ABD İran savaşı analizi: Yenen ve yenilen yok
Sinan Çiftyürek yazdıABD/İsrail ile İran arasında, Pakistan’ın aracılık ettiği 15 günlük ateşkese ilişkin kısa bir değerlendirme yapacağım. Öncelikle savaş neden yeniden başladı?
a – Hem ABD/İsrail ekseninin hem de İran ve vekalet güçlerinin, bölgesel güç dengelerinin yeniden tanımlanması hedefleri var. ABD/İsrail için Suriye rejiminin devrilmesine yol açan savaş evresinde bu hedefler büyük oranda tamamlanmıştı ancak İsrail açısından Güvenlik Doktrini halkasının tamamlanması için İran’da da Batı yanlısı ve İsrail dostu bir rejimin kurulması gerekiyordu ki son savaşın temelinde bu hedef vardı.
b – Elbette bu ana hedefle bağlantılı Hindistan’ı Avrupa’ya bağlayacak ticari koridor (İMEC) başta olmak üzere alternatif ticari-enerji koridorlarının yeniden yapılanması ve güvenceye alınması da bulunuyor.
c – İran’ın kendi Güvenlik Stratejisini, Şii Hilali ile Yemen’den Lübnan’a yani sınırları ötesinde vekalet güçleriyle kurma hedef ve pratiğinin yarattığı sorunlar da bulunuyor.
d – 20. yy başında jeopolitik kuramcılar 21. yüzyılda Asya’ya hakim olan Dünya’ya hakim olacak demiştiler. Yani Asya özelde de Ortadoğu üzerinde 30 yıldır aralıksız yaşanan savaşlar Asya üzerinde egemenlik kurma savaşının bir parçasıdır. Dolayısıyla yaşanan bu son savaşlar özellikle Avrasya coğrafyasındaki ülkelerin stratejik önemini artırmaktadır. “Emperyalizmin Avrasya Stratejisi, Ortadoğu ve Kürdistan” isimli kitabımda bu konuyu 26 yıl önce yazmıştım.
Ateşkes önemlidir, kalıcılaştırılmalı!
Hangi nedenle olursa olsun ateşkes ilanı önemlidir, desteklenmeli. Çünkü savaş başta sivil yaşam olmak üzere bölgeyi etkisi altına almakla kalmamış karşılıklı restleşmeler eşliğinde daha tehlikeli aşamaya doğru eviriliyordu. Trump “İran uygarlığını yok edeceğim” tehdidini savururken, İran benzer bir tahdidi bütün bölge için tekrarlıyordu. Bu tehlikeyi bertaraf edebilmek için ateşkes kalıcılaşmalı ve başta BM herkes bunun için çaba harcamalı.
Taraflar zaten ateşkese hazırdı Pakistan aracılığı bunun yolunu mu açtı? Görünen o ki taraflar ateşkesi zaten istiyorlardı, Pakistan arabuluculuğu vesile oldu. Çünkü;
*Trump’ın seçim propagandası sırasında “tekrar kazanırsam tüm savaşları bitireceğim” demesi; ABD halkının savaşa olan desteğinin hızla zayıflaması nedeniyle 6 Kasım Senato seçim hesapları; savaşın, hedefledikleri gibi kısa sürede yanı bir-iki haftada bitirilememesi, İran’ın son ana kadar pes etmemesi vb. gelişmeler etkili olmuştur. Ayrıca savaş, Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütünde (NATO) iç çatlaklara da yol açtı.
*İran’ın savaş boyunca en büyük silahı Hürmüz Boğazını, stratejik bir araç olarak kullanıp, petrol ve doğal gaz akışına kapatması küresel enerji tedarikini dolayısıyla ekonomi üzerinde olumsuz etkilerinin her geçen gün artmış olması. Ekonomi üzerinde enflasyonist baskı başta Türkiye olmak üzere savaşta olmayanları bile ciddi etkilemiştir. Bununla birlikte Tahran’da daha fazla bombardıman altında yaşamayı kaldıramazdı, bu nedenle ateşkese sıcak baktı.
*Taraflar karasal savaşa girmemiş olsalar da vekalet savaşları yerine doğrudan savaşmış olmaları nedeniyle erken yıpranmaları da ateşkes ilanında payı var. Bu gibi belli başlı faktörler ateşkesi kabul etmelerinde etkili olmuştur.
Burada mesele şudur, ateşkes kalıcılaşacak mı yoksa geçici mi? Yani taraflar zaman mı kazanmak istiyor? Bu kısa sürede belli olacak. Eğer taraflar başta ABD/İsrail tarafı, 28 Şubat’ta başlayan ve “40 gün süren savaşı sürdürdük her türlü yeni silahımızı denedik, silahlarımızın ve düşman silahlarının güçlü ve zayıf yanları ortaya çıktı. Şu 15 günlük ateşkes sürecinde (uzatma ihtimali de var) değerlendirme yapalım ve gerisi geriye savaşa dönüp sonuç alalım” hesabı içinde değillerse; eğer İran teokratik rejimi de benzer yaklaşımla bu 15 günlük sürede, “içeride ve Şii Hilali’nde cephemi tahkim edip daha güçlü savaşa döneyim” planı yoksa ateşkes kalıcılaşır tersi planları varsa tekrar savaş başlar.
