Site icon Rojnameya Newroz

BATI İLE RUSYA GERİLİMİNİN, TÜRKİYE VE KÜRDİSTAN’A YANSIMALARI

Eski Rus istihbarat ajanı Sergey Skripal ve kızı Yuliya’nın İngiltere’de “noviçok” adlı sinir gazıyla zehirlenerek öldürülmelerinin ardından İngiltere ile başlayan Rus diplomatların sınır dışı edilmesine bugüne kadar 30’a yakın ülke katıldı. Batı ülkeleri ve askeri ittifakları NATO, cinayetten sorumlu tuttukları Rusya’ya karşı koordineli tepki vererek İngiltere’nin yanında saf tuttular. Bu saf tutuş, Rus diplomatlarının sınır dışı edilmeleriyle sınırlı kalmayıp ekonomik, askeri yaptırımlar eşliğinde geliştiriliyor. Batı’dan geliştirilen ortak saldırılara karşı Rusya ise suikastı ısrarla reddederken yanıt vermekte de gecikmeyince gerilim tırmandı. Peki, Batı neden Rusya’ya karşı İngiltere’nin yanında planlanmış bir hamle ile saf tuttu? ABD ve Batı bu krizle neyi hedefliyor? Türkiye ve Kürdistan’a muhtemel yansımaları neler olabilir?

Sinan Çiftyürek / Yazarın diğer makaleleri için tıklayınız

I – ABD/Batının, Rusya ile meselesi nedir?

ABD, 1990’lı yılların başında geliştirdiği Avrasya üzerinde egemenlik kurma stratejisiyle Rusya’yı; Güneydoğu, Güney ve Güneybatıdan çevreleme harekâtını uzun soluklu planladı. Bu proje doğrultusunda ilk adım, ABD liderliğindeki koalisyonun 11 Eylül 2001 yılında İkiz Kulelere saldırının yarattığı büyük gerilim ikliminde Rusya-Çin-İran’ın tam ortasındaki Afganistan’ı işgal etti. Bununla da yetinmeyen ABD; Orta Asya Türkî cumhuriyetleri, Güney Kafkasya, Karadeniz, Gürcistan-Ukrayna üzerinden birden fazla ekonomik, askeri projelerle Rusya’yı çevrelemeye girişmişti (konuyu “Emperyalizmin Avrasya Stratejisi Ortadoğu ve Kürdistan” başlıklı kitapta ele almıştım).

Rusya her alanda karşı hamleler geliştirdi. Afganistan üzerinden kendisine yönelik geliştirilen hamleleri en azından şimdilik boşa çıkartması; Orta Asya’da ki Türkî Cumhuriyetlerle yeniden ekonomik ve askeri ittifaklar geliştirerek Batının önünü kesmesi; “Şanghay Beşlisini” genişleterek Asya’nın belli başlı güçlerini ittifaka çekmesi; Güney Kafkasya’da Azeri-Ermeni gerilimindeki rolüyle kontrolü elde tutması; ABD’nin üzerinde hesap yaptığı Gürcistan’ı parçalayarak kendine bağlı iki devletçik yaratması; Karadeniz’de jeopolitik önemi büyük Kırım’ı Ukrayna’dan kopartarak ilhak etmesi; bununla da yetinmeyip Donetsk-Luhansk bölgesini Ukrayna’dan kopartma hesabı; Ortadoğu’da da ABD/Batıya alan daraltan hamleler geliştirmesi; Afganistan-Mısır-Ukrayna üçgeninde ki savaşın ağırlık merkezinin kaydığı Suriye’de dengeyi kendi (Suriye) lehine değiştirmesi; nihayet Batının temel müttefiklerinden biri olan Türkiye’yi NATO’dan kopartma hamlelerini aralıksız geliştirmesi…

Bunlar ABD/Batı için yenilir yutulur hamleler değil. Bunlara “Rusya’nın kurduğu 3 bin kişilik siber saldırı ve algı yaratma operasyonu timi” ile ABD, Almanya, Kanada, Fransa gibi bir dizi ülkenin seçimlerine müdahale ettiği iddialarını ekleyin. İşte bu olaylar zincirinden dolayı İngiltere’deki ajan öldürme meselesi Batı için sadece bahane ya da bardağı taşıran damla oldu. Yoksa Rus ve Batı istihbarat örgütlerinin tarihleri casusluk eylemleriyle yüklü olup “tencere dibin kara seninki benden kara” misalidir.

