DESTPÊKKADINLeyla Zana’ya yönelik nefret söylemi: Tribünlerden siyasete uzanan karanlık dil 

Leyla Zana’ya yönelik nefret söylemi: Tribünlerden siyasete uzanan karanlık dil 

Futbol tribünlerinde Leyla Zana’ya yönelik kullanılan ırkçı ve cinsiyetçi ifadeler, yalnızca bir hakaret tartışması değil; Türkiye’de nefret söyleminin nasıl normalleştiğini ve cezasız bırakıldığını bir kez daha gözler önüne serdi.

Leyla Zana’ya yönelik nefret söylemi, son günlerde kamuoyunda yeniden tartışma konusu oldu. Bir futbol karşılaşmasında tribünlerden yükselen ırkçı ve cinsiyetçi tezahüratlar, geçmişten bugüne Kürt kimliğine ve kadın siyasetçilere yönelen saldırıların sürekliliğini ortaya koydu. Tepkiler, olayın münferit olmadığını; aksine toplumsal ve siyasal bir sorunun yansıması olduğunu gösterdi. 

Tribünlerde üretilen nefret dili 

Bursaspor–Somaspor karşılaşmasında bazı taraftarların Leyla Zana’yı hedef alan söylemleri, spor alanlarının uzun süredir nefret dilinin serbestçe dolaşıma sokulduğu mekânlar hâline geldiğini bir kez daha kanıtladı. Uzmanlara göre bu tür tezahüratlar, anlık öfke patlamalarından ziyade yıllar içinde normalleştirilen ayrımcı söylemlerin ürünü. 

Kadın ve insan hakları örgütleri, tribünlerde kurulan bu dilin yalnızca hedef alınan kişiyi değil, toplumun tamamını etkileyen bir zehir taşıdığına dikkat çekti. 

Siyasal tepki: Bireysel hakaret mi, politik mesaj mı? 

Leyla Zana’nın tarihsel ve sembolik konumu, yaşananları sıradan bir hakaretin ötesine taşıdı. Kürt siyasetinde önemli bir yere sahip olan Zana’ya yönelen bu söylemler, birçok siyasi aktör tarafından Kürt kimliğine ve kadınların siyasetteki varlığına yönelik açık bir saldırı olarak değerlendirildi. 

Muhalefet partileri ve sivil toplum temsilcileri, Türkiye Futbol Federasyonu’nu ve yargı makamlarını göreve çağırarak, nefret söylemiyle mücadelede çifte standart uygulandığını vurguladı. 

Medyanın sınavı: Görmek ve görmezden gelmek 

Olayın ardından medya organları arasında belirgin bir tutum farkı ortaya çıktı. Bazı yayın organları, yaşananları açık biçimde “ırkçı ve cinsiyetçi saldırı” olarak tanımlarken; ana akım medyanın önemli bir bölümü ya sessiz kaldı ya da dili yumuşatarak aktarmayı tercih etti. 

Bu durum, “Konu Kürt siyasetçiler olunca haber dili neden değişiyor?” sorusunu yeniden gündeme taşıdı. 

Leyla Zana’nın sessizliği ne anlama geliyor? 

Leyla Zana’nın olay sonrası kamuoyuna güçlü bir açıklama yapmaması da dikkat çekti. Bu tutum, bazı çevreler tarafından kutuplaşmayı derinleştirmeme çabası olarak yorumlandı. Ancak aynı sessizlik, nefret söyleminin sıradanlaşmasına karşı kurumsal mekanizmaların yetersizliğini de gözler önüne serdi. 

Sonuç: Bir tezahüratın ötesinde 

Leyla Zana’ya yönelik nefret söylemi, Türkiye’de ifade özgürlüğü, nefret suçu ve cezasızlık tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Olay, tribünlerde başlayan bir saldırının siyasal ve toplumsal alana nasıl hızla yayıldığını gösterirken, kamu otoritelerinin bu dile karşı ne kadar etkili olduğu sorusunu da cevapsız bıraktı. 

Rojnameya Newroz 

GIŞTÎ