ANASAYFASİYASETOsmanlı'dan Miras: Devşirme Sistemi ve Kürtler 

Osmanlı’dan Miras: Devşirme Sistemi ve Kürtler 

Devşirme ırkçı akademisyenler, 21. yüzyılda Kürt coğrafyasında tekrardan "Zorunlu iskân politikası"nı uygulamaya sokmak istiyorlar.

Osmanlı, yönetim kademelerine ve önemli kilit noktalara, gayrimüslimlerden ve Balkan ülkelerinden devşirdiği 5-20 yaş aralığındaki çocukları ve gençleri seçer, yetiştirirdi. 

Daha sonra Balkanlar’dan ve Anadolu’dan İstanbul’a getirilen bu gençler, Acemi Oğlanlar Ocağı’na kaydedilir ve burada eğitilirdi. Yetenekli ve başarılı olanlar, saraydaki Enderun mektebine alınır, geri kalanlar ise Yeniçeri Ocağı’nda asker olurdu. 

Enderun’da yetişenler padişah adına sancak beyleri, beylerbeyi, kadılık, sadrazamlık gibi görevlere getirilirdi. 

Osmanlı, Türklerden, Kürtlerden, Ruslardan ve Yahudilerden devşirme almazdı. 

Türkiye, devşirme sistemindeki bu katı kuralı bozdu. 

Türkiye’nin devşirme sistemi, işine yarayan herkesi aldı. 

Enderun mektebi, devşirme bürokratlar yetiştirdi. Hepsi ehliyetli, liyakatli ve diplomalıydı. 

Türkiye kendi devşirmelerinde ehliyet, liyakat ve diploma aramazdı. Tek kriter, devletin işine yaramaktı. 

Devletin işine yaradığı kadar değerlidir. Hiçbir hatası affedilmez. 

Akademik Bakış Dergisi yazarı Yasin Akyıldız’a göre, bugün Irak topraklarında yer alan Musul ve Kerkük şehirlerinin tapusuyla beraber Osmanlı padişahına ait olmasına rağmen, cumhuriyet döneminde bu toprakların, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve zor şartlar sebep gösterilerek, işgalci kuvvetlerin emellerini destekleyecek şekilde verilmesi ya da 12 Ada’nın teslim edilmesi gibi stratejik hatalar gibi gözüken ve akabinde “mecburduk” cümlesini kurduran süreçlerin, günümüzde devşirmelerin eliyle yapılan uygulamalar olduğu görülmektedir… diyor. 

Burada, devşirme olarak görülen Kürt İsmet İnönü eleştirilmektedir. 

Yani devşirmelerin başarısız olmak gibi bir şansı yok. 

Ülkenin yönetim kademelerinde yer alan ekseri çoğunluğu devşirmeler oluşturur. Devşirmelere devletin önemli ve kritik kademelerinde yer verilir. 

Ülkenin bugün böyle bir sorunlar yumağı hâline gelmesinin en önemli sebeplerinden biri de, bu devşirmelerin kendilerini ülkenin öz sahipleri olarak görmeleri ve ülkeyi yanlış yörüngeye sokmalarıdır. 

Devletin güvenlik politikası bu devşirmeler, özellikle de tetikçi akademisyen ve bürokratlar üzerinden yürütülür. 

Bu devşirmelerin en tehlikelileri de “Kürt devşirme”lerdir. Bunlar, bir belediyenin temizlik işçisi olduklarında bile kendilerini o kurumun en yetkili kişisi olarak görürler. 

Bu devşirme ırkçı akademisyenler, 21. yüzyılda Kürt coğrafyasında tekrardan “Zorunlu iskân politikası”nı uygulamaya sokmak istiyorlar. 

Özbek ve Uygur Türkleri’ni getirip Fırat ve Dicle su havzasındaki köylere yerleştirmek istiyorlar. 

Bu ülke güvenliğini, Kürtlerin “ser xete bin xete” dedikleri Kürt coğrafyasının güney yönünde, yapay Suriye sınırının üst tarafına yani Fırat ve Dicle havzasına Uygur ve Özbekler’i, “bin xete” dedikleri Afrin, El-Bab, Azez, Cerablus, Cinderes, Tel Abyad, Resulayn gibi bölgelere de Arap aileleri yerleştirerek Kürtler arasına “Arap Kemeri” güvenlik şeridi çekmek istiyorlar. 

Uluslararası hukuk, zorunlu nüfus transferlerini insanlık suçu ve savaş suçu olarak tanımlar. Bunu, ırkçı, tetikçi, devşirme akademisyenler çok daha iyi bilirler. Ancak bu uluslararası kurum ve kuruluşların görev ve sorumluluklarını layıkıyla yerine getirmediklerini, getiremediklerini bildikleri için bu insanlık ve savaş suçunu pervasızca işleyebiliyorlar. 

Sonuç olarak Kürtler, “ser xete bin xete”de devşirmelere rağmen önemli aktör olmuşlardır. 

Yazarın diğer makaleleri… 

AKTÜEL