DESTPÊKSIYASETİran: Örgütsüzlük Ve Programsızlık Aşılamıyor! 

İran: Örgütsüzlük Ve Programsızlık Aşılamıyor! 

Sinan Çiftyürek, süregelen direniş dalgasını sınıfsal, ulusal ve siyasal kırılganlıklar üzerinden analiz ediyor.

İran’da Molla rejimine karşı meydanlar, sokaklar yine hareketli ama yine aynı sorun yaşanıyor; halk, halklar, işçi, küçük üreticiler örgütsüz! 

Yıllardan beri Molla rejimine karşı; 

Bazen; ekonomik krizin tetiklediği ve Tahran Bazar esnafının başını çektiği direnişler, 

Bazen; Kürt ve diğer ezilen halkların ulusal özgürlük talebiyle başlattığı başkaldırılar, 

Bazen; temel hak ve özgürlükleri baskılayan despot Molla rejimi altında nefes alamayan öğrencilerin başını çektiği ve yayılan protestolar, 

Bazen de 2022’de olduğu gibi Jina Amini’nın katledilmesiyle isyan bayrağını açan kadınların Jin Jîyan Azadî şiarı ile başını çektiği büyük başkaldırılar… yaşanıyor. Ancak her defasında halklar, kadınlar, gençler ağır bedeller ödemesine rağmen direniş, başkaldırı Molla rejimi despotizmi tarafından bastırılıyor. Neden? 

Bunun birden fazla nedeni var ama esas olarak üçü önemlidir. Birincisi, halkların ve işçi sınıfının siyasal ve mesleki olarak örgütsüz olmasıdır. Bununla bağlantılı İran sol, devrimci, komünist hareketinin kendisinin örgütsüzlüğü aşamamasıdır. İkincisi; Kürt ulusal özgürlük mücadelesi ile İran işçi sınıfı ve halklarının kalıcı ittifakının kurulamamış olmasıdır. Neden kurulamıyor ayrı bir yazı konusu. Üçüncüsü; Molla rejimini ayakta tutan ana sütun olan başta Tahran Kapalıçarşı (ki 10 km uzunluğu olan büyüklükte) yani Bazar esnafı olmak üzere İran tüccar ve esnafın halen rejimle yolarını ayırmamış olmasıdır. 

Halklar her defasında geri çekilip güç toplayarak ilk fırsatta despot rejime yine başkaldırıyor ama örgütsüzlüğün ve alternatif yaratamamanın yarattığı benzer sonuçlarla yüzleşiyor. Elbette bu başkaldırı ve protestolar yenilgiye uğratılsa bile nihai hesaplaşma yolunda güç ve deney birikimi olarak arka cepheyi güçlendiriyor. Ama neden sorusuna yanıt aranırken genel örgütsüzlüğün yanı sıra İran halkları ve işçi sınıfı dinamikleri ile Kürt ulusal özgürlük dinamikleri neden ortaklaşmıyor sorusuna öncelikle yanıt aramalı. 

Son olarak yüksek enflasyonla paralel artan fiyatlar ve ekonomik durgunluğa Riyal’ın döviz karşısında olağanüstü değer kaybetmesi olarak büyük devalüasyon eklenince 28 Aralık 2025 Pazar gününden itibaren Tahran esnafının protestosu ile başlayan ve hızla onlarca kente yayılan yeni bir direniş-eylem dalgası gelişti ve devam ediyor. İran Riyal’inin yaşadığı büyük devalüasyonun beraberinde getirdiği fiyat dalgalanmalarının ithalata yansımasıyla iç pazarda satışlar felç oldu. Basına açıklamalarda bulunan Tahran esnafı, “bu koşullar altında iş yapmaya devam etmenin imkansız hale geldiği… durum netleşene kadar işlemleri ertelemeyi tercih ettiklerini” belirtiyorlardı.  