Görüldüğü gibi meselenin esası Asya üzerinde egemenlik savaşıdır, gerisi ABD liderliğindeki Batının ajan vakası üzerinden belli başlı şu amaçlarını hayata geçirme operasyonudur;

Bir; yukarı da özetlediğim alanlarda Batının, Rusya’yı durdurma operasyonudur. Dolayısıyla Avrasya üzerinden süren savaşın kızışacağının da bir işaretidir yani söz konusu üçgende barış halen uzaktadır.

İki; iç bağları gevşeme belirtileri gösteren Batı/NATO ittifakı bu olay üzerinden saflarını yeniden sıklaştırmak istiyor. Çünkü genelde Asya, özelde de bugün Suriye üzerinden ağırlaşan savaşta ABD/Batı ittifakında, Rusya liderliğindeki Doğu ekseni karşısında birden fazla gevşeme emareleri belirmişti. Bu nedenle Batının koordineli tepkisi, Rusya’yı frenleme üzerinden kendini de toparlama operasyonudur. Ortak tepkinin İngiltere’de yaşanmış bir olay üzerinden geliştirilmesi de dikkat çekici.

Üç; Batının koordineli tepkisi, Türkiye’nin Rusya etkisinden kopartılması amacını da taşıyor. ABD’nin yeni dışişleri bakanı Pompeu ile birlikte “İran ve Türkiye karşıtı politikaların sertleşeceği” söylemleri dillendirilmişti ancak ABD’nin hem İran hem Türkiye’yi aynı süreçte karşısına alamayacağı gerçeği var. Dolayısıyla Batının, Rus karşıtı hamlesinin Türkiye-AB ilişkilerini düzeltme arayışına katkıda bulunması amacını da taşıyor. Kısacası Rusya’nın durdurulması hamlesiyle birlikte Türkiye’nin önüne de yeniden “ya biz ya Rusya” tercihi konuluyor ki aynı süreçte AB-Türkiye zirvesinin Bulgaristan’da yapılması tesadüf değil.

Dört; Türkiye-ABD ilişkileri Kürdistan merkezli gerilirken, AB ile Türkiye ilişkilerinde karşılıklı iyileşmeler yaşanmaya başlanması da aynı amaçlı olup bu iyileşme de ABD yönlendirmesinin etkisi de illaki var. Yani ABD, “ben Türkiye ile gerilimliyken bari siz ilişkileri iyileştirin” telkininde bulunmuş olabilir. Çünkü ABD birden fazla nedenle Türkiye ile ilişkileri düzeltme arayışında. ABD’nin, Türkiye’yi Rusya’dan kopartılmanın yanı sıra Ortadoğu’da İran’ın önünü kesme hedefinde de Türkiye’ye ihtiyacı var.

AB ile Türkiye’de karşılıklı çıkarları gereği birbirinden kopmayı göze alamazlar. Türkiye’nin, Almanya/AB için geniş bir pazar ve jeostratejik konumunun yanı sıra bugün Ortadoğu’dan kendisine doğru gelen göç akınını durdurmak açısından da arada ki tampon rolü hayati önemdedir.

Türkiye açısında da AB, en büyük ticari ortak olmanın yanı sıra ekonominin büyük oranda bağımlı olması ve yüz yıllık “Batılılaşma rüyası” nedeniyle önemli.

Bulgaristan’daki AB-Türkiye zirvesi esas Türkiye’nin Batı ile ilişkilerinin iyileştirilmesi odaklı olunca, AB tarafının zirvede Türkiye’den “OHAL’in kaldırılması, tutuklu gazeteciler…” talepleri de dostlar alışverişte görsün misali yüzeysel kalmıştır.

