Roboskî Katliamı, aradan geçen 14 yıla rağmen kapanmayan bir dosya, dinmeyen bir adalet talebi ve Kürt halkının kolektif hafızasında derin bir yara olarak yaşamaya devam ediyor. 28 Aralık 2011 gecesi Şırnak’ın Uludere ilçesine bağlı Roboskî (Ortasu) köyü kırsalında Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ait savaş uçaklarının bombardımanında 34 sivil yaşamını yitirdi. Ölenlerin neredeyse tamamı geçimini sınır ticaretiyle sağlayan köylülerdi; içlerinde 18 yaşından küçük çocuklar da vardı.
Katır sırtında eve dönen siviller “hedef” sayıldı. Bombardıman saatlerce sürdü. Yaralılara yardım gönderilmedi, askeri birlikler bölgeye ancak gecikmeli ulaştı. Köylüler parçalanmış bedenleri katırlarla taşıdı. Roboskî’de yalnızca insanlar değil, adalet duygusu da toprağa gömüldü.
“İstihbarat hatası”ndan cezasızlığa uzanan yol
Katliamın hemen ardından devlet yetkilileri olayı “istihbarat hatası” olarak niteledi. Ancak bu açıklama, gerçeği aydınlatmak yerine onu perdelemeye yaradı. Bölgenin sivil geçişlere yıllardır açık olduğu, bombalanan grubun silahlı olmadığı ve askeri tehdit oluşturmadığı biliniyordu. Buna rağmen emri veren askerî ve siyasi sorumlular hiçbir zaman açıklanmadı.
Roboskî, böylece “hata” denilerek geçiştirilen ama tüm yönleriyle katliam olan bir devlet suçu olarak kayıtlara geçti.
Kapatılan dosyalar, yargılanmayan failler
Aradan geçen yıllar boyunca Roboskî davası sistemli biçimde etkisizleştirildi. Askerî savcılık takipsizlik kararı verdi. Dosya sivil yargıya taşınmadı. Anayasa Mahkemesi “başvuru süresi aşıldı” gerekçesiyle dosyayı reddetti. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi süreci de sonuçsuz bırakıldı.
Bu süreç, Türkiye’de Kürtlere yönelik ağır hak ihlallerinde işleyen cezasızlık rejiminin bir özetine dönüştü. Roboskî dosyasında tek bir kamu görevlisi yargılanmadı, tek bir siyasi sorumlu hesap vermedi.
Aileler konuştu, devlet sustu
Roboskîli aileler için acı zamanla azalmadı; aksine her yıl büyüdü. Aileler “intikam değil, adalet” talep ettiklerini her fırsatta dile getirdi. Anma törenleri baskılarla engellendi, aileler gözaltılarla, soruşturmalarla susturulmak istendi.
Bir anne şu sözlerle seslendi:
“Çocuklarımızı bombalarla aldılar, sonra da adaleti gömdüler. Biz susarsak, bir daha bu katliamlar yaşanır.”
Kürt coğrafyasında süreklilik gösteren bir politika
Roboskî ne ilk ne de son oldu. Köy boşaltmaları, faili meçhul cinayetler, sınırda vurulan siviller ve askerî operasyonlar Kürt coğrafyasında süreklilik arz eden bir devlet politikasının parçaları. Roboskî, bu politikanın en çıplak hâliyle açığa çıktığı yerlerden biri oldu.
Bu nedenle Roboskî, yalnızca bir trajedi değil; Kürt sorununun çözümsüzlüğünün, savaş politikalarının ve inkârın kanlı bir sonucudur.
Medyanın sessizliği, hafızanın direnişi
Katliamın ardından ilk günlerde Roboskî gündemdeydi. Ancak zamanla ana akım medya sessizliğe gömüldü. Ailelerin sesi kısıldı, devletin anlatısı sorgulanmadı. Bu sessizlik, hafızayı silmeye dönük bilinçli bir tercihti.
Fakat Roboskî unutulmadı. Her yıl mezarlık başlarında, sınır hattında ve meydanlarda isimler tek tek okundu. Çünkü Roboskî hatırlandıkça cezasızlık teşhir oldu.
14 yıl geçti: Failler yargılanmadı, hakikat resmen kabul edilmedi, adalet sağlanmadı…
Bu nedenle Roboskî, geçmişte kalmış bir olay değil; bugün de süren bir adaletsizliktir.
Rojnameya Newroz
