Uluslararası Hukuk
Uluslararası hukuk, devletler arası ilişkileri düzenleyen kural, kaide ve ilkeler bütünü olarak tarif edilir.
Hugo Grotius, uluslararası hukukun kurucusu olarak kabul edilir. Savaş ve Barış isimli eseriyle bilinir.
Uluslararası hukuka XIX ve XX. yüzyıllarda pozitivist anlayış hâkim olmuş, bugün de etkisini sürdürmektedir. Bu pozitivist anlayışa göre uluslararası hukuk, devletlerin bağlanmaya rıza gösterdikleri kurallar bütünüdür. Yani devletler hukukunun üzerinde bir hukuk sistemidir.
İnsan hakları ihlallerinin arttığı günümüzde, uluslararası hukukun etkisizliği pozitivist anlayışla pek bağdaşmamaktadır.
Uluslararası hukuk alanında XXI. yüzyıl şartlarının göz önünde bulundurulduğu yeni ve etkili yasaların yapılması ve uygulanması, insan haklarının korunması açısından son derece önemlidir.
İnsan hakları (uluslararası ve ulusal hukukta) hukukun bir parçasıdır.
İnsanların doğuştan sahip oldukları temel haklar arasında yaşama hakkı, ifade özgürlüğü, anadilde eğitim hakkı, kendini kültürel olarak geliştirme hakkı, eşit ve adil yargılanma hakkı yer almakta olup, bu haklar hukukun güvencesi altındadır. Bu hakların bazı devletler tarafından ihlal edilmesi durumunda, uluslararası hukuk rolünü oynamalıdır.
Uluslararası Medeniyetler Topluluğu
Bu topluluk, insan haklarını koruma konusunda önemli bir uluslararası kuruluştur. Bu kuruluş insan odaklıdır. Dünyanın dört bir tarafındaki insanların haklarının korunması için çalışır ve gayret gösterir.
Bu kuruluşun aldığı en önemli kararlardan biri, 1948 yılında bütün dünyada kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’dir.
Bu beyannamenin kabulünden sonra uluslararası toplum bilinçlenmiş, insan hakları konusunda duyarlılık yaratılmıştır.
Uluslararası Medeniyetler Topluluğu, insan hakları ihlallerine karşı kararlar alır. Uluslararası toplumda ve sivil toplum örgütlerinde, insan hakları ihlallerine karşı oluşturduğu duyarlılıkla bir baskı unsuru oluşturmaktadır.
Bu baskı unsurları; uluslararası mahkemeleri (Uluslararası Adalet Divanı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi gibi), uluslararası sivil toplum örgütlerini, İnsan Hakları Komitelerini ve uluslararası kuruluşları vb. etkili ve yetkili kurumları, insan haklarını korumak ve ihlal eden sorumluları cezalandırmak için harekete geçirir.
Türkiye’de İnsan Hakları
Günümüzde uluslar arasında insan hakları yükselen bir değer olurken, ülkede hâlâ insan hakları ihlalleri hız kesmeden, “barış sürecine rağmen” devam etmektedir.
Birleşmiş Milletler, 50’nin üzerinde kural, ilke, sözleşme, bildirge, statü ve protokole sahiptir. Türkiye’nin imzaladığı belge sayısı ise sadece 17’dir.
2011 yılında TBMM’nin onayından geçen, 45 ülke ve Avrupa Birliği tarafından imzalanan İstanbul Sözleşmesi, insan hakları için bir güvencedir. Kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddeti önlemeye yönelik olan bu sözleşmeden, bir günde atılan bir imzayla çekilmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Türkiye tarafından 10 Mayıs 1954 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Bu sözleşmenin yürürlüğe girdiği tarihten günümüze kadar binlerce insan hakları ihlali yaşanmış, hâlâ da yaşanmaya devam etmektedir.
Türkiye, 26 Kasım 1987 tarihinde imzaya açılan ve 1 Şubat 1989 tarihinde yürürlüğe giren İşkencenin Önlenmesi Avrupa Sözleşmesi’ni ilk onaylayan devlet olmuştur.
Ancak bu durum, işkencenin önüne geçmemiştir ya da geçilmek istenmemiştir.
İşkence hiçbir zaman ülke gündeminden düşmemiştir.
18 Ekim 1961 tarihinde Torino’da imzalanan ve 26 Şubat 1965 tarihinde yürürlüğe giren Avrupa Sosyal Anlaşması, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile bir bütün oluşturur.
Bu Sosyal Anlaşma ile korunması gereken çalışma hakkı, örgütlenme hakkı, toplu pazarlık hakkı, grev hakkı, göçmenlerin ve ailelerinin korunma ve yardım görme hakkı gibi birçok hak, hiçbir şekilde layıkıyla uygulanmamaktadır.
Sonuç olarak, Türkiye’nin taraf olduğu Birleşmiş Milletler belgelerinden kabul ettiği 17 belgeye ya uyulmamakta ya da kısmen uyulmaktadır.
İnsan hakları ihlallerinin önlenmesi için de ciddi bir adım atıldığı söylenemez.
Birçok siyasi mahkûm, örgüt üyesi olmamasına ve cezası bitmesine rağmen pişmanlık dayatılarak tahliye edilmemektedir.
Mahkûmlara 30 yılı aşkın uzun süreli cezalar verilmektedir.
Osman Kavala, Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Selçuk Mızraklı, Selçuk Kozağaçlı, Can Atalay gibi kamuoyuna mal olmuş kişiliklere karşı adeta düşman hukuku işletilmektedir.
Mahkûmlara umut hakkı tanınmamaktadır.
Bir devlet vatandaşından bu kadar nefret etmemelidir.
Halk, “barış sürecindeki samimiyeti” görmek istiyor.