Erdoğan’da Varna zirvesinden çözüm değil daha çok iç siyasete dönük hesabı vardı. Yani halka, “bakın gördünüz mü biz Afrin’i alırken gürültü kopartan AB, Varna’da bizimle özel zirve yapmak zorunda kaldı, ne kadar önemliymişiz” diyerek propaganda yapmaktı, yaptı da. Ayrıca Efrin işgalinin başındayken Minbiç vb. yeni işgaller için AB yetkililerinin nabzını yoklamak da istemiştir. Erdoğan aynı yoklamayı dün Ankara’da gerçekleşen zirvede Putin ve Ruhani nezdinde de yaptı.

Beş; peki Batının Türkiye’yi Rusya ekseninden kopartma hesabı tutar mıTürkiye ile İran’ın; üzerlerine üzerlerine geldiklerine inandıkları Güney Kürdistan’ın bağımsızlık rüzgarı (bu arada Peşmergenin yeniden Kerkük ve tartışmalı bölgelere döneceği haberleri var) ve Rojava Kürdistan’ın defacto silahlı coğrafik statüsü sürerken; ABD, Türkiye’nin Rusya ile ilişkilerinin zayıflatılmasını başarabilir mi ya da bölgede İran karşıtı cepheye dahil edebilir mi? Yoksa Türkiye, İran ile kurduğu Kürdistan karşıtı “Kutsal” ittifakı mı sürdürür? Bunu şimdiden kestirmek çok zor ama dün Ankara’da Putin-Erdoğan-Ruhani üçlü görüşmesinde, Türkiye’nin İran ile Kürdistan karşıtı “kutsal” ittifakı sürdüreceğini gösterirken, Rusya “Kürtlerin önünü nasıl keseriz” meselesinde kısmen İran ve Türkiye’den farklı duruyor. Dolayısıyla ABD, Kürdistan meselesinde Türkiye’ye ciddi vaat veya tavizler vermeden Rusya ve İran ile kurduğu ittifaktan kopartması mümkün gözükmüyor. Erdoğan’da bu durumun farkında olarak Kürdistan meselesinde ABD’den yeni tavizlerde ısrar ediyor. Tam da burada Efrin’in boşaltılması üzerinde düşünmek lazım.

 

II – Bu gelişmeler bölgede süren savaşa ve özelde de Kürdistan meselesine nasıl yansır?

a – Kürt siyaseti dün Kerkük ve diğer “tartışmalı” kentlerin, bugün ise Efrin’in yeni tür işgallere uğramasında “emperyalistlerin dostu-düşmanı yok çıkarları var, emperyal çıkarlarına göre dostları, düşmanları her an değişebilir” gerçeğini ağır bedellerle bir kez daha öğrendi. Dolayısıyla ABD ve Rusya gibi küresel emperyalist aktörler bölge üzerinde egemenlik savaşı sürdürürken, Kürt ulusal hareketi gibi dinamiklerin aradan sıyrılma imkânları kadar ezilme tehlikesi de her an bulunuyor. Bunun üzerinde tekrar düşünme zamanıdır. Ezilmemesinin tek güvencesi, Kürtlerin parçalar üstü ulusal birlik sergileyerek bölgesel denklemdeki ağırlıklarını güçlendirmeleridir. (Dün Kerkük bugün Efrin neden düştü!) yazımdan)

b – ABD ile Rusya’nın Asya, özelde de Suriye üzerindeki rekabetinden kendine manevra alanı yaratan ya da ikisini dengeleyerek yol almaya çalışan Türk hükümetinin, Güney ve özellikle Rojava konusunda ABD ile Rusya’dan ne gibi tavizler hedefliyor? Tamamlayıcı soru olarak ABD, Türkiye’yi bölgede İran karşıtı cepheye çekmeye çalışırken bunun Kürdistan sorununa yansıması ne olur? Bunun üzerinde uzun soluklu ve derinlemesine düşünme zamanıdır.

c – Bunların muhasebesi yapılırken, olgunlaşmış hatta kangrenleşmiş aşağıdaki sorunları ise aşmak için somut adımlar atmalı.

