Site icon Rojnameya Newroz

TOTALİTERLEŞMEYE, İHVAN’LAŞMAYA KARŞI

Toplumun kadın-erkek ilişkileri konusundaki yeni yönergeleri Nihat Hatipoğlu’ndan öğrenir olması, tüm bunların “kadın-erkek eşitliği fıtrata ters” diyen bir Reis’in onayından geçmesi ve daha da kötüsü, hepsinin kadın dövmeye cevaz veren bir kitapla tescil edilmesi…

 TOTALİTERLEŞMEYE, İHVAN’LAŞMAYA KARŞI[*]

SİBEL ÖZBUDUN / Yazarın diğer yazıları için tıklayınız

“Uygarlığın seviyesini ölçmek için,

kadının hayat şartlarına bakın.”[1]

Olan (ve ne yazık ki “bitmeyen”)i, salt ve bağlamından kopartılmış bir “eril şiddet” klişesiyle açıklama ve/veya bir erkek(ler)- siyasal iktidar ortak komplosu olarak görme kolaycılığından sıyrılırsak;[2] AKP iktidarının Türk ortalamasının en olumsuz vasıflarını su yüzüne çıkardığını söyleyebiliriz: aydın nefreti, kendinden güçsüz karşısında dayılanma, güçlüye yaltaklanma, farklı olana güvensizlik, aşağılık kompleksine belenmiş bir kostaklanma hâli… İşin korkuncu, iktidar en yetkili ağzıyla, fethetmeye kararlı olduğunu ilan ettiği kültürel alanda tüm bu gösterilere destek sağlıyor, bu tutumların meşruiyetini dinden aldığı izlenimini yayıyor.

Kadınlar söz konusu olduğunda, toplumun ortalama kesiti ikili bir kırılma yaşıyor: İktidar partisi eliyle “modern/ uygar/ kentli/ rafine” vb. görünme zorunluluğunun ilga edilmesi, tersine, Recep İvedik’liğin, Polat Alemdar’lığın, ana akıma dönüşmesi… Toplumun kadın-erkek ilişkileri konusundaki yeni yönergeleri Nihat Hatipoğlu’ndan öğrenir olması, tüm bunların “kadın-erkek eşitliği fıtrata ters” diyen bir Reis’in onayından geçmesi ve daha da kötüsü, hepsinin kadın dövmeye cevaz veren bir kitapla tescil edilmesi…

İkinci kırılma ise, işsizleştirilmiş, geçimini sağlamada her gün daha zorlanır hâle gelen, yani ekonomik konumunu, dolayısıyla da “evin ekmek sağlayıcısı” (geleneksel) işlevini yerine getiremez hâle gelmiş erkeğin, gücünü kanıtlayabileceği neredeyse tek alanın kadına yönelik şiddet olması. İslâmcı magandalar minibüste, otobüste, sokakta giyimini-kuşamını ya da davranışlarını beğenmedikleri kadınlara saldırarak ve (es kaza yargı önüne çıkartılırlarsa) bunu “nefsimiz kabardı” diye savunarak iki işi birden yapıyorlar: İslâm’ın gündelik hayata nüfuzunu kadınların bedenleri üzerinden sağlamak (bu radikal İslâm’ın her yerdeki ortak stratejisi değil mi: Taliban, IŞİD, İran…) Ve ortalama erkek topluluğuna iktisadi hayatta uğradığı güç yitimini kadınlar (ve tüm diğer “azınlıklar”: devrimci gençler, Alevîler, Kürtler, gayrı müslimler, eşcinseller…) üzerinde uygulamakta alabildiğine özgür oldukları şiddetle telafi edebileceklerini göstermek.

Bu yaklaşım doğruysa, kadınların ve “azınlıkların” uğradığı özel ya da kamusal şiddet yalnızca mağdurların değil, ülkenin totaliterleştirilmesine, İhvan’laşmasına karşı olan herkesin derdidir.

21 Haziran 2017 18:50:33, İstanbul

N O T L A R 

[*] İleri Haber, 22 Haziran 2017…

[1] John Stuart Mill.

[2] İleri Haber: Son zamanlarda kadınlara yönelik şiddetin sıklıkla kamusal alanlara taşınması hakkında ne düşünüyorsunuz?  Basına yansıyan hâliyle Ayşegül Terzi otobüste, Ebru Tireli parkta ve son olarak Melisa Sağlam isimli bir kadın minibüste erkeklerin şiddetine maruz kaldı. Başka bir kadın ise Ankara’da bir otobüste tecavüze uğradı. AKP’nin hızla artan dinselleşme ve gericileştirme politikaları düşünüldüğünde nasıl değerlendiriyorsunuz bu saldırıları?  Kadınlar kamusal alandan özel alanlara mı itilmek isteniyor?

Exit mobile version