Dilim tutuklu oğlum
Seninle konuşamam.
Gözlerimde bulursun
İçimdeki özlemi,
Acıyı ve sevgiyi.
Oğlum, özledim seni.
Kamber Ateş, nasılsın?
-Gülsüm Cengiz-
Bu şiir, yedi yıl cezaevinde görmediği oğlunun ziyaretine giden ve sadece Türkçe “nasılsın” demeyi bilen bir Kürt annenin çığlığı, isyanıdır.
İşte o anne, İpek Ateş’tir.
12 Eylül cuntası döneminde sıkıyönetim mahkemelerinde yargılanarak idama mahkûm edilen, daha sonra cezası müebbet hapse çevrilen Kamber Ateş’in annesinin ziyaretine geldiğinde kendisine sadece Kürtçe konuşmak yasak olduğu için “Kamber Ateş nasılsın” diyebildiği utancın isyanıdır.
Cezaevlerinde Kürtçenin yasak olduğu yıllarda (gerçi bugün de özgür değil ya) Sivas-İmranlı’da yaşayan anne İpek Ateş, Mamak Cezaevi’nde yatmakta olan oğlunu ziyarete gider.
Görüş kabininde oğluyla anne arasındaki diyalog:
- Anne sorar: Kamber Ateş, nasılsın?
- Oğul: İyiyim anne, sen nasılsın?
Anne bir anda durgunlaştı. Oğlunun gözlerine odaklandı, iradesi dışında ağzından yine sadece “Kamber Ateş nasılsın” kelimeleri döküldü; çünkü başka Türkçe kelime bilmiyordu.
- Oğul: İyiyim anne, çok iyiyim, sen nasılsın?
Anne iç çekerek sustu, sustu çünkü “Kamber Ateş nasılsın”dan başka Türkçe bir kelime daha bilmiyordu. Bilmek zorunda da değildi.
- Anne: Yine oğlunun gözlerine odaklanarak aynı cümleyi tekrarladı:
“Kamber Ateş, nasılsın?”
Bir devlet, bir halkın dilinden neden, nasıl, niçin bu kadar rahatsız olur; nefret eder, yasaklar?
Dil, insanlar arasında anlaşmayı sağlar. Bir insan başka bir insanın anadilinden neden rahatsızlık duyar? Bir anne çocuğuyla hangi dille konuşur? Tabii ki anadiliyle.
Kürtler Türkçe, Arapça, Farsça konuşurlar, eğitim görürler. Hiçbir rahatsızlık duymazlar. Duymazlar çünkü “Bir lisan bir insandır” özdeyişiyle hareket ederler.
Bırakın da 21. yüzyılda halklar kendi anadiliyle konuşsun, iletişim kursun, eğitim görsünler.
Tek kelime Türkçe bilmeyen İpek Ateş oğluyla hangi dilde, nasıl iletişim kuracak?
Bu Kürt kadını, Türkçe bilmediği için yaşadığı hiçbir sorunu bu ülkenin kurumlarına iletemez; zaten kurumlar da onu yok sayıyor.
Şiddet sadece fiziksel ve psikolojik değildir; anadilini yok saymak da bir şiddettir.
Türkçe bilmemek, Kürdün idam gerekçesidir
Ahmet Süreyya Örgeevren, 1926’da İstiklal Mahkemesi Başsavcısıydı. 1960’larda Dünya gazetesinde yayınlanan hatıratında, duruşmalar sırasında yaşanan ilginç ve trajik olaylara yer veriyor.
Bir gün mahkemeye karayağız, yiğit bir Kürt genci getirdiler. Hakimler sorguya çekti. Türkçe bilmediği anlaşılınca, hakimler danıştılar ve delikanlının idamına karar verdiler. Mahkemenin idam gerekçesi dehşet vericidir: Türkçe bilmeyen bir kimseden bu memlekete hayır gelmeyeceğinden idamına…
“Hemen o gece çocuğu götürüp idam ettiler.” diyor.
Kürtçe yeryüzünde yasaklanmalıdır!
1957 yılında Mısır-Kahire Radyosu’nda Kürtçe yayını duyan Türkiye büyükelçisi, o gece uyuyamaz ve bu yayının ertesi günü Mısır Cumhurbaşkanı Cemal Abdünnasır ile görüşmek üzere Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na gider.
Nasır, kasıtlı olarak büyükelçiyi saatlerce bekletmiştir. Daha sonra gerçekleşen görüşmede büyükelçi, Nasır’a Türkiye’nin Kürt Radyosu’nun yayınından duyduğu rahatsızlığı iletir.
Büyükelçinin şikayetlerini gülümseyerek dinleyen Nasır, “Neden Kürt Radyosu’ndan rahatsız oluyorsunuz ki? Size göre dünyada Kürt ve Kürtçe yok ki. Sizin ve Türk liderlerin bana anlattıklarına göre Türkiye’de Kürtler yok ve onlar dağlarda yaşayan Türkler. Sıkıntı teşkil eden bir durum da yok bu durumda. İyi günler. Çıkabilirsiniz.” diyerek Türk büyükelçisiyle görüşmesini sonlandırmıştır.
Ülkenin birçok ilinde, ilçesinde Kürtçe konuştuğu için ya da Kürtçe müzik yaptığı için birçok insan ya şiddet görmüştür ya da öldürülmüştür.
Yurtdışında bile açılan Kürtçe dil kurslarına, kültür kurumlarına tepki gösteriliyor ve sokak sanatçılarına oralarda bile şiddet uygulanıyor.
Meclis’te Kürdün dili de iradesi de yasak
Meclis komisyonunda dinlenen dernekler, vakıflar, gruplar, bireyler kendilerini kendi meclislerinde anadillerinde özgürce ifade ettiler.
Komisyon Barış Anneleri’ni de dinledi!
Yüzyıllık Kürt sorununun çözümü için bu annelere ayrılan süre 30 dakika. Kendi meselelerini kendi anadilleri olan Kürtçe ile ifade etmelerini Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş yasakladı. “Türkçe konuş, az konuş.” dedi.
Barış Anneleri adına konuşan Nezehat Teke, “Ben bir Kürt anneyim. Eğer bugün burada Kürtçe konuşsaydım kendimi daha güzel ifade edebilirdim ama o imkân bana verilmediği için Türkçemin yettiği kadarıyla konuşmaya çalışacağım.” diyerek konuşmasına başlıyor.
Sonuç olarak bu komisyonun amacının Kürt sorununun çözümü olmadığı anlaşılıyor.
Anadil, Kürt sorununun asli unsurlarından biridir.
Meclis’teki Kürtçe yasağı, Türkler için komedi; Kürtler için tam bir dramdır.
