Türkiye’de “Hendek Olayları” olarak da anılan 2015–2016 yıllarında, Türkiye ile PKK arasında yaşanan çatışmalarda binlerce insan öldürüldü. Bu çatışma ve operasyonlar sırasında sokağa çıkma yasakları ilan edildi.
Aralarında Noam Chomsky, David Harvey, Ahmet İnsel, Esra Mungan, Gencay Gürsoy, Koray Çalışkan, Nazan Üstündağ, Beyza Üstün, Onur Hamzaoğlu gibi isimlerin de bulunduğu 89 üniversiteden 1128 bilim insanı akademisyen, yasakların kalkması ve şiddetin sona ermesi için “Barış İçin Akademisyenler Bildirisi” ya da “Bu Suça Ortak Olmayacağız” bildirisini yayımladı.
Daha sonra imzacı akademisyenlere yeni akademisyenler de destek olarak bu bildiriyi imzaladı.
Şiddete karşı barışı savunan imzacı akademisyen sayısı 2212’ye yükseldi.
Bu bilim insanları savaş değil, çözüm ve barış istiyorlardı.
Bu “Barış İçin Akademisyenler Bildirisi”, 64. Dönem Hükümeti, siyasi otoriteler ve yandaş medyanın eleştirilerine maruz kaldı.
İmzacı bilim insanı akademisyenler hakkında adli soruşturma başlatılarak birçoğunun işine son verildi ve akademiden uzaklaştırıldılar.
Üç imzacı akademisyen tutuklandı.
Daha sonra 15 Temmuz darbe girişimi bahane edilerek çok sayıda imzacı akademisyen tasfiye edilip akademiden ihraç edildi.
11 Ocak 2016’da açıklanan bildiride yer alan başlıca talepler:
- Devletin, başta Kürt halkı olmak üzere tüm bölge halklarına karşı gerçekleştirdiği katliam ve uyguladığı bilinçli sürgün politikasından derhal vazgeçmesi.
- Sokağa çıkma yasaklarının kaldırılması.
- Gerçekleşen insan hakları ihlallerinin sorumlularının tespit edilerek cezalandırılması.
- Yasağın uygulandığı yerde yaşayan vatandaşların uğradığı maddi ve manevi zararların tespit edilerek tazmin edilmesi ve bu amaçla ulusal ve uluslararası bağımsız gözlemcilerin yıkım bölgelerinde giriş, gözlem ve raporlama yapmasına izin verilmesi.
- Müzakere koşullarının hazırlanması ve kalıcı bir barış için çözüm yollarının kurulması.
- Hükümetin, Kürt siyasi iradesinin taleplerini içeren bir yol haritası oluşturması.
- Müzakere görüşmelerinde toplumun geniş kesimlerinden bağımsız gözlemcilerin bulunması.
Akademisyenler Sorumluluk Hissediyorlardı
İşte bu akademisyenler, yaşam hakkı ihlallerinin önüne geçmek için bu girişimde bulunmuşlardır.
O süreçte barış bir beklentiye dönüşmüştü, ancak iktidar “barış sürecini” buz dolabına koymuştu; bu onurlu akademisyenler bunu kabul etmiyorlardı.
Yaşanan insan hakları ihlallerinin devlet tarafından durdurulmasını talep ediyorlardı.
Düşük yoğunluklu savaşta yalnızca insanlar değil, doğa da tahrip oluyor; diğer canlılar da zarar görüyordu. Doğadaki canlıların yaşama haklarına karşı sorumluluk hissediyorlardı.
Binlerce insan çatışma bölgelerini terk ederek başta Mersin ve Adana olmak üzere göç etmek zorunda kaldı. Sürgün politikalarından vazgeçilmesini istiyorlardı.
Cumhurbaşkanı R. T. Erdoğan da bu akademisyenlere, “Ey aydın müsveddeleri, siz karanlıksınız, karanlık. Aydın falan değilsiniz.” diyerek hakaret etmişti.
Kendisi de bir akademisyen olan dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu ise bu akademisyenler için “Terör örgütünün arkasında niçin hizalanıyorsunuz?” ifadesini kullanmıştı.
Dönemin ABD Ankara Büyükelçisi John Bass, “Söz konusu akademisyenler tarafından dile getirilen görüşlere katılmamamız durumunda bile, bu baskının süregelen şiddetin sebepleri ve çözüm yollarıyla ilgili Türk toplumu içindeki meşru siyasi tartışmalar üzerinde dondurucu bir etkisi olmasından endişe ediyoruz. Şiddetle ilgili endişelerin ifade edilmesi, teröre destek vermek ile eşdeğer değildir. Hükümet eleştirisi ihanet ile eşdeğer değildir.” diyerek rahatsızlığını dile getirmiştir.
Bu akademisyenlere duyarlı kamuoyu, akademisyen arkadaşları, öğrencileri, öğrenci aileleri, gazeteciler, sinemacılar, edebiyatçılar ve daha da önemlisi uluslararası alanda, başta Harvard ve Columbia Üniversiteleri olmak üzere birçok üniversiteden çok ciddi destekler geldi.
Bu akademisyenler uluslararası bir sorun hâline geldi. O dönemde Rusya, bildiriyi imzalayan akademisyenleri desteklediğini bildirmişti.
İşin üzücü tarafı, barış süreci için Mecliste oluşturulan komisyona neredeyse “Kanarya Sevenler Derneği” bile davet edilmişken, bu sorun nedeniyle ağır bedeller ödeyen ve soruna hâkim olan bu akademisyenlerin davet edilmemesinin komisyonun samimiyetini sorgulatır nitelikte olmasıdır.
Barış İçin Akademisyenler İnisiyatifi, 2016 yılında Aachen Barış Ödülü’ne layık görüldü.
Bu da ülkede akademisyene verilen değerin bir göstergesidir.