-Parçalar ve parçalar üstü ulusal ittifak!

– Kerkük-Efrin-Şengal… yaşananlardan hareketle nereye uzanırsa uzansın aynayı yanlışlara-hatalara-ihanetlere derinlemesine tutma kararlılığı! Yani içe doğru ayrıntılı muhasebe zamanı!

– Askeri güçleri birleştirmek ki Güney’de olumlu gelişmeler var, darısı Rojava başına!

– Diğer mesele “Irak ve Suriye’de savaşın sonuna gelindi” mi? Bu iki ülke de şu nedenlerle savaşın devam edeceğini gösteriyor;

*Trump’ın “Suriye’den çekileceğiz, HSD’ye 200 milyonluk yardımı keseceğiz” beyanları ile eş zamanlı Fransa’nın HSD yetkililerini ağırlaması ve Rojava’ya asker göndereceğiz beyanı birbirini tamamlayan adımlar mı? Trump “ben bu yükü yalnız kaldıramam gelin birlikte omuzlayalım” demenin taktiği mi? Fransa’nın eski sömürgesi Suriye’de Rus denetimine karşı bir hamlesi mi? İran’ı Türkiye ile dengeleme hesapları yapılırken Türkiye’yi yatıştırma çabaları mı? Bence her birinin şu veya bu oranda payı bulunmaktadır. Dolayısıyla;

*ABD liderliğindeki Batı ile Rusya liderliğindeki Doğu, genelde sözünü ettiğim üçgen üzerinde özelde de Irak ve Suriye’de ne savaşla ne de barışla meseleleri çözemezlerken;

*Ve Çin’i İngiltere ile birbirine entegre edecek olan modern İpek Yolu, Asya üzerinde egemenlik savaşının yeni bir aşamaya sıçrama potansiyeli barındırıyorken;

* ABD bölgede İran karşıtı cepheyi Suudi Arabistan, BAE, Mısır ve İsrail üzerinden örerken Türkiye’yi de dahil etme hesabını yapması yani bölgede cepheleşme, gerilim ve çatışma dinamikleri ağırlaştırırken;

*Türkiye ve özellikle İran bölgede emperyalist hesaplarla yeni işgallere girişiyorken;

*“Nasıl bir Suriye’ye” ilişkin, ABD ile Rusya’nın planları farklılığını koruyorken; son halkası Doğu Guta’dan Suriye’nin her yanından İdlip’e sıkıştırılmış on binlerce silahlı Cihadistin geleceği büyük bir sorun olarak duruyorken ki bu Rusya ile Türkiye arasında da kriz olmaya gebe;

*ABD ve Fransa, Suriye rejimine karşı “kimyasal silah kullandı” bahanesiyle saldırıya gerekçe üretmeye çalışıyorken;

*Irak ve Suriye’de Kürt meselesi, hem siyasal hem askeri düzlemde Arap rejimleriyle Kürt siyasal iradesi arasında çatışma iklimini koruyorken;

Güney’de yarı bağımsız ve silahlı ordusuyla dahası bağımsızlık referandumunda 93’lük halk iradesiyle; Rojava’da fiilen özerk statüsü ve silahlı ordusu varlığını korurken; Kürt siyasetinin asla ve asla Kerkük-Diyala-Şengal’den ve de Efrin’den vazgeçmeyeceği ortadayken;

*Kerkük’te olduğu gibi Efrin’den de Kürt güçleri çatışıp yenilerek değil, küresel aktörlerin  “şimdilik çekilin” türünden basınç veya telkinleriyle çatışmadan çekildikleri yani sonradan dönmek üzere ayrıldıkları gerçeği ortadayken; Efrin özelinde Ümit Özdağ’ın bile “Efrin’i çatışmasız alırken ne verdiniz” sorusunun yanıtı duruyorken… Suriye ve Irak’ta kısa sürede meselenin siyasal çözümü mümkün mü? 05.04.2018

canbegyekbun@hotmail.com

 

Exit mobile version