DESTPÊKKURDISTANKürdistan’da İhtiyacı Hissedilen Komünist Bir Önderliktir!

Kürdistan’da İhtiyacı Hissedilen Komünist Bir Önderliktir!

Kürdistan’daki devrimci birikim, birleşik bir komünist önderlik ihtiyacını her zamankinden daha görünür kılıyor.

53 yıllık BAAS rejimi hiçbir karşı koyuş göstermeden; Batılı emperyalist güçlerin desteklediği cihadist HTŞ tarafından haftalar içerisinde yıkıldı. Öncesinde hazırlıkların yapılmış olduğu anlaşılıyor ki Beşşar Esad Moskova’ya sığındı. BAAS rejiminin yıkılmasının altında yatan nedenler, HTŞ’nin kim ve nasıl bir örgüt olduğu, Suriye’de nasıl bir rejimin inşa edileceği, emperyalist güçlerin bundan sonra nasıl adımlar atacağı kısaca Suriye’nin geleceği bağlamında çokça yazılar yazıldı ve yazılmaya da devam ediliyor. Bu yazıda bizi, Kürdistanlı komünistleri ilgilendiren meseleye ışık tutmaya, Kürdistan’ın en küçük parçası olan Batı Kürdistan’dan hareketle Kürdistan’ın geneline dair belirlemeler yapmaya buradan da somut olarak neyin eksikliğinin duyulduğunu izah etmeye çalışacağım.  

1- Kürdistan’da Devrimci Durum 

A) Kürdistan’ın dört parçasında son 15-20 yılda yaşananlar git gide katmerlenen bir devrimci duruma işaret etmektedir. 20. yüzyılın başında Kürdistan toprakları üzerinde Lozan ile kurulan statüko her yerinden çatırdıyor, Kürdistan halkı zapturapt altında tutulamıyor, Kürdistan’ı yönetenler eskisi gibi yönetememe yönetilenler ise eskisi gibi yönetilmek istememe ilişkisini yaşıyor. Bunun en uç örneğini Güney Kürdistan’ın 2017’de almış olduğu Bağımsızlık Referandumu kararında, 14 yıldır iktidarı elinde tutan kendi siyasal sistemini kuran Rojava’da, idamlara rağmen her fırsatta ayağa kalkan Doğu Kürdistan’da görmekteyiz. Kuzey Kürdistan’a baktığımızda ise baraj altı bırakılamayan HDP’den DEM’e bir parti geleneği, çöktürtme planlarını boşa çıkaran Van örneğinde olduğu gibi militan özelliklerini koruyan bir halk gerçekliği var. Türk Devleti kayyım, dokunulmazlıkların kaldırılması, siyasi baskı ve soykırımlara varan tutuklamalara rağmen Kürt ulusunun iradesini milim geriletemiyor. Bunun da en iyi ispatı 3 dönemdir kayyım atamak zorunda kalan kağıttan kaplan bir rejimin varlığı ortaya koyuyor her şeyi. Yapabildikleri tek şey merkezi devlet aygıtlarına güvenerek sopa sallamak oluyor, rejim Kürdistan’da rıza üretebilecek kapasitesi olmayan bir pozisyonda kıvranıyor. Devam edelim buna eşlik eden 2005’ten 2025’e çözüm ve barış başlığı altında görüşmeler yapılıyor, daha düne kadar ‘bitirdik bunları’ diyen devletin Bahçeli’si buna ön ayak olup zeytin dalı uzatıyor, kurt bir anda barış güvercini oluveriyor. Bu verilerin hepsi bize Kürdistan’ı yönetenlerin bocaladığını, kendileri için yaklaşan tehlikenin gayet farkında olduklarını, Kürdistan parçalarının eski bölünmüşlüğünün yerini gittikçe statüler elde edip birbirine yaklaşmaya başlayan bir haritaya dönüştüğünü, Kürdistan neresi diye sorulduğunda artık cevabın da verilmekte zorlanılmamaya başlandığı bir evreye doğru ilerlendiğini gösteriyor.  

