyılın bir güncesini çıkartmak isteseniz, neleri sıralardınız? Buluşlar? Teknolojik gelişmeler? Siyasal olaylar? Ünlülerin doğum günleri? Sosyal mücadeleler? Savaşlar?
Yaklaştınız… Ama İlyas Tunç daha çarpıcı bir döküm yapmış. Yıl be yıl 20. yüzyıl boyunca gerçekleşen soykırımları, katliamları sıralamış. Çoğumuzun aklına sadece ikisi, Ermeni ve Yahudi soykırımı, ya da Halepçe’yi de katarsak üçü gelirken, yüzlerce katliamın, yüzlerce soykırımın yüzyıl boyunca nasıl peşpeşe dizildiğini, insani öykülerle izliyorsunuz kitabın sayfalarında dolaşırken[2]… Çoğunlukla yaşayanların tanıklıklarıyla; daha ilk satırlardan itibaren:
* “Bize zorla kauçuk toplatmak için köyümüze geldiler. Kaçarken sırtımdan bir kurşun yedim. İzleri hâlâ belli. Ölü taklidi yaptım. Askerlerden biri palayla elimi kesti ve gitti. Başka kesik eller de taşıyordu. Aynı gün annemle babamı da öldürdüler. Onların da ellerini kestiler, biliyorum.” Belçika kralı II. Léopold’un Kongo topraklarını satın almasıyla başlayıp ülke nüfusunun üçte ikisinin, on milyon kişinin canına mal olan, yüzyılın ilk katliamı. (s.11)
* 18 Ocak 1900: Meksika güçlerinin, topraklarını ve onurlarını savunan Yaqui yerlilerine karşı giriştiği, dört yüz direnişçinin katledildiği, bini aşkın yerlinin tutsak alındığı, sayısı belirsiz yerlinin ise esir düşmemek için kendini uçurumdan aşağıya attığı Mazocoba Katliamı…
* 17-21 Temmuz 1900: Çarlık ordusuna bağlı Kazak askerlerin, cephane yüklü bir Rus gemisinin Çing hanedanı askerlerince ele geçirilmesine misilleme olarak Blagoveşçensk’de yaşayan dört bin sivil Çinli’yi dipçikleyerek Amur nehrine attığı katliam.
* 1901 yazı: Arnavutların Sırbistan tarafından desteklenen Kosovalı Sırplara karşı Seniçe, Novi Pazar ve Priştine’de giriştikleri, bine yakın Sırbın canına mal olan katliam.
* Eylül 1901-Şubat 1902: “Esir almanıza gerek yok, öldürün onları: On yaşından büyük herkesi. Samar’ı ıssız bir yer hâline getirin!” (s.15) 36 işgalci ABD askerinin Filipinliler tarafından öldürülmesine öfkelenen ABD’li general Jacob H. Smith’in emri üzerine başlayan katliam birkaç ay içinde, Samar’ın üzerinde kuşların kanat çırpmadığı bir viraneye dönmesiyle sona erecekti.
* 31 Ocak 1902: İngilizlerin Kuzey Burnu’nu Boerlerin kontrolünden almak üzere giriştikleri, ama yine 50 bin kadar yerlinin başına patlayan savaş…
* 6-7 Nisan 1903: “Katliamın korkunç sahnesi anlatılacak gibi değil! Bebekler, gözleri dönmüş, kana susamış güruh tarafından resmen parçalandı…” (s.19) Moldovya başkeni Kişinev’de Yahudilerin Hıristiyan bir çocuğu kurban edip kanını Fısıh bayramında yedikleri ekmeğin hamurunda kullandıkları söylentileri yayılınca gerçekleşen, yüzlerce yahudinin öldürüldüğü katliam…
* Ekim 1904: Namibya’da Alman sömürgeciliğine karşı patlak veren Hererro ayaklanmasını bastırmak için General Lothar von Trota’nın giriştiği ve dört yıl boyunca on bini aşkın Nama yerlisinin öldürüldüğü katliamın başlangıcı…
* 31 Mart 1904: Sınırı geçen Nepalli Yak çobanlarının Tibetliler tarafından geri çevrilmesini bahane eden Britanya Hindistanı ordusunun hiçbir dirençle karşılaşmadan Chumik Shenko’ya kadar ilerleyip 700 kadar Tibetli’yi makineli tüfeklerle taradığı katliam…
* 1905-1907: Tanzanya’da yerli halktan aldığı ağır vergiler yetmezmiş gibi onları bir de pamuk tarlalarında zorla çalıştıran Alman sömürgecilere karşı Matumbilerin başlattığı isyan, iki yıl sürdü. Mızraklar tüfeklere yenik düştü elbet. Bedenlerine sürdükleri mısır yağı ile keneotu karışımı sihirli sıvı da onları kurşunlara karşı koruyamamıştı. Katliam tarım arazilerinin yakılmasıyla gelen kıtlıkla birleştiğinde, Tanzanya topraklarında yüz binin üzerinde yerli can verecekti…
* 22 Ocak 1905: Petersburg’da sekiz saatlik işgünü, adil ücret, grev hakkı talep etmek için Papaz Gapon önderliğinde Kışlık Saray’a yürüyen işçiler üzerine Çarlık askerlerinin ateş açması sonucu bine yakın işçi yaşamını yitirdi: Kanlı Pazar…
