DESTPÊKHEVPEYVÎNKaçınılamaz Bir Gerçeklik: Kürtlerin Gelecekteki Statüsü! 

Kaçınılamaz Bir Gerçeklik: Kürtlerin Gelecekteki Statüsü! 

Ortadoğu’daki yeni güç dengeleri Kürtlerin statü arayışını tarihsel bir eşiğe taşıdı. 7 Ekim sonrası oluşan jeopolitik tablo, bölgedeki tüm aktörleri yeniden konumlandırıyor.

Dergimizin dosya konusunda yer alan soru ve sorunlamalara ilişkin Sayın Ali Engin Yurtsever‘in kaleme aldığı yazıyı “Kürtlerin Gelecekteki Statüsü” başlığı altında ilgiyle okuyacağınızı düşünüyoruz.

Sosyalist MezopotamyaOrta Doğu’da değişen bölgesel ve küresel güç dengelerinde 7 Ekim 2023’te Hamas’ın İsrail’e dönük başlattığı saldırıların rolü var mı?  

Ali Engin Yurtsever – 1. Dünya paylaşım savaşında Orta Doğu haritasını ağırlıklı olarak şekillendiren iki emperyalist güç İngiltere-Fransa ikilisi vardı. Elbette diğer ülkelerin de belirleyiciliği vardı ama temel faktör olarak bu iki ülke öne çıktı. Adını İngiltere’nin Orta Doğu uzmanı Sir Mark Sykes ve Francois Marie Denis Georges Picot’tan alan anlaşma Sykes-Picot olarak günümüze kadar geldi. Bir anlamda da Sevr Antlaşması’nın ön çalışması olarak da kabul edilen bu anlaşma günümüzde yenilenme ihtiyacını dayattı. Çünkü yeniden paylaşılmak istenilen Orta Doğu gerçekliği var. Bununla birlikte gelecekte büyük bir güç olacağı düşünülen Çin’in bu gücünü şimdiden kırmak ve Hindistan’a kadar uzanan enerji hatlarını da ele geçirmek için adım atılması gerekiyordu, atıldı. Yüzyıldır değişen sosyal ve sınıfsal koşullar bölgede oluşan durumun tanımı konusunda bir netlik sağlayamadı. Çünkü tabandan yükselen ve sınıfsal veya ulusal bir talebin belirlediği ve halkın tabanını oluşturduğu, yasam koşullarının değişimine yönelik bir devrim hareketi değil, tam tersi çok küçük bir tabana sahip olan, öncülüğünü ise uluslararası emperyalist güçlerin yaptığı ancak görünürde de dini referans alan örgütlenmelerin olduğu bir değişim söz konusu. Siyasal İslam’ın önderlik ettiği yönetim biçimleri kırılıp yerine görece demokratik kabul edilecek olan yeni yönetimlerin düzenlenmesi böylece “insan hakları ve batı demokrasisinin” hakim olduğu yeni bir anlayışın dayatılması, bunun da demokrasinin zaferi olarak kitlelere empoze edilmesi gerekiyor. 

7 Ekim bir bombanın sadece fitilinin ateşlenmesi oldu. Beklenmedik bir saldırı değildi. İran günümüze kadar on cephede örgütlediği güçler ile savaşı yürüttüğü politikasının kırıldığını, böylece artık kendisinin göğüs göğüse savaşacağı bir gerçeklikle yüz yüze kaldı. Önce Hamas, sonra Hizbullah askeri olarak ağır bir darbe aldı. Siyasal olarak da düşünürsek, toparlanmaları uzun zamana yayılacaktır. Bu sure zarfında da İran kendisi savaşmak zorunda kalacaktır. Özetle Hamas ve Hizbullah bir araç olarak işlevlerini tamamladılar. 

Rusya ve İran HTŞ’nin ilerleyişini neden durduramadı? HTŞ’nin Şam’ı ele geçirmesiyle Suriye’deki İran ve Rusya etkisi kırıldı mı? Bundan sonraki süreçte İran ve Rusya’nın Orta Doğu politikaları nasıl şekillenecek?  

Rusya uzun suren Ukrayna savaşıyla güçten düşürüldü. Şimdilik ne zafer ne de yenilgi durumunun olmadığı, tarafların zamana yayılarak güç kaybettiği bir süreç söz konusu. Elbette, HTŞ’nin Suriye’yi ele geçirmesi hareketinin başlangıcından Rusya ve İran’ın habersiz olduğu düşünülemez. Ancak Suriye’de artık İran ve Rusya’nın belirleyici etkisi yerine çok uzun sure kısmi etkisi olacağını söyleyebiliriz. Ancak en belirgin olan şudur; Rusya ve İran ilişkisi kırıldı. Rusya İran’la eskisi gibi bir ilişki geliştirmeyecek, 7 Ekim’in (şimdilik son noktası olan) İran’ın sosyal ve siyasal yönetiminin değişiminin başladığını görerek, İran’dan yana tavır almayacaktır. Rusya Orta Doğu’da kısmi bir güce sahip olarak kalacaktır, ancak İran değişecektir. İçinden çıkması muhtemel Kürtler, Beluciler, Azeriler ve bir Şii bölgesi olacaktır. Bütünsel olarak İran olsa bile şimdiki anlamda bir İran olmayacaktır. 