Savaşın yeniden başlama riski var çünkü ateşkes iki cepheden baskı altında. Bir yandan; ABD ile İran isteklerinin uzlaşması imkansız değil ama çok zor olduğu son iki günde karşılıklı yapılan açıklamalarda görülüyor. Pakistan’da başlayacak müzakere sürecinde bunu yakında göreceğiz. Diğer yandan; İsrail ateşkesi zaten Lübnan/Hizbullah’ını dışarıda bırakmak şartıyla desteklediğini açıklarken İran ise ısrarla “Lübnan’da ateşkes kapsamında” diyor.
Ortadoğu’da kalıcı barış şu iki nedenle zor!
Birincisi; Sykes Picot anlaşmasıyla sınırların halkların iradesine rağmen cetvelle çizilmesinden beri Ortadoğu güç dengeleri hep kırılgan olmuşlardır. Bu nedenle tam barış sağlandı dendiği anda bir taş atılır savaş yeniden başlar. İkincisi; ayrıca İran’ın emperyalist hegemonya hedefleriyle geniş bölgeyi Şii Hilali kıskacına alma ve bunu vekil güçler aracılığıyla gerçekleştirme politikası sürdükçe ve İsrail’in “Güvenlik Doktrini” yürürlükte kaldıkça kalıcı barış asla olmaz. Zaten bu nedenledir ki vekalet savaşları doğrudan savaşa dönüştüler.
ABD – İran savaşının bu evresinde; yenen-yenilen yok!
Pakistan’daki müzakerelerde sonuç ne çıkarsa çıksın bu evrede savaşın yeneni-yenileni yok!
Dolayısıyla İran’ın sunduğu 10 maddelik anlaşma taslağından şimdiden Tahran’ın “zaferle çıktığı” sonucunu çıkarmak İran ve Türkiye nasyonal sol ile sağın hayal edip görmek istediği sonuçtur ama gerçek ile alakası yok. Daha ilk saatlerde 10 maddelik metin üzerinde uzlaşmanın mümkün olmadığı belli olmuştu. Çünkü İsrail Lübnan’da savaşı sürdürürken, ABD ve İran apayrı hedefleri dile getiriyorlar. Bununla birlikte savaşa dönmeleri de kolay değil çok zor.
Bu postmodern savaşta kazanan kaybeden yok, olmama ihtimali de yüksek! Taraflar vekalet savaşları yerine doğrudan kendileri savaşa girdiler ancak savaş hava sahasında devam etti. Taraflar kara savaşı gibi cephe savaşına girmediklerinden bir yenilgiyle yüzleşmediler. Savaş boyunca başta İran, taraflar ciddi darbe aldılar, kentler yakılıp yıkıldı, sivil halk katledildi ama taraflardan yenen-yenilen yok! Şunu da ekleyeyim; savaşı sürdüren taraflardan biri mazlum değil. ABD/İsrail ekseni, mali oligarşiye dayanan küresel emperyalist güç iken, İran da teokratik askeri bölgesel emperyalist güç. Dolayısıyla savaş iki emperyal güç arasında sürmektedir.
“Ohh be Kürtler İran’da statü elde etmedi” zafer çığlıkları!
Kim atıyor? Sömürgeci nasyonal sol ve sağ siyaset hatta aydınlar, YouTube yorumcuları. Bunların halklar, inançlar ve kadınlar hapishanesi teokratik rejim ile esasta bir dertleri yok! Varsa yoksa dertleri, Kürtler ulusal demokratik haklarını elde etmesin! Özelde bugün Doğu Kürdistan statüye kavuşmasın. Bu nedenle ilan edilen 15 günlük ateşkesi İran teokratik rejiminin “zaferi” görüp kutluyorlar. Çünkü böyle görmek istiyorlar! Çünkü “rejim yıkılmadı ve esas İran bölünmekten kurtuldu” diyorlar.
Kaldı ki sömürgecilerin özelde de Fars devlet aklı da bunlarla benzer ve şöyle çalışır; “Teokratik rejim yıkılsa bile Fars halkı yeni bir rejim kurar ve İran yoluna devam eder. Fakat bu süreçte eğer federal Kürdistan kurulursa İran birliğini koruyamaz. Esas olan rejim değil İran” der. Teokratik rejim bundan hareketle, Devrim Muhafızları Ordusu’nu ağırlıkla Kürdistan’da konumlandırdı.
İran’da barış ve istikrarın anahtarı, “İran’a Demokrasi-Kürdistan’a Özerklik”tedir. Başta Kürt halkı ezilen halkların “Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı”nı ve kadının özgür yaşam hakkını tanıyacak, inanç grupları üzerindeki baskıya son verecek, esnaf ve küçük üreticiye nefes aldıracak yeni anayasa ve buna dayalı yeni rejim gerekli. Çözüm bu!
Kürt halkına ve dostlarına çağrı!
Doğu Kürdistan Kürt Ulusal İttifakı ve Federal Kürdistan Bölgesi, İran ile savaşa girmemiş olmalarına rağmen savaş boyunca İran ve Haşdi Şabi gibi vekil güçleri hep saldırdılar. Teokratik rejim kendini toparladığında ilk hedef Doğu Kürdistan güçlerini hedef alma ihtimali yüksek. Bu tehlikeye karşı Doğu Kürdistan güçlerinin “Rojhilat Siyasi Güçler İttifakı”nı koruyarak hazırlıklı olmaları. Bunun yanı sıra dört parça Kürdistan ve Kürt halkının dostları Doğu Kürdistan ile dayanışmayı geliştirmelidirler.
11 Nisan 2026
canbegyekbun@hotmail.com
