Avrupa Merkez Bankası (ECB) Başkanı Christine Lagarde, resmi olarak görevinden erken ayrılmıyor. Ancak Financial Times (FT) gazetesinin aktardığına göre, Lagarde yakın çevresine sekiz yıllık görev süresinin dolacağı 2027’den önce kurumdan ayrılmayı düşündüğünü söyledi.
FT, Çarşamba günü yayımlanan haberinde 21 üyeli Euro Bölgesi’nin merkez bankasının başkanının bu olasılığı aylardır değerlendirdiğini ve konuyu üst düzey Avrupalı yetkililerle de görüştüğünü bildirdi.
Haberde 70 yaşındaki Lagarde’ın düşüncesinin Fransa’da 2027 yılının Nisan ayında düzenlenecek cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce görevinden ayrılma yönünde olduğu belirtildi.
Bu zamanlama, üçüncü kez seçimlere katılma hakkı bulunmayan mevcut Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Almanya Başbakanı Friedrich Merz ile birlikte Lagarde’a halefini seçme konusunda fırsat tanıyor.
Amaç, gelecek yıl Fransa’da iktidara gelebilecek aşırı sağcı bir cumhurbaşkanının süreci etkilemesi yerine, euro bölgesinin merkez bankasının başına ana akım, Avrupa yanlısı bir adayın geçmesini sağlamak gibi görünüyor.
FT’nin haberinde, daha önce Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) ilk kadın başkanı olarak görev yapan Lagerde’ın Avrupa Merkez Bankası’ndaki görevinden ayrılışına ilişkin bir tarih belirlemediği bilgisine yer verildi.
Bir ECB sözcüsü, DW’ye verdiği yazılı demeçte “Lagarde’ın tamamen görevine odaklandığını ve görev süresinin sona ermesine ilişkin herhangi bir karar almadığını” ifade etti.
Lagarde’in görevinden erken ayrılması neden kritik?
Güncel kamuoyu yoklamaları, Fransa’da aşırı sağcı Ulusal Birlik’in (RN) gelecek yılki cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanabileceğini ya da önemli bir güç elde edebileceğini ortaya koyuyor.
Avrupa Birliği’ne (AB) şüpheyle yaklaşan bir Fransız Cumhurbaşkanı mevcut merkezci ve Avrupa yanlısı çizgiden bankayı uzaklaştırabilecek, daha alışılmadık bir Merkez Bankası başkanını savunabilir. Lagarde, muhtemelen 2026’nın sonuna doğru ya da 2027’nin başında görevinden erken ayrılarak merkezci bir adayın halefi olarak seçilmesine yardımcı olabilir. Bu yaklaşım, bankayı Avrupa çapında yükselen popülist baskıdan geleceğe dönük olarak korumayı amaçlıyor.
Analistler bankanın politika yapım sürecinin uzlaşıya dayalı olması ve başkanlık için muhtemel adayların benzer görüşleri nedeniyle, yakın vadede para politikasının değişmeden kalmasını ve faiz oranlarının yaklaşık yüzde 2 seviyesinde tutulmasını bekliyor.
Ancak böyle olsa bile başkanın halefinin kim olacağına yönelik spekülasyonlar bir belirsizlik yaratıyor. Bu belirsizlik de ECB’nin uzun vadeli güvenilirliğine yönelik algıları etkileyebilir.
İngiltere merkezli Capital Economics’in baş Avrupa ekonomisti Andrew Kenningham, DW’ye yaptığı açıklamada, “Tek başına bu adım çok yıkıcı olmayacaktır. Ancak gelecekte ECB’yi belirli kararlar almaya zorlamak isteyebilecek hükümetler için bir emsal oluşturmakta. Bu da ECB’nin dünyanın en bağımsız bankası olarak imajına zarar verir” ifadelerini kullandı.
Lagarde’ın ayrılması ECB’nin bağımsızlığını zedeler mi?
Lagarde’in görevden erken ayrılma ihtimali, gönüllü olsa bile ECB’nin bağımsızlığına ilişkin bazı endişeleri beraberinde getiriyor.
Siyasi etkiden bağımsız faaliyet göstermek üzere dizayn edilen bankanın asli görevi fiyat istikrarı.
Ancak basına yansıyan haberlerde, zamanlamanın; aşırı sağın kazanma ihtimali bulunan önemli bir ulusal seçim öncesinde, AB liderlerinin halefin belirlenmesinde söz sahibi olmasını sağlama isteğinden kaynaklandığı belirtiliyor.
