DESTPÊKCÎHANABD-Avrupa İlişkileri Yeniden mi Yazılıyor? 

ABD-Avrupa İlişkileri Yeniden mi Yazılıyor? 

ABD-Avrupa ilişkileri, Washington’un yayımladığı yeni Ulusal Güvenlik Stratejisiyle tarihsel bir sınamadan geçiyor. Almanya ve Avrupa başkentleri, ABD’nin yeni diline sert tepki veriyor.

ABD-Avrupa ilişkileri, Washington’un yayımladığı yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi ile Soğuk Savaş sonrası dönemin en sert kırılmalarından birini yaşıyor. ABD yönetimi, ilk kez Avrupa’yı yalnızca bir müttefik olarak değil; siyasi yönelimi, iç düzenlemeleri ve değerler sistemiyle “stratejik bir sorun alanı” olarak tanımlıyor. Bu yaklaşım, Berlin’den Paris’e uzanan geniş bir hatta sert tepkiler yaratırken, transatlantik ittifakın geleceğini de tartışmaya açıyor. 

ABD Başkanı Donald Trump’ın ikinci döneminde şekillenen yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi (NSS), Avrupa başkentlerinde “geçici bir siyasi çıkış” olarak değil, kalıcı bir yön değişikliği olarak okunuyor. Belge, ABD’nin güvenlik önceliklerini yeniden sıralarken, Avrupa’ya dair alışılmış diplomatik dili terk ediyor ve açık eleştiriler içeriyor. Bu durum, NATO’nun geleceğinden Avrupa savunma mimarisine kadar birçok başlığı yeniden gündeme taşıyor. 

Washington’un Yeni Dili: Ulusal Güvenlik Stratejisinde Avrupa Nerede Duruyor? 

ABD’nin yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi, “America First” yaklaşımını yalnızca ekonomik ya da ticari bir tercih olmaktan çıkarıp, doğrudan jeopolitik bir doktrine dönüştürüyor. Metin, ABD’nin birincil sorumluluğunun kendi sınırları ve iç istikrarı olduğunu vurgularken, Avrupa’nın siyasi yönelimlerini açıkça sorguluyor. 

Strateji belgesinde Avrupa Birliği’nin göç politikaları, ifade özgürlüğü düzenlemeleri ve “toplumsal dönüşüm projeleri” ABD’nin çıkarları açısından sorunlu alanlar olarak tanımlanıyor. Bu yaklaşım, Avrupa’da “iç işlerine müdahale” eleştirilerini beraberinde getiriyor. 

Brookings Institution’dan Thomas Wright, belgenin tonuna dikkat çekerek şu değerlendirmeyi yapıyor: 
“Bu metin, ABD’nin Avrupa’yı artık otomatik bir müttefik değil, kendi iç sorunlarıyla Amerikan çıkarlarını zayıflatan bir bölge olarak gördüğünü açık biçimde ortaya koyuyor.” (Brookings Institution, Thomas Wright, 8 Aralık 2025) 

ABD’li karar alıcılar ise bu dili savunuyor. Beyaz Saray’a yakın çevreler, Avrupa’nın uzun süredir ABD güvenlik şemsiyesini “sorgulamadan kullandığını” ve bu dengenin artık sürdürülemez olduğunu öne sürüyor. 

Berlin Alarmda: Almanya’dan Sert Tepki ve Egemenlik Vurgusu 

ABD’nin yeni stratejisi, Avrupa’da en güçlü tepkiyi Almanya’dan aldı. Başbakan Friedrich Merz, Washington’un kullandığı dili açıkça reddetti ve Avrupa’nın demokratik düzenine yönelik imaları kabul edilemez buldu. 

Merz, Berlin’de yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: 
“Almanya’nın demokrasisi ve Avrupa’nın siyasal düzeni Washington’dan yazılacak reçetelere ihtiyaç duymaz.” (Associated Press, Berlin, 7 Aralık 2025) 

Bu çıkış, Almanya’da yalnızca dış politika çevrelerinde değil, iç siyasetin tamamında yankı buldu. Koalisyon ortakları ve muhalefet partileri, ABD’nin yaklaşımını “stratejik ortaklığa aykırı” olarak değerlendirdi. Yeşiller Partisi, belgenin Avrupa’daki aşırı sağ hareketlere dolaylı destek sunduğunu savunurken; SPD, ABD’nin değerler üzerinden baskı kurmaya çalıştığını ileri sürdü. 

Alman basını da tartışmayı manşetlere taşıdı. Frankfurter Allgemeine Zeitung’un başyazısında şu ifadeler yer aldı: 
“ABD’nin geri çekildiği bir dünyada Almanya, ya risk alacak ya da risk altında kalacaktır.” (Frankfurter Allgemeine Zeitung, Baş Yazı, 6 Aralık 2025) 

Savunma Harcamaları ve Stratejik Özerklik: Avrupa Yeni Bir Yola mı Giriyor? 

