Halep’te, Kürt nüfusun yoğun yaşadığı Şêx Meqsûd ve Eşrefiyê mahallelerinde on yılı aşkın süredir süren kırılgan denge Perşembe gecesi itibarıyla ciddi biçimde sarsıldı. Suriye ordusunun askeri kuşatması ve bombardımanı altında kalan mahallelerde insani tablo ağırlaşıyor; on binlerce sivil yerinden ediliyor.
Şam Geçiş Yönetimi, Kürt mahallelerinin fiili özel statüsüne yönelik saldırıların sorumluluğunu Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) yükleyerek, “1 Nisan 2016 anlaşmasının ihlal edildiğini” savundu. Ancak Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın açıklamaları, yalnızca anlaşmayı değil, Halep’te Kürtlerin özerk yönetişim fikrini doğrudan hedef aldı.
Doğrulanabilen insani kayıplar
Açık kaynaklara göre Perşembe gece yarısı itibarıyla Halep’teki çatışmalarda en az 20–30 kişinin yaşamını yitirdiği teyit edilebiliyor. Ölenlerin bir bölümünü silahlı unsurlar, bir bölümünü ise siviller oluşturuyor. En az 70–100 yaralı olduğu yönünde örtüşen raporlar bulunsa da, sahada bağımsız gözlemcilerin bulunmaması ve sağlık verilerinin tek merkezden açıklanmaması nedeniyle rakamlar kesinlik taşımıyor.
Göç ve insani tablo
Çatışmaların en somut sonucu kitlesel göç oldu. Şêx Meqsûd ve Eşrefiyê’den 20 ila 40 bin sivilin evlerini terk ettiği tahmin edilirken, Halep genelinde yerinden edilenlerin sayısının 100 bini aştığı ifade ediliyor. Tahliye koridorlarının sık sık açılıp kapanması ve nüfus hareketliliğinin sürmesi, tabloyu daha da belirsizleştiriyor.
Sahadaki askeri tablo
Suriye ordusu ve bağlı güvenlik güçleri, Kürt mahallelerini “askeri yasak bölge” ilan etti. Sivillere tahliye çağrıları yapılırken, mahalle çevresinde yoğun askeri yığınak gözleniyor. Devlet yanlısı medya Eşrefiyê’nin bazı kesimlerinde ilerleme sağlandığını iddia ederken, Kürt tarafı yerel savunma ve iç güvenlik güçlerinin hâlâ etkin olduğunu, çatışmaların bir “denge” halinde sürdüğünü belirtiyor.
Çatışmanın özü: yönetim ve statü
Şêx Meqsûd ve Eşrefiyê, iç savaş boyunca Halep’in geri kalanından farklı bir yönetsel statüyle varlığını sürdürdü. Bu mahallelerde Suriye merkezi yönetiminin doğrudan idari ve güvenlik aygıtları bulunmadı; yerel meclisler ve Asayiş adı verilen yerel güvenlik yapıları işledi. Bu düzen, 1 Nisan 2016’da SDG ile Şam arasında varılan ve yazılı olmayan bir mutabakata dayanıyordu.
Bu mutabakat kapsamında rejim güçleri mahalle içine girmedi, iç güvenlik Kürt yerel yapılarında kaldı; karşılığında Kürt güçleri de rejime karşı cephe açmadı. Bugün yaşanan kriz, bu örtük anlaşmanın fiilen sona erdiğini gösteriyor.
Şam SDG’yi suçluyor
Suriye Geçiş Yönetimi, yayımladığı son açıklamada mevcut çatışmaların kaynağını açık biçimde SDG’ye bağladı. Açıklamada, “1 Nisan Anlaşması’nın SDG tarafından ihlal edildiği ve bunun gerilim ve istikrarsızlığa yol açtığı” savunuldu. Ancak söz konusu düzenlemenin hiçbir zaman resmen tanınmaması, suçlamaların siyasal niteliğini güçlendiriyor.
Neden şimdi?
Uzmanlara göre Şam yönetimi, savaş sonrası dönemde büyük kentlerdeki tüm “istisnai alanları” tasfiye etmeyi, Kürt özerk yönetim modelinin sembolik dayanaklarını ortadan kaldırmayı ve Halep’i tam merkezi egemenlik altında yeniden yapılandırmayı hedefliyor. Bu nedenle Şêx Meqsûd ve Eşrefiyê’de yaşananlar, taktik bir güvenlik operasyonundan çok siyasal egemenlik mücadelesi olarak değerlendiriliyor.
Olası senaryolar
Mevcut tablo, üç olası senaryoya işaret ediyor: Mahallelerin kademeli biçimde rejim kontrolüne girmesi, sınırlı güvenceler içeren bir müzakereyle statünün devri ya da düşük yoğunluklu, uzayan bir çatışma hali. Halep’te yaşananlar, yalnızca iki mahallenin değil, Suriye’nin siyasal geleceğinin de tartışma başlıklarından biri olmayı sürdürüyor.