Lagarde’ın görevinden erken ayrılmasının “tercih edilen sonuçlar uğruna” kuralların örtük biçimde esnetildiğini ortaya koyacağı ve bunun da bankanın siyasetten bağımsız bir kurum olmaktan gelen itibarını zedeleyebileceği eleştirileri dile getiriliyor.
Pratikte ise ECB’nin bağımsızlığına yönelik güvenceler hâlâ güçlü. Bankanın başkanı, Avrupa Konseyi tarafından aday gösteriliyor ve çok sayıda AB liderinin de görüşü alınarak Avrupa Parlamentosu’nun onayından geçiyor. Mevcut başkanın halefinin seçilebilmesi için Euro Bölgesi hükümetleri arasında geniş bir uzlaşı sağlaması gerekecek.
Financial Times’ın haberine piyasaların verdiği sakin tepki, tehdit algısının şimdilik sınırlı olduğuna işaret ediyor. Ancak bu adım, ABD Başkanı Donald Trump’ın faiz kararları nedeniyle ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Jerome Powell’a baskı uygulamasının ardından, Atlantik’in her iki yakasında da merkez bankalarının özerkliğine ilişkin endişeleri yeniden gündeme getirdi.
Powell, Fed’in genel merkez binasındaki yenileme çalışmaları konusunda Kongre’yi yanıltmakla suçlanması nedeniyle cezai soruşturma altında bulunuyor.
Lagarde’ın halefi kim olabilir?
ECB başkanının halefi olarak Hollanda Merkez Bankası’nın başında bulunan Klaas Knot’un da aralarında bulunduğu bazı isimler öne çıkıyor. Güçlü AB yanlısı kimliğiyle tanınan Knot, enflasyon konusundaki sert tutumuyla da biliniyor.
İspanya Merkez Bankası’nın eski başkanı olan ve halihazırda Uluslararası Ödemeler Bankası’nda (BIS) görev yapan Pablo Hernandez de Cos ismi anılan adaylardan bir diğeri. De Cos, kriz yönetimi konusundaki deneyimi ve dengeli, veri odaklı yaklaşmıyla öne çıkıyor.
Almanya Merkez Bankası’nın (Bundesbank) başında bulunan Joachim Nagel’in adı da sık sık Lagarde’den boşalacak koltuk için olası bir aday olarak telaffuz ediliyor.
Avrupa’nın en büyük ekonomisinin merkez bankasının başkanı olarak Nagel, mali disiplini temsil ediyor ve daha kapsamlı görevler için de açık olduğunu ifade ediyor.
Kenningham, bir sonraki ECB başkanının Euro Bölgesi’nin kilit hükümetlerinin liderleri nezdinde saygınlık ve güven uyandırması gerektiğini vurguluyor. Fransa’da bir aşırı sağ bir hükümetin Euro Bölgesi para politikalarını doğrudan yönlendirme konusunda kaydadeğer engellerle karşılaşması olası. ECB’nin öncelikli yükümlülüğü olan, orta vadede yüzde 2’lik enflasyon hedefi doğrultusunda fiyat istikrarını sağlama hadefi, 26 üyeli Yönetim Konseyi tarafından uzlaşıyla belirleniyor.
Bu nedenle tek bir ülkenin liderinin faiz oranlarını ya da politikalarını dayatması olası değil. Bir başka deyişle, Fransa’da AB’ye mesafeli bir aday seçilse bile enflasyon hedeflerinin terk edilmesi ya da büyüme adına gevşek para politikası uygulanması beklenmiyor.
Aşırı sağcı bir hükümet para politikasını etkiler mi?
Avrupa’da şu ana kadar hiçbir aşırı sağcı lider ECB’nin temel karar alma süreçleri üzerinde başarılı bir etki sağlayamadı. Ancak İtalya’nın popülist başbakanı Giorgia Meloni zaman zaman faiz kararlarını eleştirmişti.
Aşırı sağcı bir Fransız hükümetinden kaynaklanabilecek dolaylı baskılar, yüksek harcama planları ya da aşırı borçlanma üzerinden ortaya çıkabilir. Yatırımcılar temerrüt riskinin arttığını değerlendirirken bu durum devlet tahvili faizlerinin yükselmesine yol açabilir.
Bu da Fransa’da finansal istikrarı daha fazla tehlikeye sokabilir, hatta bu tehlike yüksek borca sahip diğer AB devletlerine de sıçrayarak ECB’yi müdahaleye zorlayabilir.
Fransa’da aşırı sağcı RN’nin liderleri seçilmeleri halinde Fransa’nın borç sorununu hafifletmeye yardımcı olması için ECB’ye baskı yapacaklarını söyledi.
Kaynak: DW-WORLD´s