B) Ezen ulus devletleri siyasi krizlerle boğuşuyor. Kürdistan’ı tutmakta zorlanıyor. Özellikle Aksa Tufanı sonrası İran’ın (desteklediği Hizbullah’ın) İsrail ve ABD’den ağır darbeler aldığını, yıkılan Esad rejimiyle alan daralması yaşadığını, kendi sınırları içerisinde ise kronikleşmiş bir şekilde hem İran şehirlerinde ekonomik-siyasi bağlamda hem de Kürdistan’da ulusal temelde molla rejimini sallayan artçı depremlerin yaşandığını görüyoruz. Irak hiçbir konuda dikiş tutmayan bir devlet olarak siyasi ve ekonomik istikrarın olmadığı, dış müdahalelerin oyun kuruculuğu olmaksızın dağılması muhtemel şeklen devlet görünümündedir. Türkiye AKP’li yıllarının son sürecinde ekonomik darboğazdan çıkamayan, devlet içinde kliklerin birbiriyle rekabetinin ayan beyan göründüğü, herhangi bir devlet kurumunun kurumsallığının dahi kalmadığı, dağılmayı kurtarmak için MHP’nin imdada yetiştiği, bölgesel güç olma planları elinde patlamış bir içeriktedir. Suriye ise 2011’den sonra emperyalist güçlerin vekalet savaşları yürüttüğü en nihayetinde HTŞ gibi devlet yönetimi tecrübesi olmayan bir örgüte teslim edilmiş, yeni krizler yaşamaya çok müsait olan bir noktadadır.  

C) Irak ve Suriye; bu devletlerin en güçsüzleriydi. Arap şovenizmine dayanan üniter yapılarını ancak 100 yıl koruyabildiler. 2003’te ABD müdahalesi devamında gelen Federe Kürdistan’ın ortaya çıkışı ve 2011’de ise Rojava’nın Suriye’deki iç savaştan sıyrılıp kendi iktidarını kurması toprak bütünlüğü ve Arap ulusunu merkeze alan üniter yapıyı ortadan kaldırmıştır. Ne Bağdat ne Şam Araplığı ve sözde toprak bütünlüğü hikayesini merkezine alarak Kürdistan’ı, Kürtleri tartışamıyor. Çünkü Kürdistanlılar ellerinde bulundurdukları güç ve uluslararası ilişkilere dayanarak bu merkezlere hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını her fırsatta hatırlatıyor.  

D) Ezen ulus devletlerinin eline Kürdistan’ı veren (Lozan ile) emperyalist statüko da çatırdıyor. Ortadoğu’daki emperyalist projeler tutmuyor. 100 yıllık statükonun istikrarsızlık yarattığı, statükoya sıkıştırtılan Kürdistanlıların bunu kabul etmediğini ayan beyan görüyorlar. Kâh bu 2017 referandumuyla ortaya çıkıyor kâh Rojava’da ısrarla kendi kendini yönetmekten buna uygun örgütlenmekten geri durmayan pozisyonla kendini ortaya koyuyor.  

E) Bunların hepsi de (emperyalist projelerin tutmaması, 100 yıllık statükonun çatırdaması, ezen ulus devletlerinin kendi içindeki siyasi krizler, Kürdistan parçalarının statüyle ve başkaca statü talepleriyle ortaya çıkması) nesnel koşulların devrimci niyetlerle hareket etmek isteyenlere muazzam fırsatlar sunduğunu göstermektedir. Tarihin treni kaçmış, yanlış istasyonda beklemiş değiliz. İstasyonda, trende, vagonda, rayda yerli yerinde önümüzde duruyor. Esas mesele biz bu tarih trenini kendi istediğimiz doğrultuda hareket ettirmeye niyetli miyiz değil miyiz? 

