18 Ocak 2026 tarihinde Suriye’de merkezi hükümet ile Suriye Demokratik Güçleri arasında zoraki bir “Ateşkes ve Tam Entegrasyon Anlaşması” imzalandı.
Bu anlaşma ile Türkiye, ABD, İsrail ve daha birçok Arap ülkesi tavırlarını ve tercihlerini merkezi hükümetten, IŞİD’lilerden yana kullandılar.
Kürt meselesi, Filistin’in hamisi Türkiye ile Filistin düşmanı İsrail’i ortak bir paydada birleştirdi.
5-6 Ocak 2026 tarihinde ABD gözetiminde gerçekleştirilen İsrail–Suriye görüşmelerinde varılan mutabakat masasında Filistin’in Gazze’si ve Kürtlerin Rojava’sı vardı.
Başarılı bir pazarlık oldu, iyi bir alışveriş yaptılar.
Türkiye ve İsrail, Suriye’ye kalıcı olarak yerleşmek istiyorlar.
Ankara bu anlaşmayı, Suriye’nin bütünlüğü ve Türkiye’nin güvenliği açısından önemli bir adım olarak görüyor.
“Tüm dünyaya sesleniyorum: Bedeli ne olursa olsun, Suriye’nin kuzeyinde, Türkiye’nin güneyinde devlet kurulmasına asla müsaade etmeyeceğiz,” diyor RT Erdoğan.
Ankara’nın derdi “Kürt anasını görmesin”; Kürtler dünyanın her neresinde olursa olsun siyasi bir statü elde etmesinler.
Oysaki Türkler ve diğer halklar gibi Kürtlerin de “kaderini tayin hakkı” vardır.
Kiminle beraber yaşayacaklarına kendileri karar vermelidir.
Rojava’daki zengin petrol ve doğalgaz sahaları, verimli topraklar ve önemli su kaynaklarının Kürtlerin elinde olması bu güçleri rahatsız ediyordu.
ABD Senatosu üyesi Lindsey Graham ve birçok sağduyulu senatör, Kürtlerin katledilmelerine ve topraklarından sürülmelerine şiddetle karşı çıkmışlardır.
ABD Senatosu’nun etkili isimlerinden Lindsey Graham, Suriye hükümet güçlerinin kuzeyde Rakka’ya doğru ilerlemesini “kırmızı çizgi” ilan etti. Graham, Şara yönetimini uyararak operasyonun devam etmesi hâlinde dondurulan Sezar Yasası yaptırımlarının çok daha ağır bir şekilde geri döneceğini ve ABD–Suriye ilişkilerinin kalıcı olarak kopacağını vurguladı.
ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şaraa ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde, Suriye’deki Kürt meselesinin barışçıl yöntemlerle çözülmesi çağrısında bulundu.
Wall Street Journal’ın Beyaz Saray’daki üst düzey kaynaklara dayandırdığı habere göre Vance, Şaraa ile telefonda görüşerek bölgedeki gerilimin sonlandırılmasını talep etti.
BM Genel Sekreter Yardımcısı Sözcüsü Ferhan Haq, Rojava’da insani felaketin ve IŞİD tehdidinin büyüdüğü uyarısında bulundu.
Bu süreci, gecekondu üniversitelerin kendi tabirleriyle sözde sahte diplomalı profesörleri, kirli ve kanlı paralarla kurulan TV kanallarında zil takıp oynayarak anlatıyorlar.
Aslında bu satranç oyununun tek kaybedeni Türkiye’dir.
Kürtler, her hâlükârda demokratik haklarını elde edeceklerdir.
Suriye şimdilik bölünmekten kurtuldu. Dün Ortadoğu’yu dizayn eden güçler, yarın yine yeni Ortadoğu haritasını cetvelle çizerler.
İsrail, artık işgal ettiği Golan Tepeleri’nden çıkmaz.
Türkiye Kürtleri kaybetti. Kürtler ruhen kopuş yaşadılar.
Şunu unutmayın ki Suriye’yi kim yönetirse yönetsin, dün olduğu gibi bugün de Kürtler kendi topraklarında yaşayacaklardır. Hem de dünkü koşullardan daha iyi koşullarda yaşayacaklardır.
Bu halk, “Kobani Ruhu”nu yaratmış bir halktır.
Bugün Türkiye’nin çelme takmasıyla sendeleyip düşmüştür. Kalkıp direnerek, soğukkanlı bir şekilde yoluna devam edecektir.
Kim ne derse desin Kürtler, Ortadoğu’nun siyasi öznesi konumundadırlar.
Kürtler, enseyi karartmadan birleşerek “ulusal birlikteliklerini” sağlayacak ve demokratik mücadelelerine, düştükleri yerden kalkarak devam edeceklerdir.