Suriye’deki bu yeni durum nedeniyle, başta Amerika ve İsrail olmak üzere Batı ittifakının uzun vadede Suriye, Rojava ve Orta Doğu politikaları nasıl şekillenecek? İkinci Trump dönemi bu süreci nasıl etkileyecek? Trump Suriye ve özelde de Rojava’dan çekilir mi? Bu duruma dönük Kürtlerin B planı var mı?  

Orta Doğu önce siyasal sonra da sosyal bir değişimin ilk adımının içinde buldu kendini. Çünkü bu toplumsal bir süreç olarak gelişmedi. Kapitalizmin ileri aşaması olan emperyalizmin doğal yapısından kaynaklanan bir gelişme bu. Kendi pazarları doygunluğa ulaşınca yeni pazarlar yaratmak zorunda olan kapitalist sistem, Orta Doğu’yu tam olarak ele geçirmek için müdahalede bulundu. İnsan hakları, demokrasi gibi söylemlerinin arkasında kapitalizmin doymak bilmeyen kar elde etmesinin olduğunu kabul etmek gerekiyor. Bu nedenle Orta Doğu’da daha rahat iş birliği yapacakları ve engelsiz sömürecekleri bir yönetim desteğine ihtiyaçları var. Eskiden sadece iş birliği temelinde gelişen bu süreç şimdi bir anlamda “kayyım” atamasına benzer gelişiyor, çünkü birikmiş silah üretimi tüketilmek zorunda ve ABD ve Avrupa’da işçi sınıfının kazandığı hakları şimdilik daha fazla törpüleyecek koşullar oluşmadı. Trump başkan olarak karar alsa bile ABD’nin çıkarları (bunu şirketlerin çıkarları olarak okumamız gerekir) izin vermeyecektir. Bu bağlamda ABD’nin çekilmesi mümkün değildir. Kürtlerin nasıl bir planı var, bilinmiyor. Çünkü ulusal birlik olmadığı için “Kürtlerin Planı” diye bir tanımlama yanlış olur. Uzun yıllardır savaşan, kendilerine siyasi-askeri bir örgütlenme kuran ve bunun toplumsal ayağını da oluşturan özerk yönetimin mutlaka geleceğe dönük planları vardır, olmaması eşyanın tabiatına aykırıdır. Bu planlar muhtemelen çıkarlar doğrultusunda oluşturulmuştur. Temel olarak varlığını korumak ve uluslararası bir tanınmayı esas alacak şekilde olacağını düşünüyorum. 

Şam’ı ele geçiren HTŞ nasıl bir örgüt, kökleri nereye uzanıyor ve gerçekten değişti mi?   

HTŞ El Qaide örgütlenmesinin içinde gelişen ve süreç içinde ayrılan bir ardılıdır. Bulunduğu noktada eski yol yürüdüklerinden ayrılmış, bu konuda da İslam’ın cihat hedeflerinden ayrıldığı için eleştiri almıştır. Kaynaklara baktığımızda Colani uzun süre önce Batı ile ortak hareket etme noktasını hedeflemiş, bu nedenle de iktidar kendisine teslim edilmiştir. Değişmesi mümkün değildir, çünkü İslam inanç ve dünyevi yönetimi ayıran bir yapıda değildir. Ayrıca tüm dünya İslam’ın bayrağı altına girene kadar da savaşı bırakması mümkün değildir. Koşullara göre “değiştim” diyen örgütler ve bireyler, o koşullar kendi lehlerine dönünce özlerine rücu edeceklerdir. Suriye’de şimdiden uygulamaya konulanlara baktığımızda Afganistan’dan başlayan benzer hükümler olduğunu göreceğiz. 

HTŞ, etkisi altında bulunduğu küresel ve bölgesel güçlerle yeni bir Suriye yaratabilecek mi?  

