ANASAYFADÜNYAKomünist Fedailer Birliği: İran’daki protestolar geçim krizi ve baskının sonucudur

Komünist Fedailer Birliği: İran’daki protestolar geçim krizi ve baskının sonucudur

Komünist Fedailer Birliği, İran protestolarının geçim krizi ve baskının sonucu olduğunu açıkladı.

Komünist Fedailer Birliği, İran genelinde devam eden protestolara ilişkin yaptığı yazılı açıklamada, eylemlerin ani ve geçici değil; uzun süredir derinleşen geçim krizi, siyasal baskılar ve emekçi sınıfların örgütsüzlüğünün bir sonucu olduğunu vurguladı.

Örgüt, Tahran çarşısından başlayarak birçok kente yayılan protestoların rastlantı olmadığını belirterek, ücretlerin düşük tutulması, işsizlik, güvencesizlik ve yaşam maliyetlerindeki artışın geniş kitleleri sokağa ittiğine dikkat çekti.

Açıklamada, bugünkü protestoların İran’ın yakın tarihinde yaşanan Dey 1396, Aban 1398 ve “Kadın, Yaşam, Özgürlük” hareketiyle aynı toplumsal hat üzerinde geliştiği ifade edildi. Komünist Fedailer Birliği, toplumsal öfkenin kalıcı kazanımlara dönüşebilmesi için örgütlenme ve birlik ihtiyacının hayati olduğunu vurguladı.

Örgüt ayrıca savaş tehdidi, dış müdahale riski ve gerici akımların protestoları kendi siyasal projeleri için kullanma girişimlerine karşı uyarıda bulundu. Komünist Fedailer Birliği, emekçiler ve ezilenler için tek çıkış yolunun sınıf bağımsızlığı temelinde örgütlü mücadele olduğunu belirtti.

Açıklamanın tamamı aşağıda yer almaktadır.

Bugünkü İran Protestoları: Geçim Baskısı, Savaş Tehdidi, Baskı ve Örgütsüzlük Boşluğu Arasında

Son günlerde Tahran çarşısından başlayan protestolar, öngörülebileceği gibi kısa sürede tek bir nokta ve tek bir kesimin sınırlarını aşarak diğer şehirlere ve toplumsal katmanlara yayıldı. Daha önceki yazılarımızda da belirttiğimiz gibi bu yayılma ne rastlantısaldır ne de yalnızca anlık bir tepki; yıllardır alt sınıfların gündelik yaşamında biriken krizlerin artık açık biçimde dışavurum bulmasının göstergesidir. Sermaye dolaşımının ve mal dağıtımının en hassas merkezlerinden biri olan çarşı, bu kez ekonomik dengenin çöküşünün ilk çığlığını attı; ancak bu ses kısa sürede işçiler, emekçiler, işsizler, öğretmenler, emekliler ve küçük–büyük kentlerin dışlanmış kesimleri arasında yankı bulan bir itirazla birleşti.

Bununla birlikte, bu protestoları tek tip görmek yanlıştır. Esnafın itirazı gerçek ve ekonomik baskılardan kaynaklansa da, yıllardır yoksulluk sınırının altındaki ücretlerle, iş güvencesizliğiyle, kamusal hizmetlerin aşamalı olarak tasfiyesiyle ve geçim sofrasının sürekli küçülmesiyle boğuşan işçi ve emekçilerin protestosundan niteliksel olarak farklıdır. Geniş emekçi kesimler için mesele yalnızca kârın azalması ya da ticari döngünün aksaması değildir; mesele, hayata tutunmaya indirgenmiş bir gündelik yaşam ve fiilen kapatılmış bir gelecek meselesidir. Bu sınıfsal ve sosyo-ekonomik farklılıklar, mevcut protestolara daha sınıfsal ve derinlikli bakmanın gerekliliğini ortaya koymaktadır.

Bu bağlamda, bağımsız işçi örgütleri, kadınlar ve emekliler tarafından yayımlanan ortak bildiriler ile İran Yazarlar Birliği’nin tutumu, dağınık protestoları daha geniş toplumsal ufuklara bağlama yönünde bilinçli bir çabayı yansıtmaktadır. Bu bildiriler, krizin temel nedenlerine ve ekonomik talepler ile siyasal, toplumsal ve kültürel özgürlükler arasındaki kopmaz bağa vurgu yaparak, bugünkü itirazın İslam Cumhuriyeti’ndeki baskı, dışlama ve eşitsizlik tarihinden ayrı düşünülemeyeceğini hatırlatmaktadır. Sokaklarda ve çarşılarda görülenler; 1396 Dey’i, 1398 Aban’ı, Huzistan’daki geçim isyanlarını ve “Kadın, Yaşam, Özgürlük” hareketini izleyen aynı hattın devamıdır.

