ANASAYFAORTADOĞUABD-İran Müzakerelerinde 21 Saatlik Çaba Anlaşmayla Sonuçlanmadı

ABD-İran Müzakerelerinde 21 Saatlik Çaba Anlaşmayla Sonuçlanmadı

Pakistan'ın başkenti İslamabad'da 21 saat süren ABD İran barış görüşmeleri, tarafların nükleer silah ve Hürmüz Boğazı konularındaki derin anlaşmazlıkları nedeniyle sonuçsuz kaldı. ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İran'ın nükleer silah geliştirmeme konusunda talep edilen "kesin taahhüdü" vermediğini açıkladı.

ABD İran barış görüşmeleri çöktü: Gözler Hürmüz‘de. Pakistan’ın başkenti İslamabad’da dün başlayan ve tüm dünyanın yakından takip ettiği ABD İran barış görüşmeleri, 21 saat süren yoğun diplomasi trafiğine rağmen herhangi bir anlaşmaya varılamadan sona erdi. ABD heyetine başkanlık eden Başkan Yardımcısı JD Vance, İran’ın nükleer silah geliştirmeme konusunda talep edilen “kesin taahhüdü” vermediğini açıklarken, İran tarafı ise Washington’ın “aşırı taleplerini” gerekçe gösterdi. Görüşmelerin sonuçsuz kalması, 28 Şubat’ta başlayan ve 40 gün süren yıkıcı savaşın ardından 7 Nisan’da ilan edilen iki haftalık kırılgan ateşkesin geleceğini de belirsizliğe sürükledi.

Görüşmelerin tamamlanmasının ardından İslamabad’da basın mensuplarının karşısına çıkan ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, müzakerelerin 21 saat sürdüğünü doğruladı. Vance, “Bu konuyla 21 saattir uğraşıyoruz ve İranlılarla bir dizi önemli görüşme yaptık. Bu iyi haber. Kötü haber ise bir anlaşmaya varamamış olmamız” ifadelerini kullandı. ABD heyetinin çekirdek kadrosunda Vance’in yanı sıra Başkan Donald Trump’ın damadı ve özel danışmanı Jared Kushner ile özel temsilci Steve Witkoff yer aldı. İran heyetine ise Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi liderlik etti. Taraflar arasında savaş öncesinde gerçekleştirilen temaslarda temsil düzeyinin çok daha düşük olduğu dikkate alındığında, İslamabad’daki buluşma iki ülke arasındaki en üst düzey doğrudan temas olarak kayıtlara geçti.

Vance, basın toplantısında ABD’nin temel beklentisini net bir dille ortaya koydu: “Gerçek şu ki, İran’ın nükleer silah peşinde koşmayacağına ve nükleer silaha ulaşmasını sağlayacak araçları aramayacağına dair kesin bir taahhüt görmemiz gerekiyor. İranlıların uzun vadede nükleer silah geliştirmeyeceklerine dair temel bir taahhüdü görüyor muyuz? Henüz bunu görmedik.” Vance, bu hedefin ABD Başkanı Donald Trump’ın “başlıca amacı” olduğunu vurgulayarak, müzakere süreci boyunca Trump’la defalarca telefonda görüştüğünü de sözlerine ekledi. ABD Başkan Yardımcısı, İran’ın “şartları kabul etmemeyi seçtiğini” belirterek, bu durumun “ABD’den ziyade İran için kötü haber” olduğunu öne sürdü. Vance, masaya “nihai ve en iyi tekliflerini” koyduklarını ve İran tarafının bu teklifi kabul edip etmeyeceğini bekleyip göreceklerini ifade etti.

Bu gelişme, emekçi kesimlerin ve yoksul halkların savaşın ağır maliyetlerini omuzladığı bir süreçte, diplomasi masasındaki tıkanıklığın faturasının yine en alttakilere kesileceği gerçeğini bir kez daha ortaya koydu. Savaş ekonomisinin tetiklediği enflasyon, enerji fiyatlarındaki fırlama ve gıda krizinin bölge halkları üzerindeki yıkıcı etkisi sürerken, müzakerelerden sonuç alınamaması, barış umutlarını şimdilik rafa kaldırmış görünüyor.

İran Cephesinden “Güvensizlik” Vurgusu

İranlı yetkililer ise görüşmelerin sonuçsuz kalmasını farklı bir perspektiften değerlendirdi. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, İslamabad’daki temasların “40 günlük bir savaşın ardından ABD’ye duyulan güvensizlik, kuşku ve şüphenin hakim olduğu bir atmosferde” gerçekleştirildiğine dikkat çekti. Bekayi, “Bu nedenle tek bir toplantıda anlaşmaya varılmaması doğaldır. Zaten kimsenin böyle bir beklentisi de yoktu” diyerek, müzakerelerin devam edebileceğine dair iyimser bir tablo çizmeye çalıştı.

