DESTPÊKGIŞTÎDERDORToprak Atlası 2025: Türkiye’de Toprak Geri Dönülmez Bir Eşiğe Sürükleniyor

Toprak Atlası 2025: Türkiye’de Toprak Geri Dönülmez Bir Eşiğe Sürükleniyor

Toprak Atlası 2025 Türkiye raporu, tarım arazilerinden ormanlara uzanan geniş bir tahribat tablosu ortaya koyuyor.

Türkiye’de toprak, binlerce yılın birikimiyle oluşmuş yaşamsal bir varlık olmaktan hızla uzaklaşıyor. Toprak Atlası 2025 Türkiye raporu, ülke genelinde toprakların iklim krizi, yanlış tarım politikaları, madencilik ve yapılaşma baskısıyla çok katmanlı bir yıkım sürecine girdiğini ortaya koyuyor. Heinrich Böll Vakfı İstanbul Ofisi tarafından hazırlanan kapsamlı çalışma, toprağın yalnızca çevresel değil, aynı zamanda toplumsal ve politik bir mesele olduğunu vurguluyor.

Rapora göre Türkiye’de toprak bozulumu artık istisnai değil, yapısal bir sorun haline gelmiş durumda. Erozyon, tuzlanma, organik madde kaybı ve kimyasal kirlilik, birçok bölgede tarım arazilerinin üretkenliğini kalıcı biçimde zayıflatıyor. Üst toprağın kaybı, gıda üretiminde dışa bağımlılığı artırırken, kırsal yoksulluğu da derinleştiriyor.

Tarım politikaları toprağı tüketiyor

Toprak Atlası 2025 Türkiye, endüstriyel tarım modelinin toprak üzerindeki yıpratıcı etkisine özellikle dikkat çekiyor. Kimyasal gübre ve pestisit kullanımına dayalı üretim, toprağın canlı yapısını yok ediyor. Yanlış sulama uygulamaları ise özellikle İç Anadolu, Güneydoğu ve kıyı ovalarında tuzlanma ve çoraklaşmayı hızlandırıyor. Raporda, bu sürecin yalnızca verim kaybı değil, aynı zamanda çiftçilerin geçim güvencesinin aşınması anlamına geldiği belirtiliyor.

Beton, maden ve enerji baskısı

Çalışma, tarım dışı arazi kullanımlarının yarattığı baskıyı da ayrıntılı biçimde ele alıyor. Maden ocakları, enerji santralleri, organize sanayi bölgeleri ve büyük altyapı projeleri; tarım alanlarını, meraları ve ormanları geri dönülmez biçimde tahrip ediyor. Bu yatırımların çoğu “kalkınma” ve “kamu yararı” gerekçesiyle hayata geçirilirken, yerel halkın ve üreticilerin toprakla kurduğu tarihsel bağ koparılıyor.

Rapora göre bu süreç, toprağın bir yaşam alanı olmaktan çıkarılıp sermaye için güvenli bir yatırım aracına dönüştürülmesinin sonucu.

Emek, eşitsizlik ve görünmeyen bedeller

Toprak Atlası 2025, toprakla kurulan ilişkinin emek boyutunu da merkeze alıyor. Mevsimlik gezici tarım işçileri; güvencesiz çalışma, sağlıksız barınma koşulları ve çocuk işçiliğiyle karşı karşıya kalıyor. Raporda, kadınların tarımsal üretimdeki belirleyici rolüne rağmen karar mekanizmalarından dışlandığına dikkat çekiliyor. Toprak tahribatının, sınıfsal ve toplumsal eşitsizlikleri daha da derinleştirdiği vurgulanıyor.

İklim krizi toprağı kırılganlaştırıyor

İklim değişikliği, raporda toprak krizinin hızlandırıcı unsuru olarak ele alınıyor. Kuraklık, ani yağışlar, don olayları ve sıcaklık artışı; toprağın su tutma kapasitesini düşürüyor, erozyonu artırıyor. Bu durum yalnızca tarımsal üretimi değil, su güvenliğini ve ekosistemlerin bütünlüğünü de tehdit ediyor.

Çözüm: Onarıcı ve kamusal bir yaklaşım

Toprak Atlası 2025 Türkiye, mevcut gidişatın değişmemesi halinde toprak kaybının geri dönülemez boyutlara ulaşacağı uyarısında bulunuyor. Raporda çözüm olarak; agroekolojik üretim modellerinin yaygınlaştırılması, küçük üreticinin desteklenmesi, toprağın kamusal bir varlık olarak ele alınması ve yerel bilgiye dayalı politikaların güçlendirilmesi öneriliyor.

Çalışma, toprağın korunmasının yalnızca çevre politikası değil, gıda egemenliği, sosyal adalet ve yaşam hakkı meselesi olduğunun altını çizerek sona eriyor.

Raporun tamamına buradan ulaşabilirsiniz.

Rojnameya Newroz

GIŞTÎ