Süren protestolar, 2022 yılı eylemlerinden bu yana yaşanan en kapsamlı kitle hareketi! Hem hızla İran bütününe yayıldı hem de ekonomik kalkışlı eylemler kısa sürede sokaklarda yükselen özgürlük ve adalet şiarlarıyla siyasallaştı. İran’da Molla rejimine karşı gelişen her kalkışmanın siyasallaşacağı açık çünkü yaygın siyasal öfke zaten yıllardır var mesele bu son kalkışma Molla rejiminin yıkılışını getirir mi? 

Belli aralıklarla yaşanan başkaldırıların Molla rejiminde ciddi kırılmalara yol açarak yıprattığı görülüyor. Yani ekonomik kriz altında rejim zayıflamış ve yalnız, halk hareketi ise arkaladığı ayaklanma deneyimleri var ve ayrıca bölgesel küresel desteğe sahip ama kendiliğinden olup örgütsüz ve programsız. İran’da rejimin en önemli muhalif dinamiği olan Kürt ulusal demokratik hareketi ise İran genel muhalefetiyle ittifakı zayıf dolayısıyla bunun ve devam eden alternatifsizliğin de etkisiyle bu son kalkışmalarda elbette protestoların yanında ama temkinli hareket ediyor. Çünkü geçmiş başkaldırılarda Rejimin en kanlı saldırısına Kürdistan halkları uğradı ki şimdi de Rejim güçleri Kürdistan, Belucistan vb. eyaletlerde en ağır saldırılarını sürdürüyor. Üstelik buralarda halk ekonomik nedenlerle sokaklara çıkmış olsa da hali hazırda siyaseten bu son kalkışmaya ulusal özgürlük talepleriyle dahil olmadığı halde. 

Durumun kırılganlığının farkında olan İran Molla rejimi bu kez pratiği değişmese de söylemde farklı bir dil kullanmaya başladı. Sözde halktan gelen eleştiri ve taleplere kulak verileceği seçilmiş en üst yetkili olarak Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan; “Bu sorunların kaynağı biziz. Ülkeyi yönetmede başarısız olduk. Sorumluluk bize aittir ve sorunları Amerika’nın üzerine atamayız” diyerek başarısızlıklarının ve halklar karşıtı politikalarının sorumluluğunu kabul etti. Hatta İran hükümet sözcüsü Fatima Muhacerani basın toplantısında daha da ileri giderek “Protestoları, krizleri ve zorlukları görüyoruz, duyuyoruz ve resmi olarak tanıyoruz” devamla “Protesto meşru ve anayasamızda tanımlanmış barışçıl haktır” dedi. Ayrıca Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ın “Bakanlar Kurulu toplantısında halkla sürekli diyalog kurulmasının ve protestoların arkasındaki gerçek taleplerin dinlenmesinin önemine dikkat çektiğini” aktardı. Aktardı aktırmaya lakin bu söylemlere rağmen “anayasal hak olan barışçıl protestolara” yine kurşun yağdırıldı ve gözaltı furyası başlatıldı. 

Çünkü rejimin esas yöneticisi ya da icra gücü seçilmiş Cumhurbaşkanı ve kurduğu hükümet değil. Ülke tepedeki dini despot Ayetullah Hamaney ve elit mollalardan oluşan dar bir grup tarafından yönetilir son sözü esas “Rehberi Muazzam” olan Hamaney söyler. Zaten dikkat çekicidir ki sokaktaki muhalif hareketin öfkesinin hedefinde de seçilmişler (cumhurbaşkanı, bakanlar vb.) değil esas despot rejimin tepesindeki Hamaney ve ekibi vardır. 

