DESTPÊKSIYASETŞengal’den Halep’e soykırım

Şengal’den Halep’e soykırım

Enver Şen, Şengal’den Halep’e uzanan Kürt karşıtı devlet politikalarını ve Halep’te yaşanan yeni katliamı ele alıyor.

“Öfkeli gençler” diyordu AKP’nin başbakanı, katiller sürüsü IŞİD için. Aynı görüş açısı bugün de Halep’te Kürt katliamı yla devam ediyor. Şengal katliamını destekleyen Türk devleti, daha sonraları kendi kurduğu, çoğu IŞİD’li çete ordusuyla SMO (Suriye Milli Ordusu) eliyle Efrin’i işgal etti. Oradaki Kürt varlığını yok etti. Demografik yapıyı tümden değiştirdi. Efrîn’de işi Kürtçenin yasaklanmasına kadar getirdiler.

Bu kadar Kürt düşmanlığı da yetmedi. Ardından Girê Spî, Serêkanîyê ve çok sayıda sınır köyü işgal edildi. Buralarda yapılanlar, Efrîn’de yapılanlardan farklı değil. Devlet ve Cumhur İttifakı, “benim varlığım Kürtlerin yokluğu ile eşanlamlıdır” politikasını sınırsız biçimde uyguluyor. Uluslararası tüm platformları Kürtlerin aleyhine kullanmaya devam ediyor.

Sykes–Picot Anlaşması’nın artık işlemez hâle gelmesiyle, başta Kürtler olmak üzere bölgenin diğer halkları ve bölgede sömürü çıkarlarını yeniden düzenlemek isteyen güçlerin Ortadoğu’da sınırları yeniden düzenlemesinden korkan devlet, zorunlu olarak bir süreç başlattı. Kürt tarafı, on yıllardır uğruna savaştığı barış, statü ve eşit yurttaşlık için devletin uzatmak zorunda kaldığı elini tuttu. Bütün samimiyetiyle çalışmalarını sürdürüyor.

AKP ve Cumhur İttifakı ise kendilerinin başlamak zorunda kaldıkları süreci engellemek için ellerinden gelen her şeyi yaptı, yapıyor. Son olarak çeteleriyle birlikte Halep’in Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerine saldırdı. Yeni bir Kürt katliamına yol açtı. Türk Devleti’nin Dışişleri ve Savunma Bakanları, Ahmed el-Şara adına konuşur gibi yaptıkları demeçlerle saldırının çok yakında geleceğinin işaretini veriyordu.

“Suriye için tek devlet, tek ordu” söylemini öne çıkararak ülkedeki demokratikleşme olanağının önüne daha başlamadan set çekiyorlardı. Amaç, Şengal, Sur, Cizre, Silopi ve daha nice Kürt katliamlarına yenisini eklemekti. Sadece propaganda ile kalmadı; Türk devleti SDG ile Şam hükümeti arasında yapılan görüşmelere de müdahale etti.

YPG’nin önemli komutanlarından Sipan Hamo, Şam tarafının 4 Ocak 2026’da hiçbir gerekçe göstermeden toplantıyı bitirdiğini dile getirdi. Türkiye’nin yardımıyla 42 bin kişilik bir çete grubu, 6 Ocak 2026’da saldırıya başladı. Amaç, Halep’teki tüm Kürtleri çıkarmak, demografik yapıyı tamamen değiştirmekti.

Katliam beş gün sürdü. 160 binden fazla insanın Halep’i terk ettiği söyleniyor. Ölü ve yaralı sayısı şu ana kadar tespit edilemedi. Türk hükümeti ve Cumhur İttifakı çevrelerinde ise bir bayram havası hâkim. Herkes ağzına geleni söylüyor. Bahçeli, halk katliamına karşı çıkan söylemleri “eski hastalık, üzücü ve sorunlu” buluyor. Kürtleri, antisemit olmadıkları için “Siyonist” olmakla suçlama hadsizliğini gösteriyor.

“Hiç kimse, bilhassa DEM Parti, Kürt kardeşlerimizin kanlarının döküldüğünü söyleyemez” diyerek aynı zamanda tehdit etmeye devam ediyor. Kürtlere sadakat dersi vermeye kalkışarak tüm sınırları aşıyor. Erdoğan ise Halep’teki Kürt katliamını şu sözlerle alkışlıyor: “Halep’te YPG unsurlarının temizlenmesinin barış ve huzur açısından önemli bir adım olduğunu.” Ayrıca katliamı “tarihi fırsat” olarak gördüğünü açıkça dile getirmekten çekinmiyor.

Bunlardan güç alan Şam hükümeti, “Kürtler Esad rejiminde kalmış güçlerle işbirliği yapıyor” bahanesiyle savaş alanını Deyr Hafir ve Tişrin Barajı çevresine kadar genişletti. Rakka ve Tabka’da sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Katliam bütün hızıyla devam ediyor. Türkiye’nin her yönlü desteği olmadan Şam güçlerinin bu denli organize olması mümkün değil.

Yeniden Komutan Sipan Hamo’ya dönersek, “Burada açıklıkla söylüyorum; Şeyh Maksud’da uçan dronlar, oraları bombalayan tankların tamamı Türkiye’ye aitti. Bunu ilan etmediler. İlan etmelerine bazen gerek de yoktur,” diyor.

2025 yılında farklı Kürt siyasi yapıları arasında önemli sayılabilecek toplantılar ve birbirlerine yönelik pozitif yaklaşımlar olsa da, devam etmekte olan katliam, birbirimize hâlâ ne kadar uzak olduğumuzu bir kez daha gösteriyor. Belki de yeni bir Kobane ruhuyla Rojava’daki statüyü koruyabiliriz.

13 Ocak 2026

GIŞTÎ