DESTPÊKKURDISTAN10 Mart Mutabakatı’ndan Lozan’a 

10 Mart Mutabakatı’ndan Lozan’a 

Suriye’de 10 Mart Mutabakatı, ülkenin yeniden inşası için önemli bir fırsat sunuyor; ancak süreç dış müdahalelerle tehdit altında.

Suriye’de Baas rejiminin 8 Aralık 2024’te yıkılmasının üzerinden bir yıl geçti. 

Ancak aradan geçen zamana rağmen Suriye’de hâlâ demokratik bir rejim kurulabilmiş değil. Mevcut koşullar altında böyle bir rejimin kurulması da oldukça zor görünüyor. 

Bugün gelinen noktada Suriye, Baas rejiminden kurtulmuş olsa da, bu kez çok daha geri bir uydu devlet olma yolunda ilerliyor. 

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) adına Mazlum Kobani ile Suriye’deki Şam Geçici Hükümeti adına Ahmed el-Şara arasında imzalanan 10 Mart Mutabakatı ise ülkenin yeniden inşası ve demokratikleşmesi açısından son derece önemli bir fırsat sunuyor. 

Buna karşın Rojava’nın; üniversiteleriyle, hastaneleriyle, postanesiyle, emniyetiyle ve yüz bini aşan güvenlik gücüyle kurumsallaşarak elde ettiği statüyü HTŞ iktidarına ya da Şam’daki cihatçı yapılara devretmesi elbette mümkün değildir. 

10 Mart Mutabakatı 

  1. Tüm Suriyelilerin etnik, dini veya mezhepsel fark gözetilmeksizin devlet kurumlarına eşit katılım hakkının tanınması ve liyakat temelli kadrolaşmanın esas alınması. 
  1. Kürtlerin, Suriye’nin kurucu ve asli unsurlarından biri olarak tanınması; anayasal ve vatandaşlık haklarının güvence altına alınması. 
  1. Ülke genelinde ateşkesin sağlanması ve çatışmaların durdurulması. 
  1. Kuzey ve Doğu Suriye’deki askerî ve sivil kurumların, stratejik tesisler dâhil olmak üzere, devlet kurumlarına entegre edilmesi. 
  1. Yerinden edilen insanların güvenli dönüşünün garanti altına alınması. 
  1. Etnik ve mezhepsel nefret söylemi ile ayrılıkçı propagandanın yasaklanması. 
  1. SDG’nin silahlı bir yapı olarak devlet ordusuna entegre edilmesi ve ortak bir güvenlik anlayışının geliştirilmesi. 
  1. Liyakat temelli ve çoğulcu bir temsil sistemiyle devlet kadrolarına katılımın düzenlenmesi. 

Sürecin İşleyişi 

Oysa sürecin bu şekilde işlemesi ve toplumsal barışın tesis edilmesi gerekirken, dış müdahaleler sonucu bu mutabakat yalnızca üç gün sonra ihlal edildi. 

Ahmed el-Şara, 13 Mart 2025’te geçici anayasa bildirisini imzalayarak bu durumu resmen ilan etti. 

10 Mart Mutabakatı’nın ruhuna açıkça aykırı olan bu metinde, devletin resmî dini İslam olarak belirlenirken devletin resmî adı da Suriye Arap Cumhuriyeti ilan edildi. 

Bu düzenleme, Selefi cihatçı gruplar dışındaki Kürtler, Dürziler, Aleviler ve diğer gayrimüslim Hristiyan topluluklar açısından ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. 

SDG temsilcilerinden Eldar Xelil ise mutabakatı kabul ettiklerini belirtirken, “Suriye Savunma Bakanlığı’nın bireysel entegrasyon teklifini reddediyoruz” diyerek net bir tavır ortaya koydu. 

Zira HTŞ’nin hedeflediği şey entegrasyon değil, YPG’nin askerî gücünü tasfiye etmektir. 

YPG Silah Bırakırsa Ne Olur? 

  • IŞİD’in açık hedefi hâline gelirler, 
  • SDG’nin direnerek elde ettiği siyasî statü ortadan kalkar, 
  • Rusya’nın ve güdümündeki Beşar Esad’ın yarın ne yapacağı belirsiz bir denkleme dönüşür, 
  • Sinsice mevziye yatmış diğer Kürt düşmanlarının nasıl hareket edeceği öngörülemez. 