İran devlet televizyonu ise daha sert bir dil kullanarak, ABD yönetiminin “aşırı talepleri” nedeniyle bir anlaşmaya varılamadığını bildirdi. Haberde, özellikle iki kritik başlıkta derin anlaşmazlık yaşandığı belirtildi: Hürmüz Boğazı’nın statüsü ve İran’ın nükleer materyallerinin ülke dışına çıkarılması. İran heyetinin çeşitli girişimlerle ABD tarafını ortak bir çerçeveye yönlendirmeye çalıştığı ancak Washington’ın taleplerinin bir türlü kabul edilebilir sınırlara çekilmediği öne sürüldü.

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, müzakerelerin ardından sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımlarda daha stratejik bir çerçeve çizdi. Kalibaf, İran’ın diplomatik çabalarını “İktidar/Otorite Diplomasisi” (Diplomasi-ye İktidar) olarak tanımlayarak, bu sürecin askeri savunmadan bağımsız olmadığını vurguladı: “Biz otorite diplomasisini, İran milletinin haklarını elde etmek için askeri mücadelenin yanında bir başka yöntem olarak görüyoruz. İranlıların 40 günlük ‘milli savunma’ sürecinde elde ettiği kazanımları kalıcı hale getirmek için bir an bile çabalamaktan vazgeçmeyeceğiz.”

Kalibaf, ABD’nin İran’ın “mantığını ve prensiplerini” artık anladığını savunarak, “Şimdi bizim güvenimizi kazanıp kazanamayacağı konusunda karar verme sırası onlardadır” ifadeleriyle topu Washington’a attı. İran Meclis Başkanı ayrıca, müzakere heyetinin “Minab 168” adı verilen bir inisiyatif de dahil olmak üzere ileri adımlar ve öneriler sunduğunu ancak karşı tarafın bu turda Tahran’ın güvenini kazanmayı başaramadığını belirtti. Kalibaf, ev sahibi Pakistan’ın çabalarına teşekkür ederken, 21 saatlik müzakere süreci boyunca sokaklara çıkarak birlik mesajı veren İran halkına da minnettarlığını sundu: “İran, 90 milyon cana sahip tek bir bedendir.”

Oysa resmi açıklamaların aksine, sahada durum halkların barış talebiyle savaş çığırtkanlığı arasında sıkışmış durumda. İran’da en az 3 bin, Lübnan’da 2 binden fazla, İsrail’de 23 ve Körfez ülkelerinde onlarca can kaybının yaşandığı 40 günlük savaşın ardından, diplomatik masadaki bu tıkanıklık, bölge emekçilerinin ve yoksullarının üzerindeki savaş yükünü daha da ağırlaştıracak gibi görünüyor.

Pakistan’dan Ateşkes Çağrısı ve Hürmüz’de Gerilim

Görüşmelere ev sahipliği yapan Pakistan ise, anlaşma çıkmamasına rağmen temkinli bir iyimserlik sergiledi. Pakistan Dışişleri Bakanı Muhammed İshak Dar, taraflara ateşkes taahhütlerini sürdürme çağrısında bulunarak, “Tarafların ateşkes taahhütlerini sürdürmeleri hayati önem taşımaktadır. Pakistan, önümüzdeki günlerde ABD ve İran arasında yeni bir diyaloğu sağlamak için çaba gösterecektir” açıklamasını yaptı. Dar, kalıcı barış ve refahın yalnızca bölge için değil, küresel düzeyde de kritik olduğuna işaret ederek, Pakistan’ın arabuluculuk rolünü sürdürme kararlılığını vurguladı.

Ancak diplomatik masada anlaşma çıkmazken, Hürmüz Boğazı’ndaki askeri hareketlilik dikkat çekti. Görüşmelerin devam ettiği saatlerde ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), iki ABD donanması güdümlü füze destroyerinin Hürmüz Boğazı’ndan geçtiğini açıkladı. X platformundan yapılan açıklamada, USS Frank E. Peterson ve USS Michael Murphy adlı destroyerlerin, İran tarafından döşendiği iddia edilen deniz mayınlarının temizlenmesi amacıyla bölgeye intikal ettiği belirtildi. CENTCOM Komutanı Oramiral Brad Cooper, “Bugün geçişin açılması sürecini başlattık, yakın zamanda güvenli yeni rotayı denizcilik sektörüne bildireceğiz” ifadelerini kullanarak bölgeye ek savaş gemileri ve su altı insansız araçlarının sevk edileceğini duyurdu.