ABD ile yaşanan bu gerilim, Avrupa’da savunma politikalarını hızla dönüştürüyor. Almanya, Fransa ve birçok AB ülkesi, savunma bütçelerini rekor seviyelere çıkarıyor. NATO’nun son zirvesinde gündeme gelen “GSYH’nin yüzde 5’i” hedefi, Avrupa başkentlerinde artık bir seçenek değil, zorunluluk olarak tartışılıyor. 

Paris yönetimi, savunma sanayiinde ABD’ye bağımlılığı azaltmayı hedefleyen projeleri hızlandırırken; Berlin, Avrupa merkezli ortak silahlanma programlarına ağırlık veriyor. Bu süreç, Avrupa’nın ABD’ye askeri bağımlılığını azaltma isteğini açık biçimde ortaya koyuyor. 

Ancak uzmanlar bu yönelimin riskler taşıdığı konusunda uyarıyor. Council on Foreign Relations analistlerinden Charles Kupchan, Avrupa’nın önünde zor bir denge bulunduğunu belirtiyor: 
“Avrupa, ABD’ye bağımlılığı azaltmak isterken güvenlik boşluğu yaratmamalı. Bu strateji yüksek maliyet ve siyasi cesaret gerektiriyor.” (Council on Foreign Relations, Charles Kupchan, 10 Aralık 2025) 

İstihbarat, Sabotaj ve İç Güvenlik: Almanya’da Yeni Yetki Tartışmaları 

ABD ile yaşanan gerilim, Almanya’da iç güvenlik ve istihbarat tartışmalarını da hızlandırdı. Federal Anayasayı Koruma Teşkilatı (BfV), casusluk ve sabotaj tehditlerinin arttığını belirterek daha geniş yetkiler talep ediyor. 

BfV Başkanı Thomas Haldenwang, Bundestag’daki bir oturumda şu açıklamayı yaptı: 
“Almanya, Soğuk Savaş’tan bu yana en yoğun istihbarat baskısıyla karşı karşıya.” (Deutsche Welle, Thomas Haldenwang, 3 Aralık 2025) 

Bu talep, Almanya’da sivil özgürlükler ve güvenlik dengesi üzerine yeni bir tartışma başlattı. Sol Parti ve sivil toplum örgütleri, güvenlik gerekçesiyle yetkilerin genişletilmesinin demokratik hakları zayıflatabileceği uyarısında bulunurken; muhafazakâr çevreler, mevcut hukuki çerçevenin yetersiz kaldığını savundu. 

Uzmanlar Uyarıyor: Bu Bir “Trump Dönemi Sapması” mı, Yapısal Kırılma mı? 

Transatlantik ilişkilerde yaşanan bu gelişmeler, “geçici mi kalıcı mı?” sorusunu gündemin merkezine taşıyor. ABD ve Avrupa’daki birçok uzman, mevcut tablonun kişisel tercihlerden çok daha derin bir dönüşüme işaret ettiği görüşünde birleşiyor. 

Guardian yazarı Natalie Nougayrède, Avrupa’nın önünde artık net bir tercih bulunduğunu savunuyor: 
“Avrupa’ya stratejik özerklik inşa edecek ya da Washington’daki her siyasi değişimde savrulmaya devam edecek.” (The Guardian, Natalie Nougayrède, 11 Aralık 2025) 

Washington Post yazarı Ishaan Tharoor ise ABD’nin yaklaşımının müttefiklik anlayışını aşındırdığına dikkat çekiyor: 
“ABD, ilk kez Avrupa Birliği’ni değer temelli bir ortak olarak değil, ideolojik bir sorun alanı olarak tanımlıyor.” (The Washington Post, Ishaan Tharoor, 9 Aralık 2025) 

Sonuç: Transatlantik İttifak Dağılmıyor, Yeniden Şekilleniyor 

ABD-Avrupa ilişkileri kopuş noktasında değil; ancak açık biçimde yeniden tanımlanıyor. Washington, Avrupa’dan daha fazla askeri ve siyasi sorumluluk talep ediyor. Berlin ve Paris ise bu talebi, daha bağımsız bir güvenlik mimarisi kurma fırsatı olarak okuyor. 

Bu süreç, NATO’nun varlığını sona erdirmiyor; fakat ittifakın iç dengelerini, karar alma mekanizmalarını ve güç dağılımını köklü biçimde değiştiriyor. Önümüzdeki dönemde ABD-Avrupa ilişkileri, otomatik bir ortaklıktan ziyade, çıkar temelli ve daha kırılgan bir zeminde ilerleyecek gibi görünüyor. 

Not: Bu analiz haber, “Washington’un Yeni Güvenlik Stratejisi, Berlin ve Tüm Avrupa’nın buna tepkisi ve Transatlantik Fay Hattı” başlığı ekseninde yapay zekaya hazırlatılmıştır. Yapay zeka üzerinden bu analiz haber yapılırken özellikle basın taraması ve kaynakçaya önem vermeye çalıştık. 

ROJNAMEYA NEWROZ 

GIŞTÎ