* Haziran 1905: Kenya’nın Sotik bölgesi Bomet kasabasında Kipsigis kabilesi üyelerinin Masai sürülerini ele geçirmesi üzerine Britanyalı sömürgecilerin giriştiği cezalandırma seferi 2000 Kipsigis’in öldürülmesine, topraklarının boşaltılmasına ve tabii bu verimli arazilere beyazların yerleştirilmesine yol açacaktı…
* 10 Mart 1906: Filipinler Bud Dajo’da (Ölüm Çukuru)’nda “Tanrı bana Filipinler’i ABD sömürgesi yapmayı emretti!” diyen ABD Başkanı William McKinley’in emriyle ABD askerleri bir yanardağın kraterine sığınmış 900 kadar Müslüman Moro yerlisini katletti…
* 21 Aralık 1907: Şilili nitrat işçileri Bolivyalı, Perulu, Arjantin’li yoldaşlarıyla birlikte kazmalarını, küreklerini Atacama Çölü’nde bırakıp İngiliz patronlarıyla görüşmek için 21 Aralık günü Iquique’ye gelmişler, görüşmeler sonuç vermeyince okulu işgal etmişlerdi. Albay Roberto Silva Renard’ın emriyle üzerlerine ateş açıldı; 300 yakın işçi katledildi…
Böyle devam ediyor… 18 Eylül 1999’da Tamil Kaplanları’nın Sri Lanka’nın Amphara bölgesinde, hava saldırısında öldürülen 21 Tamil yurttaşın intikamını almak için Gonagala köyünde elliden fazla Sinhala yerlisini katletmelerine dek. Ama orada bitmiyor: Tamil halkı da 21. yüzyılda, 2009’da bir soykırıma uğrayacak…
1900’den 1999’a her yılı, neredeyse her ayı, dünyanın bir köşesinde bir katliama sahne olmuş 20. yüzyıl… Emperyalist zorbalık, ulus-devletlerin kuruluşuna eşlik eden etnik temizlik, işçi sınıfı mücadelelerinin kanla, katliamla bastırılması…
İktidar adına, güç adına, para adına suçsuz, savunmasız insanların, sivillerin kitleler hâlinde acımasızca boğazlanması, işkencelerden geçirilmesi, tecavüze uğraması, yurtlarından sürülmesi… “Bana dokunmayan yılan”cı bir dünyanın kanıksamış bakışları, örtük suç ortaklığı eşliğinde…
Plajda on metre ötelerinde yatan boğulmuş sığınmacı cesetlerine aldırmaksızın, tatillerinin her saniyesinin hakkını vermek için şen şatır top oynayanların fotoğrafını gördüğümde, kanım donmuştu… 120 küsur yıl önce, Blagoveşçensk’de Amur nehri üzerinde seyrederken Çarlık ordusunun dipçikleyerek nehre attığı, geminin çevresinde yüzen şişmiş cesetlere şöyle bir göz atıp, ardından geminin restoranında tıkınmaya giden yolcuların kayıtsızlığı, bu cehennemi belki de hak yüz yıldır ettiğimizi anlatıyor. Kayıtsızlıkla, tepkisizlikle, “adam sen de”cilikle…
Bu kanıksamışlık, bu kayıtsızlık, bu yabancılaşma süregittikçe, zulüm, ölüm, katliam, işkence, tecavüz bizlere uzak ve soğuk rakamlar, haber spikerlerinin kayıtsız ve tınısız sesleriyle kulaklarımıza –bir saniye sonra unutulmak üzere- boca edilen ruhsuz sözcük dizileri olarak iletildikçe, yani bizler, sıradan insanlar “bizim adımıza” işlenen katliamlara, soykırımlara karşı (68’de gençliğin, işçilerin yaptığı gibi) sokaklara dökülmedikçe bu durum süregidecek… 21. yüzyıl, selefinin bütün dehşetlerini devralarak sürdürüyor. Sayısı üç haneli rakamları geçmeyen süper zenginlerin kasalarını doldurmak için çok daha gelişkin silahlar, çok daha yıkıcı bombalar, çok daha ileri ölüm teknolojileri var artık.
Bu nedenledir ki unutmamak, sürekli hatırlamak gerek. Kurbanların birinci elden tanıklıklarıyla… Birinci Paylaşım Savaşı sırasında sabaha karşı pencerelerine doğru yaklaşan bomba yüklü Alman zeplinini ışıltılı, dev bir beyaz balina sanan sekiz yaşındaki İngiliz kızı Violet’in paramparça bedeniyle, örneğin (s.44)… Halepçe’de son duydukları koku elma kokusunu soluyarak ciğerleri parçalanan Kürt bebelerin tanıklığıyla ya da (2. 189) … Veya topraklarına göz koyan şirkete karşı evlerini terk etmeyen, ve uçaktan atılan şekerlemeleri toplamak için köy meydanına üşüşen, ardından da üzerlerine bomba yağdırılan Brezilyalı Cinta Larga yerlilerinin ölülerine bakarak belki… (s.135)
Ama asla unutmamak, hep hatırlamak gerek. Bizlere bu hatırlatmayı yapan İlyas Tunç’un kalemine, yüreğine sağlık…
3 Nisan 2025 13:52:58
N O T L A R
[1] Nâzım Hikmet.
[2] İlyas Tunç, Ne Çok Gelecek Ne Az Zaman, Metis Yayınları, 2025, 239 sahife.