Dolayısıyla Hükümetin yumuşak mesajlarına karşın kendini rejimin esas sahibi gören, İran Başsavcısı Muhammed Kazım Muvahhidi Azad’ın açıkça barışçıl göstericileri “güvenliği tehdit etmesi, kamu mallarına zarar verilmesi ya da dış gündemlere hizmet etmesi halinde ağır ve caydırıcı cezaların uygulanacağını” söyledi. Söylemesi yetti çünkü tetikte bekleyen başta milis gücü Besic olmak üzere polis ve istihbarat harekete geçmişti bile. Yani Molla rejiminde seçilmiş Cumhurbaşkanı ve hükümetinin halkın ekonomik taleplerinin meşru olduğunu resmen kabul etmesi sahada karşılık bulmadı çünkü rejimin koruyucu militarist güçleri başsavcının çağrısıyla harekete geçmişti.  

Durum buyken; 

I – Hükümetin ekonomik ve siyasal alandaki başarısızlıkları Pezeşkiyan’ın, Merkez Bankası Başkanı Muhammed Rıza Farzin’i görevden alarak yerine eski Ekonomi Bakanı Abdolnasır Hemmati’yi atamasıyla çözümlenemez. Ekonomik krizin kökleri İran Molla rejiminin 47 yıldır uyguladığı ve neoliberal kapitalist politikalardan daha beter politikalarında yatmaktadır. Molla rejimi yıkılmadan da düzelmesi mümkün değil. 

II – İranlı Fedai yoldaşlar da bu son protestolar üzerine; “Mevcut ekonomik krizin kökeni tarihsel ve kapsamlıdır, sadece ekonomik nedenleri yoktur; öyle ki şu yönetici veya bu bakan değişince sorun çözülsün. Bu sorun tamamen yapısal, makro ve tarihseldir ve İslam Cumhuriyeti’nin politik ekonomi yapısına dayanır. Her ne kadar bu sorunların birçoğu devrim öncesi tarihsel dönemin mirası olsa da İran’ın ekonomik sorunları politik kökenlidir ve bu kökene ve yapısal reformuna değinilmediği sürece, diğer her eylem sorunu çözmek değil, krizi ertelemek anlamına gelir” diyorlar. 

III – Belirtmeye gerek yok ki yaşanan ekonomik krizler Mollaların polis rejimi marifetiyle çözülemez. Halkların, kadınların, Kürt halkının siyasal-ulusal özgürlük, demokrasi ve ekonomik kurtuluş mücadelesi durdurulamaz. Geçici olarak bastırılabilir ama her defasında dipten gelişen dalgayla büyüyerek eninde sonunda zafer elde edecektir. Bununla birlikte süren protestolardan hareketle “Molla rejimi bu defa gidecek, yıkılması an meselesi” vb. yaklaşımlardan uzak durulmalıdır. Hem daha Tahran, Tebriz vb. büyük kentler halen tam hareketlenmedi. Hem ayrıca alternatif model ve iktidar programıyla hedefleriyle oluşmamıştır. ABD’deki Şah Rıza Pehlevi ve monarşi rejimini İran’da ciddiye alan yok.  

IV – Bazarcılar ve esnafın başını çektiği direnişlerin ekonomik talepleri “genellikle mevcut kapitalist düzenin ve serbest piyasanın korunması çerçevesinde şekillenir. Onlar ekonomik istikrar isterler ki ticaretleri canlansın diye. Oysa ulusal özgürlük uğruna mücadele eden Kürt halkının hedefleri rejim değişikliği mümkün olabilir. Ve itiraz eden işçiler, küçük üreticiler “kurtuluşu siyasal ve ekonomik yapıların köklü biçimde değiştirilmesinde ararlar”. 

Sonuç olarak; yaşananlardan çıkarılacak derslerle halkların, kadınların özel de de İşçi sınıfının mesleki ve siyasal örgütsüzlüğü aşmaları parti ve örgütlerin önündeki en acil ve temel görev olarak duruyor. Kürt halkı ise özgün ulusal talepleriyle ulusal ittifakını kurarak her gelişmeye hazır olmalıdır.  

3 Ocak 2026 

canbegyekbun@hotmail.com 

GIŞTÎ