Tüm bu olumsuzluklara rağmen YPG’nin silah bırakması hâlinde, Suriye’de Sünni cihatçı Araplar dışındaki bütün yapılar sistematik biçimde tasfiye edilir. 

İsrailli Dürzi lider Şeyh Muvaffak Tarif, Suriye’deki Dürzi toplumunun güvenliğinin sağlanması için ABD’nin devreye girmesi gerektiğini belirterek, Suriye’deki tüm azınlıkların haklarının güvence altına alınması ve yeni katliamların önüne geçilmesi çağrısında bulundu. 

Artık herkes yaklaşan tehlikenin farkındadır. 

Tarif ayrıca, Dürzilerin kendi kaderini tayin hakkına ve azınlıkların güvenliğine vurgu yaparak, Dürzilerin silah bırakmasının söz konusu olmayacağını ifade etti ve “güvenlik” ihtiyacının altını bir kez daha çizdi. 

Arap Lozan’ı 

Nasıl ki Türk Lozan’ı, ülkenin kurucu unsurlarını, değerlerini ve kültürel zenginliklerini reddederek her şeyi tekçiliğe indirgediyse, Suriye’de imzalanan 10 Mart Mutabakatı da bugün aynı şekilde yok sayılmak isteniyor. 

Açıkça bir “Arap Lozan’ı” oyunu oynanıyor. 

Türkiye destekli eski bir milis komutanı olan ve şu anda Suriye’nin yeni güvenlik yapılanmasında tugay komutanı olarak görev yapan Ebu Amşa, yayımladığı bir videoda “Sadece talimat bekliyoruz” diyerek SDG’ye açıkça gözdağı verdi (Nerinaazad). 

Peki, Amşa bu talimatı kimden bekliyor? 

HTŞ yönetiminin Suriye’de yaşayanlar için güvenli bir yapı oluşturmadığı ortadayken, hiç kimse bu “Arap Lozan’ı”na müsaade etmeyecektir. 

Ankara’nın Şam’la kurduğu yakın ilişkiler ile bazı akademisyenlerin ve bölgedeki kirli medya mensuplarının açıklamaları, Kürtleri, Dürzileri ve Alevileri ciddi biçimde kaygılandırmaktadır. 

İsminin önünde profesör unvanı bulunan İlber Ortaylı’nın, “Türkiye, Suriye’yi bir şekilde kontrol altında tutmalı. Bu emperyalist bir durum değil” sözleri bu kaygıyı daha da derinleştiriyor. 

Eğer bu emperyalist bir durum değilse, nedir? 

Devamında ise “Suriye’nin kuzeyini elimizde tutmazsak bu iş yürümez” ifadelerini kullanıyor. 

Oysa yüz yıldır Kuzey Suriye olmadan yürüyen bu düzen, bugün neden yürümesin? 

Madem kuzeyi elinizde tutuyorsunuz, o hâlde güneyi de halledin ve oraya da bir plaka numarası iliştirin. 

Suriye Özerk Yönetimi Dış İlişkiler Ofisi Eş Başkanı İlham Ahmed’in, “Türkiye’ye karşı düşmanlık niyetimiz yok, savaşmak gibi bir niyetimiz yok. Aksine ortak çıkarlarımız olduğunu söylüyoruz” açıklamasına rağmen bu Kürt düşmanlığı neden sürüyor? 

Türkiye, cihatçı yapıları ne kadar desteklerse desteklesin, uygar dünya; IŞİD’e karşı kahramanca direnen, sonuç alan, çağdaş ve seküler Suriye Demokratik Güçleri’ni desteklemeye devam edecek, dün olduğu gibi bugün de onların yanında yer alacaktır. 

Sonuç olarak, üzerine vazife olmayanlar Suriye’nin istikrarını; Kürtlerin, Dürzilerin, Alevilerin ve diğer gayrimüslim Hristiyan grupların yok sayılması ve inkârı üzerine inşa edemez. 

Rojnameya Newroz

GIŞTÎ