ANASAYFADÜNYAFransız Lafarge'a IŞİD Finansmanında Mahkumiyet

Fransız Lafarge’a IŞİD Finansmanında Mahkumiyet

Fransız çimento devi Lafarge, Suriye iç savaşında fabrikasını açık tutmak için IŞİD ve El Nusra'ya milyonlarca euro aktarmaktan Paris'te suçlu bulundu. Mahkeme, şirkete 1,3 milyon euro ceza verirken eski CEO Bruno Lafont'u 6 yıl hapis cezasına çarptırdı.

Lafarge IŞİD finansmanından suçlu bulundu. Fransız çimento devi Lafarge, Suriye iç savaşı sırasında IŞİD ve diğer cihatçı örgütlere finansman sağlamaktan Paris’te suçlu bulundu. Mahkeme şirkete 1,3 milyon euro para cezası verirken, eski İcra Kurulu Başkanı Bruno Lafont’u 6 yıl hapis cezasına çarptırdı. Sanık sandalyesinde bulunan sekiz eski üst düzey yönetici de terörün finansmanı suçundan mahkum edildi.

Fransa’da görülen davanın karar duruşmasında Mahkeme Başkanı Isabelle Prevost-Desprez, Lafarge’ın Suriye’nin kuzeyindeki Celabiye fabrikasını faaliyette tutmak amacıyla 2013 ve 2014 yıllarında alt şirketi Lafarge Cement Syria (LCS) aracılığıyla cihatçı gruplara ve aracılara yaklaşık 5,6 milyon euro aktardığını tespit ettiklerini açıkladı. Prevost-Desprez, “Terör örgütlerini, özellikle de IŞİD’i bu yöntemle finanse etmenin, terör örgütünün Suriye’nin doğal kaynakları üzerinde kontrol sağlamasına ve böylece bölgedeki terör eylemlerini ve yurtdışında, özellikle de Avrupa’da planlanan eylemleri finanse etmesine olanak tanıdığını” belirtti. Mahkeme heyeti ayrıca şirketin IŞİD ile “gerçek bir ticari ortaklık” kurduğunu vurguladı. Savcılığın talebi doğrultusunda Lafarge’a 1,3 milyon euro idari para cezası kesilirken, “ödemelerden haberi olmadığını” iddia eden eski CEO Bruno Lafont 6 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Bu karar, Lafarge’ın aynı suçlamalarla karşı karşıya kaldığı ikinci büyük mahkumiyet oldu. Şirket daha önce 2022 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde görülen davada, “ABD tarafından terörist olarak tanımlanan örgütlere maddi destek sağlama” suçunu kabul etmiş ve 778 milyon dolarlık para cezasını ödemeyi taahhüt etmişti. Paris’teki davanın müşteki avukatları, özellikle Kasım 2015’te IŞİD’in Paris’te düzenlediği ve 130 kişinin hayatını kaybettiği Bataclan saldırısı kurbanlarının ailelerinin de davaya müdahil olduğuna dikkat çekti. Bu durum, finansal akış ile Avrupa’daki terör eylemleri arasındaki dolaylı bağlantının yargı tarafından tespit edildiğini gösteriyor.

Antep’te Başlayan Temasın Ayrıntıları

Mahkeme sürecinde ortaya dökülen belgeler ve Fransız basınına 2017 yılından bu yana sızan ifadeler, skandalın uluslararası boyutunu gözler önüne serdi. Le Monde ve Le Canard Enchainé gazetelerinin 2017’de yayımladığı soruşturma dosyasına göre, Lafarge yöneticileri ile Suriye’deki rejime muhalif cihatçı örgütler arasındaki ilk gizli temas Eylül 2012’de Antep’te yapıldı. Şirketin Suriye fabrikası yöneticileri, Fransız sorgu hâkimlerine verdikleri ifadelerde, Antep’te görüştükleri kişilerin “ABD’nin bilgisi dahilinde, Katar ve Suudi Arabistan destekli” unsurlar olduğunu itiraf etti. Bu ifadeler, dönemin Fransız hükümeti ve Dışişleri Bakanlığı’nın da Lafarge’ın Suriye’deki faaliyetlerinin devamı için onay verdiğini işaret ediyordu.