Uzlaşmaz çıkarların olduğu yerde oluşan birliktelikler çıkarlara ulaşıldığında bozulmaya mahkumdur. Yeni bir Suriye bu bağlamda yeni bir Orta Doğu projesinin uygulanmasında, puzzlein bir parçasıdır. Amaç İran’a giden yolda İran’ın cephe gerisinde bulunan Hamas, Hizbullah vb güçlerinin lojistik desteğinin kesilmesi ve siyasal İslam yerine yeni bir yönetim anlayışının getirilme çalışmasıdır. Yeni bir Suriye için Kürtlerin, Dürzilerin, Alevilerin haklarının gözetilmesi gerekir. Türk devleti bu konuda SMO ve HTŞ’ye baskı uygulamakta ama HTŞ emrinde olduğu güçlerin talimatı doğrultusunda davranmaktadır. Bu nedenle orta vadede bütünlüklü bir Suriye görülse bile dağılmaya mahkumdur. 

HTŞ Rojava Kürdistanı’na dönük nasıl bir yol izleyecek? Türkiye’nin Kürdü yok sayan politikaları HTŞ üzerinde etkili olacak mı?  

Bu konuda henüz bir netlik yok ama Türk devletinin baskılarına ne kadar direneceğini zaman gösterecek. ABD, İsrail ve Avrupa devletleri Kürtlerin artık yok sayılamayacağını biliyor, direneceğini biliyor ancak sonuçta Türk devleti bir NATO üyesi ve görece AB’ye yakın duruyor. Muhtemelen Türk devletinin bu direnci kırılacaktır. Rojava’nın statüsünün tanınması için diz çöktürülecektir. Ancak Türk devleti bu sürecin sonunda İran’da da bir Kürt yönetiminin çıkacağını biliyor ve oradan da Kuzey Kürdistan’a sıçrayacağından da emin. Çünkü Kürtlerin özgürlük mücadelesi bir nehir gibi denize doğru akıyor, üstelik tarihsel koşullar da Kürtlerden yana. HTŞ bu anlamda Türk devletine fazla kulak asmayacaktır. Türk devleti bir Rojava saldırısına kalkışırsa, HTŞ iktidarda olmasından dolayı bu saldırıya cevap vermek zorunda kalacaktır. HTŞ gücü yetse Rojava yönetimini lağvedip kaldırmak ister, ancak buna gücü yetmeyeceği için tanımak zorundadır. 

Diğer yandan Suriye’deki bu yeni durum Rojava Kürtleri açısından ne ifade ediyor? Yeni durum Kürtler için avantaj mı dezavantaj mı?  

Her iki seçenek de mümkün. Yeni durum bağrında doğal olarak diyalektik anlamda zıtları barındırıyor. Kürtler sadece askeri bir güç olmaktan çıkıp kendi kaderleri üzerinde söz sahibi olacak şekilde var olduklarını ispatlamış bulunuyorlar. Esad rejiminin arkasında güç olarak Rusya bulunuyordu, şimdi ki rejimin arkasında bu anlamda Kürtleri dışlayacak bir güç bulunmuyor. Zor olan tarafı, Kürtlerin diplomatik başarı göstererek hem Suriye hem de diğer ilgili güçleri ikna ederek varlıkları korumak noktasında ısrarlı olmalarıdır.  

Her şeyden ötesi Rojava’da Kürtler, Kürt siyasi partileri yeni durum karşısında birlik sağlayabilecekler mi? HTŞ ile masaya otururken tek ses olabilecekler mi? Yoksa HTŞ, bir oda da SDG diğer oda da ENKS ile mi görüşecek? Ya da büyük savaş Kürtlerin kapısında mı? 

Öncelikle unutmamamız gereken olgu: Basta Türk ve İran devletleri olmak üzere birçok devletin Kürtlerin varlıklarını kırmaya yönelik çabalarının sürekliliğidir. Bu devletler deyim yerindeyse burunları sürtülmeden vazgeçmeyeceklerdir. Bu nedenle birlik çalışmaları sürekli baltalanacaktır. Zaten ENKS, üzerinde Türk devletinin etkisinin gizli olmadığı bir örgütlenmedir. Buna rağmen QSD ENKS’yi dışlamadan birlik çalışmalarına davet etmiştir. Bütün farklılıklara rağmen Kürtler birbirlerini kabul ederek kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmeye çalışmalıdır. Gerçeklik ise şöyledir; Güney yönetimi ve ENKS maalesef henüz bu birlikteliğe hazır değil gibi bir görüntü çizmektedir. ENKS nasıl bir çizgiye evrilir bilinmez ama görünen durum Türk devleti ile olan ilişkileri nedeniyle iyi bir durum değil. HTŞ de bunların güç olmadığını bilir elbette ama QSD tarafını güçten düşürmek için ENKS’yi de kabul edip, QSD yönetiminin önüne sürmek isteyecektir.  