2- Suriye’nin Geleceğini Batı Kürdistan Belirleyecek 

Yazının güncel tarafında değinmek adına en başta söylemek gerekir ki Suriye özeline bakıldığında Suriye meselesinin düğümü, ortaya çıkan devlet ve genel olarak ülkenin geleceğine dair konuşulanların merkezi Kürdistan’dır. 

A) Arap kimliğinden ulus tanımı yapan bir devlet yıkıldı. HTŞ, BAAS-Esad zulmünden bahsediyordu. Fakat görünen o ki HTŞ’nin de Araplığı Esad’la aynı; BAAS-Esad’ın mirasını devralarak Kürdistan’a yaklaşımı ilhak dönemine geri dönülmesi, Kürtlerin yarattığı 14 yıllık iktidarı bir gecede hiç yaşanmamış gibi HTŞ’ye teslim edilip, HTŞ’nin Araplık-İslam temelinde kurmak istedikleri devlete biat etmeleridir. Daha dün İdlib’de köşeye sıkışıp kalmış, başlarına terör listelerinde ödüller koyulan, efendilerinin ‘yürü ya kulum’ demesiyle Şam’ı alabilmiş HTŞ; gücünü yalnızca halktan ve haklı mücadelesinden alan bir Rojava’yı hizaya getirebilmeyi kolluyor. 

B) Yeni kurulacak devlet eğer Batı Kürdistan’la yola devam etmek istiyorsa Kürtleri tanımak zorundadır. Bir yandan da bunu yapabilmesinin koşulları bulunmuyor. İstikrarlı, konsolide olmuş bir Suriye devletinin kurulmasının koşulları ufukta görünmüyor. Suriye Devleti, Irak Devleti’nin ötesine geçemeyecektir. Kürdistan meselesi bu haliyle Şam için kriz üretmeye devam edecektir. HTŞ, Esad öncesi döneme yani bugünkü özerk yönetimin hiç ortaya çıkmadığı sürece dönülmesini bekliyorsa bu bir hayaldir. IŞİD’e bile topraklarını vermeyen, destansı direnen Kürtler Şam’a altın tepsi de Kürdistan’ı sunmaz. 2011’den bugüne Rojava; demokratik Suriye bağlamında Esad’la da özerkliği tartıştı şimdi de HTŞ’yle tartışıyor. Haliyle Kürtler için değişen muhataptır, tartıştıkları konu (Rojava’nın özerk kalması) pozisyonları aynıdır.  

3- Nesnellikle Öznelliğin Tarihsel Buluşması: Komünist Parti 

Kürdistan’da devrimci dinamikler canlıdır, dört parçada sürekli hareket halinde olan bir halk, rejimlerinin altı gittikçe oyulan ezen ulus devletleri, bu devletlerin statükosunu ayakta tutmakta zorlanan emperyalistler vardır. Peki bu kadar nesnel avantajların olduğu yerde Kürdistan’daki komünistler ne yapmalı? Komünistlerin görevi yalnızca açığa çıkan pozitif gelişmeleri alkışlamak, bir dizi tarihsel ilerlemeyi değerlendirip kenara çekilmek mi? Politik bir iddia taşıyanların tarihi yorumlamakla mı sınırlı görevleri?  

A) Komünistlerin işini komünist hareketin ilk programatik metni “Komünist Parti Manifestosu” söylemişti: Komünistler ulusal çapta iktidar alma” hedefiyle hareket eder. Bu ister ezilen ulus meselesinin hakim olduğu bir ülke ister egemen ulusun hakim olduğu bir ülke olsun. Ki ezilen ulus meselesi de eğer komünistler bu meseleye öncülük ederse sınıfsallığı açığa çıkar ve biricik iktidar kaldıracına dönüşür. Bunun örneklerini 20. yüzyıldan hatırlıyor olmalıyız.  

