Egemenlik: Tüzel kişiliği olan bir devletin; yasama, yürütme ve yargı yetkilerini halk adına kullanması, bağımsız kararlar alması ve tarafsız, bağımsız mahkemeler eliyle halk adına karar vermesidir.
Günümüze kadar yapılan, tartışmalı anayasalarda bile 1921, 1924, 1961 ve 1982 tarihli anayasalarda “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ilkesi yer almıştır.
1921 ve 1924 tarihli anayasalarda egemenlik hakkını halk adına kullanma yetkisi TBMM’ye verilirken, 1961 ve 1982 tarihli anayasalarda egemenliği kullanma organları çoğaltılmıştır.
Halk adına egemenliği, anayasanın koyduğu esaslara göre yasama, yürütme ve yargı organları kullanacaktır.
Tek adam, tek parti sistemlerinde halka güvenilmediği için egemenlik hakkı halktan alınır.
“4 Eylül 1920’de Nazım Bey, Meclisin oy çokluğuyla İçişleri Bakanı seçilir. Ona karşı M. Kemal’in seçtirmek istediği kişi ise Refet Bele’dir. Bütün çabalara karşın Nazım Bey’in 98 oyuna karşılık ancak 89 oy alabilmiştir.
M. Kemal, daha sonra Nutuk’ta küçümseyici bir edayla, ‘Nazım Bey dakika geçirmeksizin büyük bir ivedilikle bakanlık katına gidip işe başladı’ diyecektir.
Kaydın bizi asıl ilgilendiren kısmı ise bundan sonradır: Bakanlar Kurulu Başkanı bulunmam dolayısıyla beni görmeye geldi. Ben Nazım Bey’i kabul etmedim. Yüksek Meclisce güvenilen ve seçilen bir bakanı kabul etmemekle yaptığım işlemin niteliğini ve önemini kuşkusuz biliyordum. Ama yurdun büyük çıkarı beni böyle yapmaya zorluyordu.” (Erdoğan Aydın)
Nazım Bey, komünist siyasi kimliğinden dolayı görevinden alınmıştır. Görevi kendisine tevdi edilmemiştir.
Halkın iradesi, kutsal devlet varlığına kurban edilmiştir. Adına da “yurdun büyük çıkarı” denmiştir.
Yüzyıl sonra bile hâlâ bakanlar, Cumhuriyet’in ilk yıllarında olduğu gibi birer bürokrat gibi atanabilmekte ya da ansızın görevden alınabilmektedir.
İşte bir cumhuriyetin tarihsel serencamı ve demokrasiyle olan ilişkisi.
“Yurdun Büyük Çıkarı” Söylemi
Yurdun büyük çıkarı söylemi, küreselleşen, kocaman bir köy hâline gelen dünyada hâlâ karşımıza çıkmaktadır.
Peki bu çıkarı kim temsil ediyor? Ülkeyi yönetenler hep ülke çıkarını düşünüyorlarsa neden her on yılda bir darbe oluyor?
Darbeyi yapanlar da, darbe mağdurları da “ülkenin yüksek çıkarları”ndan söz ediyor.
yüzyılda önemi sorgulanan, varlık sebebi tartışılan ulus-devletlerin artık çıkarları da tartışma konusudur.
Uluslarüstü örgütlerin, uluslararası sivil toplum kuruluşlarının ve çokuluslu şirketlerin belirleyici olduğu bir çağda, yurdun büyük çıkarını savunmak pek de kolay görünmemektedir.
Yurdun büyük çıkarını savunduğunu iddia eden bir zihniyet; ülkenin iletişim, ulaşım altyapısını, değerli madenlerini ve finans kuruluşlarını yabancılara peşkeş çeker mi?
Aslında dün de bugün de “yurdun büyük çıkarı” dedikleri şey, kendi çıkarları ve iktidarlarının devamıdır.
Yurdun büyük çıkarından söz edenler, halkın iradesine ve kararına saygı duyar.
Ancak yüzyıllık ülke tarihinde egemen olanlar, iktidar sahibi olanlar “halka rağmen” kendi doğrularını dayatmış ve buna da yurdun çıkarı demiştir.
Halk “Hasankeyf’e dokunma, ormanıma, suyuma dokunma” dedi; egemenler dokundu. “Termik santral istemiyorum” dedi; buna rağmen yapıldı. Örnekler saymakla bitmez.
Barış Akademisyenleri, Barış Anneleri, İnsan Hakları Derneği mensupları ve daha nice insan, “yurdun büyük çıkarı” adına savaş değil barış istedikleri, insan hakları ihlalleri son bulsun dedikleri için işlerinden edildi, tutuklandı, kötü muameleye maruz bırakıldı.
Bazı sözler vardır; yazılır, duvarlara asılır ama uygulama alanı bulamaz. TBMM Genel Kurul salonunda kürsünün arkasında yazılı olan “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” sözü gibi.
O kürsüde halkın sorunlarını dile getiren birçok milletvekili, yine ülkenin yüksek çıkarları adına demir parmaklıklar ardına konulmuştur. Ama egemen zihniyet, bundan habersiz egemenlikten söz etmeye devam eder.
Halkın iradesiyle seçilmiş onlarca belediye başkanı, yüzyıl önce olduğu gibi yine ülkenin yüksek çıkarları gerekçesiyle görevden alınmış, tutuklanmış ve yerlerine egemenlerin iradesiyle kayyum atanmıştır.
Suçsuz bulunan ve tahliye edilen belediye başkanları, keyfi biçimde görevlerine iade edilmemiştir.
Sonuç olarak bu ülkenin yüzyıllık egemenlik anlayışı budur.
Tek parti iktidarlarında ve tek adam rejimlerinde iktidarın başındakiler kendilerini Meclis’in ve Anayasa’nın üzerinde görür.
Halkın doğru tercih yapamadığı varsayılır; dün olduğu gibi bugün de “yurdun büyük çıkarı” adına egemenler karar verir.
Egemenler yanlış yaptığında Tanrı’dan ve halktan af diler. Ama halkın yanlış tercih yapma hakkı yoktur. Halkın yanlış yapma hakkı bile elinden alınır.