Rojava Kürdistanı ile bağını da kurarak Devlet Bahçeli’nin Abdullah Öcalan çıkışının arka planında neler yatıyor? Türk devleti yeni bir çözüm süreci mi başlatıyor? Türk devleti Rojava ve Güney Kürdistan’ı himayesi altına mı almak istiyor?   

Ortada henüz bir süreç yok. Kürdistan Özgürlük Hareketi yaptığı açıklamada kendilerine ne sayın Öcalan ne de devlet tarafından ulaşmış bir şey olmadığını söyledi. Öte yandan devlet tarafından yapılan açıklamalarda da silah bırakma, silahlı gücün feshedilmesi ve siyasal hareketin şimdi ki yapısının değişmesi şartsız olarak öne sürüldü. Bunların ilk ikisi bir çözüm sürecinde öne sürülen ilk şartlar olamaz. Önce diğer talepler üzerinde müzakere edilir, daha sonra gündeme gelir. Ama Türk devleti arabayı atın önüne koşup, başka hiçbir şey konuşulmasın istiyor. Öte yandan medyaya düşen 15 Şubat veya Newroz’da bu açıklamaların sayın Öcalan tarafından yapılacağı bilgisi ne ölçüde doğrudur bilinmiyor. Ancak sayın Öcalan’ın herhangi bir talebinin olmadığı, kendiliğinden (açıklandığı gibi bir) karar alacağını düşünmek saflık olur. Talepsiz bir barış anlaşması olabilir mi?  

Türk devleti Kürtlerle bir barış hedefi olan süreç başlatmak isteseydi yöntem olarak; tutsakları hemen bırakır, işgal bölgelerinden çekilir, eşit hakları içeren (anadil, kültür vb) yasaları hemen çıkarırdı. Ama bunların hiçbiri yok, tam tersi baskılar gün geçtikçe daha da ağırlaşıyor. Diğer bir husus 1923 tarihi Kürtlerin kabul edilmemesi üzerine dayanır. Bundan vazgeçmek demek, mevcut cumhuriyetin kökten değişmesi demektir. Bu da bu koşullarda mümkün değildir. Erdoğan bir süre önce yaptığı açıklamada bölgede “hamilik” görevi göreceklerini söyledi. Yeni Osmanlıcılık hayalleriyle örtüşen bu hayal gerçeğe dönüşemeyecek kadar hayaldir. Birincisi, bölge halkları Osmanlı sömürgeciliğinden kurtulduktan sonra yeniden niye aynı süreci yaşasınlar? İkincisi, tarih geriye doğru akmaz, koşullar değişti, anlayışlar değişti. Türk devleti İran’a doğru yol alan savaşın kendisini de vuracağını biliyor. Bir anlamda Kürtleri ve Suriye’yi yedekleyerek bu durumdan kurtulmak istiyor ama çok ama çok geç kaldı. Kürtler ve Türkler arasında kabul edilmese de bir uçurum oluştu. Halklar arasında oluşan bu uçurum en az iki kuşağa gereksinim duyar kapatılmak için.  

Bu konuda gerçekçi bir değerlendirme yapmak için sayın Öcalan ve Kürdistan Özgürlük hareketinin açıklamalarını beklemek daha doğru olacaktır. 

Kısacası Orta Doğu’daki yeni durum başta Rojava Kürtleri olmak üzere dört parçadaki tüm Kürtlere ne getirecek ne götürecek? 

Geleceğe ilişkin söyleyebileceklerimiz henüz sınırlı. Çünkü bilinmezlerin bilinenlere göre sayısı daha fazla. Aysbergin görünen yüzeyine bakarsak: Kürtler bu yüzyılda bir statü sahibi olacaklardır, bu kaçınılmaz derecede bir gerçekliktir. Bu durum ise Kürdistan’ı sömürgeleştiren devletlerin yapısının değişmesi demektir. Baskıcı yönetimler yerine görece demokratik yönetimler oluşacaktır, çünkü Kürtlerin statü sahibi olması bu devletlerin ekonomik güçlerini savaşa ayırmasına fazla gerek duyurmayacaktır. Yasaları da baskıcı – güvenlikçi bir temelden ayrılacaktır. Dört parça Kürtlerin birleşmesi şimdilik zor görünüyor. Çünkü eşitsiz gelişim yasası, dört parçanın kültürel, siyasi ve kimliksel yapısını da yarı ayrı geliştirdi. Bir dönem içinde sınırları olmayan federal/özerk yapılardan oluşmuş bir yönetim, ileride ayakları üstünde duran bir tek yönetime dönüşebilir. Özgürlüğüne susamış bir halkın gelişen bilinci bunu sağlayacaktır. 

Ocak 2025 

Sosyalist Mezopotamya Sayı: 16 / Mart 2025

GIŞTÎ