Lafarge, Nicolas Sarkozy’nin Beşar Esad ile yakın ilişkiler kurduğu 2010 yılında, Suriye’nin kuzeyinde Türkiye sınırına yakın Celabiye kentinde 680 milyon dolar yatırımla dev bir çimento fabrikası kurmuştu. Mart 2011’de iç savaşın patlak vermesi ve 2014’te IŞİD’in bölgede kontrolü ele geçirmesiyle birlikte birçok çok uluslu şirket ülkeyi terk ederken, Lafarge yalnızca yabancı personelini tahliye etmiş ve yerel üretime devam kararı almıştı. Fransız hükümeti ise fabrikayı “Suriye’deki en önemli Fransız yatırımı” olarak nitelendirerek kapatılmasına karşı çıkmıştı. Bu kararın, uluslararası sermaye ile devletlerin jeopolitik çıkarları arasındaki örtüşmeyi gösterdiği değerlendiriliyor.

Aylık Haraç Düzeni ve Fidye Ödemeleri

2017’deki soruşturma kapsamında ifade veren fabrika müdürü Bruno Pescheux, IŞİD’in bölgeye hâkim olmasının ardından örgüte düzenli olarak ayda 20 bin dolar haraç ödendiğini itiraf etti. Bununla birlikte şirket, fabrikanın küçük ortağı ve Beşar Esad’ın eski Savunma Bakanı’nın oğlu olan Firas Tlass aracılığıyla, bölgedeki diğer silahlı gruplara dağıtılmak üzere aylık 80 bin ila 100 bin dolar arasında değişen bir bütçe ayırmıştı. Tüm bu ödemelere rağmen Ekim 2012’de fabrikanın dokuz çalışanı bölgedeki Kürt gruplar tarafından rehin alındı ve Lafarge serbest bırakılmaları için 200 bin euro fidye ödedi.

Öte yandan şirket, Temmuz 2014’te Kobane’de IŞİD ile Kürt gruplar arasındaki çatışmaların şiddetlenmesi ve IŞİD’in fabrikaya giriş çıkışları yasaklaması nedeniyle üretimin durma noktasına gelmesine rağmen faaliyete devam etmekte ısrar etti. PYD’nin bölgeyi terk etme uyarılarına ve Birleşmiş Milletler’in Suriye’deki terör gruplarıyla her türlü finansal ilişkiyi yasaklayan kararına rağmen Lafarge, 9 Eylül 2014’te IŞİD’in Halep’teki sözde “valisinden” özel yazılı geçiş izni alarak üretime yeniden başladı. Ancak bu hamle kalıcı bir çözüm sağlamadı; 19 Eylül’de IŞİD fabrikayı basarak ele geçirdi ve birçok çalışanı rehin aldı. Mahkeme kayıtlarına yansıyan ifadelere göre, rehin alınan iki Hıristiyan çalışan ancak din değiştirip Müslüman olmayı kabul ettikten sonra serbest bırakıldı.

Ceza Miktarı ve Uluslararası Hukuk Tartışmaları

Mahkemenin verdiği 1,3 milyon euroluk para cezası, şirketin 2015 yılında İsviçreli Holcim ile birleşerek oluşturduğu ve bugün dünyanın en büyük yapı malzemeleri tedarikçisi konumundaki grubun yıllık milyarlarca euroluk cirosuyla kıyaslandığında oldukça düşük bir meblağ olarak değerlendiriliyor. Bu durum, uluslararası hukukun çok uluslu şirketler karşısındaki caydırıcılık kapasitesine ilişkin soru işaretlerini beraberinde getiriyor.

Bununla birlikte eski CEO Bruno Lafont’a verilen 6 yıllık hapis cezası, beyaz yakalı suçlarda nadir görülen bir kişisel sorumluluk örneği olarak Avrupa hukuk tarihine geçti. Karar, şirket yönetim kurullarının uluslararası insancıl hukuk ve terörle mücadele mevzuatı karşısındaki konumuna dair emsal teşkil edebilir. Öte yandan mahkemenin, şirketin IŞİD’e sağladığı finansmanın Avrupa’daki terör eylemlerine dolaylı kaynak oluşturduğu yönündeki tespiti, önümüzdeki dönemde benzer davalar için hukuki bir dayanak noktası oluşturacak nitelikte.

Fransa’da terörün finansmanı kapsamında yürütülen soruşturmanın tamamlanmasıyla birlikte Lafarge davası, savaş koşullarında faaliyet gösteren çok uluslu şirketlerin yasal sorumlulukları ve etik sınırları konusunda uluslararası kamuoyunda yeni bir tartışma başlatmış durumda. Kararın temyiz süreci önümüzdeki günlerde netlik kazanacak.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

AKTÜEL