Ücretlerin kronik biçimde düşük tutulduğu, milyonlarca insanın işsizliğinin olağanlaştığı, üretim merkezlerinin birbiri ardına kapandığı ya da iflas ettiği ve çevresel krizlerin –susuzluktan hava kirliliğine– kentlerin ve köylerin yaşanabilirliğini tehdit ettiği koşullarda fiyatların hızla artması, yalnızca geçici bir hoşnutsuzluğun ötesinde sonuçlar doğurmaktadır. Bu durum, giderek daha geniş emekçi ve özgürlükçü kitleleri mücadele alanına sürükleyecektir. Böyle bir zeminde siyasal, toplumsal ve kültürel özgürlüklerin yokluğu, soyut bir sorun değil, yaşamın ve insan onurunun kolektif savunulmasının önündeki doğrudan bir engeldir.

Geçmiş on yılların deneyimi göstermektedir ki toplumsal isyan ve hareketler, bilinç düzeyinin yükseltilmesinde, korku ikliminin kırılmasında ve iktidarın geçici olarak geri adım attırılmasında önemli rol oynasalar da, tek başlarına kalıcı bir zaferi garanti etmezler. Emekçi kitlelerin öfkesi, çalışma ve yaşam alanlarında örgütlülüğe ve öncü toplumsal hareketlerin bilinçli birliğine dönüşmezse, aşınma, baskı ve saptırma tehlikesiyle karşı karşıya kalır. İran ve dünya mücadele tarihi, kalıcı bir birlik ve ortak bir ufuk olmadan kazanımların kırılgan kalacağını açıkça göstermektedir.

Bu nedenle, mevcut değişken koşullarda örgütlenme ve dayanışmanın zorunluluğu her zamankinden daha hayati hale gelmiştir. Çağrımız; işçi hareketinin öncüleri, öğretmenler, kadınlar, öğrenciler, ezilen halklar ve diğer özgürlükçü ve sosyalist güçleredir: Sınıf mücadelesine fiilî ve sorumlu biçimde katılırken, bu hareketleri devrimci ve kapsayıcı bir cephe altında yakınlaştırmak ve birleştirmek için hiçbir çabadan kaçınmasınlar. Ancak böyle bir birlik yoluyla dağınık protestolar, bilinçli, kalıcı ve köklü değişim yaratabilecek bir güce dönüşebilir; mevcut düzene “hayır” demekle kalmayıp, özgürlük ve toplumsal adalet için aydınlık bir perspektif sunan bir güç.

Bu arada, bölgedeki hassas koşullar ve artan jeopolitik rekabetler göz ardı edilemez. Batı Asya’daki gerilimlerin tırmanması, çatışmaların yayılma riski ve özellikle Donald Trump’ın açık tehditleri ile ABD ve İsrail emperyalizminin saldırgan politikalarının sürmesi, her iç krizin dış müdahale ya da yıkıcı baskıların artması için bahane haline gelebileceği bir ortam yaratmaktadır. Geçmiş deneyimler, savaşın ve savaş tehdidinin her şeyden önce işçilerin ve yoksul kesimlerin yaşamını hedef aldığını; sorunları çözmek bir yana, yoksulluğu, baskıyı ve yıkımı derinleştirdiğini göstermiştir.

Bu ortamda gerici güçler de boş durmamaktadır. Monarşist akımlar gibi çevreler, emekçi sınıfların haklı öfkesini ve itirazını milyarlarca dolarlık sermaye ve medya gücüyle istismar ederek, bağımsız seslerini çarpıtmak ve toplumsal mücadeleleri kendi iktidar projelerine bağlamak istemektedirler. Bu projeler, halkın gerçek taleplerine dayanmamakta; aksine çoğu zaman doğrudan ya da dolaylı olarak dış müdahaleye ve baskı, sömürü ve zorun yeniden üretilmesine bağlıdır. Bu girişimler, tehlikeli olduğu kadar, aynı zamanda toplumsal güçlerin örgütsel boşluğunu da gözler önüne sermektedir.

Derin ekonomik ve çevresel krizlerden savaş tehdidine, jeopolitik rekabetten gerici akımların müdahalelerine kadar tüm bu etkenler, İran işçi sınıfının sınıf bilincinin ve örgütlülüğünün yükseltilmesini ve devrimci bir sol cephenin inşasını her zamankinden daha acil kılmaktadır. Böyle bir cephe, hem toplumsal hareketlerin bağımsızlığını dış güçler ve iç gerici akımlar karşısında savunabilecek, hem sınıfsal ve özgürlükçü talepleri birleştirebilecek, hem de yoksulluk, baskı ve savaş döngüsünden çıkış için aydınlık bir ufuk çizebilecektir. Bu ufuk olmadan kazanımların saptırılması, bastırılması ya da yok edilmesi tehlikesi sürmektedir. Ancak örgütlülük, dayanışma ve sınıf bağımsızlığıyla, bugünkü protestolar; sömürü, baskı, zor ve ayrımcılıktan arınmış bir geleceğin yolunu açabilecek bir güce dönüştürülebilir.

Tüm işçileri ve emekçileri birliğe, örgütlenmeye ve mücadelenin büyütülmesine bir kez daha çağırıyoruz. Çünkü birlik zaferin anahtarıdır.

Kahrolsun İslam Cumhuriyeti rejimi
Yaşasın Federal Konsey Cumhuriyeti
Yaşasın Sosyalizm

Komünist Fedailer Birliği

AKTÜEL