Buna karşılık İran devlet medyası, Genelkurmay kaynaklarına dayandırdığı haberinde ABD gemilerinin boğazdan geçtiği iddiasını yalanladı. BBC Doğrulama Servisi’nin Marine Traffic ve Whistlefinder verileri üzerinden yaptığı inceleme ise, USS Michael Murphy’nin Dubai’deki Cebel Ali limanından ayrılarak Hürmüz Boğazı’nın batı kısmına ulaştığını ve varış noktasının Singapur olarak kaydedildiğini ortaya koydu.

ABD Başkanı Donald Trump ise müzakereler sürerken kendi sosyal medya platformundan yaptığı paylaşımda, İran’ın denize mayın döşediğini iddia ederek, “ABD’nin dünya üzerindeki tüm ülkelere bir iyilik olarak Hürmüz Boğazı’nı temizlemeye başladığını” öne sürdü. Trump daha da ileri giderek, “Boğazı temizliyoruz. Anlaşma yapsak da yapmasak da bizim için fark etmez” ifadeleriyle askeri seçeneğin masada olduğu mesajını verdi. Bu durum, diplomasi ile tehdit dilinin iç içe geçtiği, iktidar yapılarının barışı değil güç gösterisini öncelediği bir sürecin işlediğini gösteriyor.

40 Günlük Savaşın Ardından Kırılgan Ateşkes

ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a yönelik başlattığı kapsamlı hava saldırılarıyla patlak veren savaş, tam 40 gün sürdü. Bu süreçte İran’da en az 3 bin, Lübnan’da 2 binden fazla, İsrail’de 23 ve Körfez ülkelerinde onlarca insan hayatını kaybetti. Hürmüz Boğazı’nın İran tarafından kapatılması ise küresel enerji piyasalarını altüst ederek özellikle akaryakıt fiyatlarının fırlamasına ve dünya genelinde yoksul kesimlerin temel ihtiyaçlara erişiminin daha da zorlaşmasına yol açtı.

Taraflar, Pakistan’ın yoğun diplomasi trafiği sonucunda 7 Nisan’da şartlı bir ateşkes üzerinde anlaşmaya varmıştı. İki hafta sürmesi planlanan ateşkesin en tartışmalı maddelerinden birini Lübnan oluşturuyor. ABD ve İsrail, ateşkesin Lübnan’ı kapsamadığını öne sürerken, arabulucu Pakistan Lübnan’ın da anlaşmaya dahil olduğunu savunuyor. Bu belirsizlik ortamında İsrail, Lübnan’a yönelik saldırılarını sürdürürken, İran ile ateşkesin ilan edildiği gün Beyrut’a düzenlenen yoğun hava saldırılarında Lübnan Sağlık Bakanlığı’na göre 300’den fazla kişi yaşamını yitirmişti.

Öte yandan İsrailli ve Lübnanlı yetkililerin 14 Nisan Salı günü Washington DC’de bir araya gelerek doğrudan görüşmelere başlaması bekleniyor. Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn’ın ofisi, görüşmelerin büyükelçi seviyesinde yapılacağını açıklarken, Başbakan Nevvaf Selam ülkedeki protesto ve iç karışıklıklar nedeniyle Washington ziyaretini ertelediğini duyurdu. İsrail ise Lübnan hükümetinden, Kasım 2024’te kararlaştırılan ateşkeste öngörüldüğü üzere Hizbullah’ın silahsızlandırılmasını talep ediyor. Ancak bölge uzmanları, Hizbullah’ı zayıflatmak için yıllardır ortaya konan çabaların sonuç vermediğine dikkat çekiyor.

Bu tablo, savaşın ve diplomatik tıkanıklığın yalnızca askeri ya da siyasi bir mesele olmadığını, aynı zamanda derin bir sınıfsal boyut taşıdığını ortaya koyuyor. Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasıyla tetiklenen enerji krizi, akaryakıt fiyatlarını küresel ölçekte artırarak en çok dar gelirli aileleri, işçileri ve emekçileri vurdu. Savaşın yol açtığı yıkım ve göç dalgası ise yoksul halkların sırtına yeni maliyetler bindirmeye devam ediyor. Diplomasi masasındaki tıkanıklık, barış umutlarını ötelerken, savaş ekonomisinin kazananları ile kaybedenleri arasındaki uçurumu daha da derinleştiriyor.

İslamabad’daki 21 saatlik müzakere maratonundan sonuç alınamamış olması, ateşkesin akıbetine dair soru işaretlerini artırıyor. Pakistan’ın arabuluculuk çabalarını sürdürme kararlılığı bir nebze umut verse de, tarafların “kırmızı çizgiler” konusundaki katı tutumları, önümüzdeki günlerde bölgede tansiyonun yeniden yükselebileceğine işaret ediyor. Bu gelişme, emekçi kesimlerin ve savaştan en çok etkilenen yoksul halkların taleplerinin ne kadar görmezden gelindiğini bir kez daha gösterdi.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

AKTÜEL