B) Peki böyle bir parti var mı? Bu soruyu da bu partinin niteliğinin ne olduğuna bakarak anlayabiliriz: 

1- Komünist Parti “ulusal” çapta politika üretir. Kısmi değil genel çıkarları önüne koyar. Parça değil bütünü düşünür. Kürdistan dört parçadır ama tek bir ülkedir. Haliyle üretilmesi hedeflenen politika içinde bulunulan herhangi bir parçayı değil bir bütün olarak Kürdistan’ı hedeflemelidir. Aynı zamanda bu Kürdistan’ın tamamında iktidar hedefi güden ve tüm parçaların tek otoritesi olan bir partiyi, Amed, Hewler, Mahabad ve Kobanê’yi eş güdümlü hareket ettirmeyi tek bir Kürdistan Komünist Partisi kurmayı esas almak anlamına gelir. Diğer türlü en başından bölünmüşlüğü veri alarak, diğer parçaları kendi hallerine bırakmak o parçaları Kürdistan’ın dışında tartışmak anlamına gelir. Kürdistan’a dört parçadan komünistlerin içinde çalıştığı, dört parça komünistlerinin tek bir komünist partisi gerek! 

2- Komünist parti bağımsız devrimci çizgisini hayata geçirir. Bunun anlamı; mevcut ulusal hareketlerin Kürdistan üzerinde ürettikleri politikalar, programlar ayrı bizim programımız ayrıdır. Bizim Kürdistan meselesini ele alışımız da örgütlenme biçimimiz de örgütsel niteliğimiz de dayandığımız sınıf da sınıfımızın ulusal meselede oynayacağı devrimci rol de temelden ulusal hareketlerle ayrışır. Bu ayrışma liberal anlamda var olanlara artı bir olarak bizi de ekleyin, bizim de farklı düşüncelerimiz var değildir. Bu eğer iki temel sınıf var ise bizim dayandığımız sınıf bambaşka bir dünya yaratma göreviyle karşı karşıyadır, buna göre Kürdistan proletaryası için de geçerlidir anlamına gelir. Bundan dolayı Komünist partinin ulusal meselenin burjuva anlamda dahi çözülemediği veya bir dizi statü vs. alanlarında kaldığı noktalarda kimsenin işaret etmediği noktaya, Kürdistan’ın tamamında iktidar olmaya, bağımsız birleşik Kürdistan’ın kurulmasının ancak bu meseleyi kesinkes çözebileceğine, bunun da ancak bir devrimle olabileceğine işaret etmektir.  

3- Manifesto’dan hareketle ‘ulusal çapta iktidarı alma’ eğer tek bir ülkeden bahsediyorsak, parçacı düşünmüyorsak Komünist partinin Kürdistan’da hedefi bağımsız birleşik Kürdistan olmak zorundadır. Parçaların birleştirilmesi sorunu parçacı bakmanın gerekçesi, özrü haline getirilemez. Parçacı bakıldığında zaten parçalar da hiçbir zaman birleştirilemez, tek bir ülkede komünist parti kurma, Kürdistan denildiğinde tüm ülkeyi kapsama gibi bir hedef hiçbir zaman oluşturulamaz. Parçacı bakanları boşa çıkaran büyük bir gerçeklik var. Kürdistan parçaları birbirini etkiliyor, Doğu Kürdistan’daki bir idam olayı Kuzey’dekine ulaşıyor, Rojava ortaya çıkıyor diğer parçalar onu takip ediyor, Federe Kürdistan referandum yapıyor tüm parçaların gözü kulağı Güney Kürdistan’a dönüyor, Kobanê oluyor Amed ayağa kalkıyor, peşmerge yardıma gidiyor. Haliyle parçacı bakanlar Kürdistan arasındaki bütünlüklü etkileşimi göremiyor, görmek istemiyor. Parçalar arası yalıtıklık yok aksine ilintililik var ve herhangi bir parçadaki duruma yalnızca Kürdistanlılar değil egemen ulus devletleri, emperyalistler de organize tepki veriyorlar. Haliyle sanıldığının aksine böylesi yek bir ülke gerçekliği varken suni sınırların yarattığı bir dizi farklılıklar tek bir ülke komünist partisinin kurulamayacağı veya sonra kurulacağı gibi ertelemeci görüşleri boşa çıkarıyor.  

