14/01/2026
DESTPÊKSIYASETUluslararası Hukuk Çöktü mü?

Uluslararası Hukuk Çöktü mü?

ABD’nin Venezuela’ya yönelik müdahalesi, uluslararası hukukun fiilen askıya alındığını ve yeni dünya düzeninin ilan edildiğini gösteriyor.

Uluslararası hukuk, devletler arası ilişkileri düzenleyen kural, kaide ve ilkeler bütünü olarak tanımlanır. Bu sistem, uluslararası siyasetin herkesin herkesle savaştığı bir kaos alanına dönüşmesini engelleyen temel dayanaklardan biridir. 

Ancak bugün, ABD Başkanı Donald Trump’ın Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’ya yönelik gerçekleştirdiği operasyonla birlikte, bu kural, kaide ve ilkelerin fiilen ayaklar altına alındığı görülmektedir. Devletler arası ilişkileri düzenlemeyi amaçlayan uluslararası hukuk, işlevsiz hâle gelmiştir. 

Birleşmiş Milletler üyesi egemen bir ülkeye, başka bir ülkenin fiili bir operasyon düzenleyerek devlet başkanını ve eşini gözaltına alabilmesi, hatta yargılama hakkını kendinde görebilmesi, gelinen noktanın açık göstergesidir. Şayet Nicolas Maduro suçlu bulunsa bile, yargılanması gereken yer BM denetimindeki uluslararası mahkemelerdir. 

Bu gelişmeyle birlikte, artık hiçbir ülkenin—göstermelik de olsa—ulusal bağımsızlığının garanti altında olduğu söylenemez. Ulusal egemenlik zırhı parçalanmıştır. Bir ülkenin devlet başkanı, bir gece ansızın bir suç isnadıyla sarayından alınabilir ve başka bir ülkenin iradesi doğrultusunda sorgulanabilir. 

Bu tablo, yalnızca Venezuela ile sınırlı değildir. Birleşmiş Milletler daimi üyelerinden biri olan Çin, Tayvan’a yönelik benzer bir adım atabilir; Rusya, Ukrayna’yı ya da eski sömürgelerinden herhangi birini işgal edebilir. Aynı şekilde, herhangi bir ülke, kendisinden daha zayıf bir komşusunu işgal ederek topraklarına katmayı meşru görebilir. Çünkü artık bunu engelleyecek bağlayıcı bir uluslararası mekanizma fiilen ortadan kalkmıştır. 

Bu son operasyonla birlikte Birleşmiş Milletler sistemi, adeta iflasını ilan etmiştir. 

Dünyadan Tepkiler 

Maduro’nun ABD tarafından gözaltına alınarak ülke dışına çıkarılması, dünya siyasetinin gündemini kökten değiştirmiş; devletlerin dikkati bu olaya yoğunlaşmıştır. 

Avrupa Birliği, Maduro’nun meşruiyetten yoksun olduğunu daha önce defalarca dile getirmiş ve “barışçıl bir geçişi” savunduğunu açıklamıştır. Aynı zamanda, “her koşulda uluslararası hukuk ilkelerine ve BM Şartı’na saygı gösterilmelidir” ifadelerini kullanmıştır. Ancak bu açıklamalar, sanki BM’ye üye olup meşruiyet sorunu yaşayan tek ülke Venezuela’ymış gibi tek taraflı ve yanlı bir yaklaşımı yansıtmaktadır. 

Nicolas Maduro’nun Filistin halkının mücadelesini açıkça desteklemesi nedeniyle İsrail hükümeti, ABD’nin Venezuela’ya yönelik operasyonunu “takdirle karşıladığını” ilan etmiştir. 

Rusya, ABD saldırılarını “bağımsız bir devletin egemenliğinin ihlali” olarak nitelendirmiştir. Ancak aynı Rusya’nın Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü ihlal ettiği gerçeği, bu açıklamaların çelişkisini ortaya koymaktadır. 

Suriye’nin toprak bütünlüğü söz konusu olduğunda askeri müdahaleyi dahi göze alan Türkiye ise Venezuela konusunda yalnızca itidal çağrısında bulunmakla yetinmiştir. 

İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney, yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullanmıştır: 

“Önemli olan, bir kişinin başka bir gücün ülkeye, yetkililere, hükümete ve millete küstahça dayatmalarda bulunduğunu fark ettiğinde, düşmana karşı dimdik durması ve direniş için göğsünü siper etmesidir. Düşmana boyun eğmeyeceğiz.” 

Bu sözler, sıranın kendilerine de gelebileceğini sezinleyen bir uyarı niteliği taşımaktadır. 

Küba Devlet Başkanı Miguel Diaz-Canel ise ABD’nin bu hamlesini “suç niteliğinde bir askerî eylem ve devlet terörü” olarak tanımlamıştır. 

Almanya, gelişmelerin “büyük endişeyle izlendiğini ve dikkatle takip edildiğini” açıklamakla yetinmiştir. 

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mao Ning, yaptığı basın toplantısında, “BM Antlaşması’nın amaç ve ilkelerine aykırı olan, diğer ülkelerin egemenlik ve güvenliğini ihlal eden her türlü adıma karşıyız ve herhangi bir bahaneyle Venezuela’nın iç işlerine dış güçlerin müdahalesine karşı duruyoruz” ifadelerini kullanmıştır. Ancak Çin’in de ileride Tayvan’a yönelik benzer bir girişimde bulunmayacağının hiçbir güvencesi yoktur. ABD yapabiliyorsa, aynı gerekçelerle başkalarının da yapması kaçınılmazdır. 

Dünya jandarmalığı rolüne soyunan ABD’nin, hiçbir askerî çatışma yaşanmadan gerçekleştirdiği bu yasadışı operasyonla bir devlet başkanını sorgulamak ya da yargılamak üzere ülke dışına çıkarması, uluslararası sistem adına son derece düşündürücüdür. 

3 Ocak 2026 itibarıyla, sınır tanımayan bu eylemle birlikte artık hiçbir devletin ve hiçbir devlet başkanının—özellikle de otoriter liderlerin—görevleri başında güvende olduğunu söylemek mümkün değildir. 

Somut olarak bu tarihle birlikte, kamuoyunda “Yeni Dünya Düzeni” olarak adlandırılan sisteme fiilen geçilmiştir. 

Herkes hesabını buna göre yapmak zorundadır. 

GIŞTÎ