C) Komünist Parti’nin kriterlerini böyle sıralayınca Kürdistan’ın hiçbir parçasında böyle bir hareket olmadığı görülür. Peki yoksa ne yapacak komünistler: 

1- Komünist bir partinin önderliği yok diye var olan hareketlerden herhangi birine taraf olmak zorunda değiller. Ulusal hareketler kendi programları doğrultusunda kendi durdukları yerden öncülüklerini yapıyorlar. Ulusal hareketleri desteklemek, alkış tutmak için Komünist parti kurulmaz, komünist parti iktidar hedefiyle, öncülük hedefiyle kurulur.   

2- Komünistlerin güçsüzlükleri, yetersizlikleri siyasi iddiasızlıklarının bahanesi olamaz. Kendi güçlerine, çaplarına uygun “stratejiler” belirlemeye mahkum değiller. Şu an gücümüz bu kadar bunu söyleyelim, yarın güçlenip farklı bir şey söyleyelim gibi taktiksel meselelerle stratejik hedefleri, programatik görüşleri eğip bükmezler. Kuruldukları ilk andan itibaren gücünden bağımsız bir iktidar hedefini taşırlar. Politik iddiaları hayata geçirmek için güç olmak başkadır, güçsüz olduğu için politik iddialarını hasır altı etmek, konuşmamak başkadır. 

3- Ulusal çapta politika yapacak bir partiden yoksun olmak demek ulusal soruna dokunmadan “işçi” mücadelesi vermek anlamına gelmez. Ezilen ulus meselesini ulusal hareketlere bırakalım biz işçicilik yapalım yaklaşımı Kürdistanlı komünistlerin duracağı çizgi olamaz. Kürdistan proletaryası, ülke çapında bir hakimiyet yaratacaksa ancak bu meselenin üzerinden sınıfsal iktidarını kuracaktır. Böylesi bir meselenin yakıcılığı, çözüm aciliyeti ve bağrında taşıdığı devrimci dinamikler ortadayken ekonomist, işçici, sendikalist biçimde yol almak komünist iddialarla bağdaşmaz. 

D) Yapılmaması gerekenler bunlarsa peki ne yapmalı? 

Herhangi bir grup, kesim veya gelenek Kürdistan’da komünist bir parti yaratmak için yeterli değildir. Eğer ülke partisi yaratılacaksa, o parti tüm Kürdistan’ı özgürleştirmeyi hedefleyecekse o halde her parçadan ve o parçanın içindeki farklı grupları da içine alan komünistlerin en geniş örgütsel birliğini sağlayan, demokratik merkeziyetçi bir ülke partisini kurma stratejisi rehber alınmalıdır. Partiye ulaşmak bir süreç olarak görülmeli, erken doğum yöntemiyle, bir grubun kendini ülke partisi ilan etmesiyle organik bir sonuç elde edilemez. Parti öncesi dönem, partiye ulaşmak ülkedeki komünistlerin en geniş birliğini sağlamayı içermek zorundadır. Eğer politika güçle yapılır deniliyorsa o halde güçlenmenin birincil koşulu bu aynı zamanda proletaryanın birliğinin de ön koşulu olarak komünistlerin ülke çapında birliğini sağlamak için çalışmak olmalıdır. Diğer türlü Komünistlerin yaslanabileceği örgütsel bir güç yoktur, olamaz da.    

Kürdistan komünistlerinin kaybedecek hiçbir şeyleri yok, tüm Kürdistan’da iktidar hedefi olan, komünistlerin en geniş birliğini sağlayabilen kuracakları bir parti var! 

Şubat 2025 

Sosyalist Mezopotamya Sayı: 16 / Mart 2025

GIŞTÎ