Osmanlı Devleti ile Safevi (İran) Devleti arasında 17 Mayıs 1939’da imzalanan Kasr-ı Şirin Anlaşması ile Türkiye ile İran arasındaki sınır çizildi.
Bu yapay sınırlar Kürt aileleri böldü, birbirlerinden ayırdı.
O gün bugündür Kürtler bu yapay sınırları bir şekilde aşıp aileleriyle görüşüyor, ticaret yapıyorlar.
Bu sınırların sahibi egemen güçler bu işlere kaçakçılık diyor.
Bu sınır geçişlerinde binlerce Kürt; ya mayınlara basarak ya coğrafya ve doğa şartlarından ya da silahla vurularak bireysel ve toplu hâlde katledilmiştir.
Bunlardan birisi de Kürtlerin 33 Kurşun Katliamı dedikleri, sistemin ise masumane ve münferit gösterdiği Mustafa Muğlalı olayıdır.
Bu bir hata değil; zaten kendisi de suçunu itiraf ediyor. Bu bir zihniyet meselesidir.
Bu ülkenin yüzleşmekten korktuğu karanlık sayfalardan bir tanesidir.
1943 Temmuzunda İran Kürdistanı’nda yaşayan Milan aşireti bireylerinin Türkiye’den hayvan sürüsü götürdükleri ihbarı üzerine sınıra gönderilen jandarma birlikleri, kaçakçıların İran’a kaçmaları üzerine Van Özalp ve Saray ilçelerinde yaşayan aynı aşiret mensuplarından 40 kişiyi gözaltına alır. Mahkemece 5 kişi tutuklanır, geri kalanlar suçsuz bulunarak serbest bırakılır.
Van’ın Özalp ve Saray ilçelerine bağlı Sırımlı, Değirmigöl, Çaybağ köylerinden 32 kişi ve yoldan geçmekte olan, bu olaylarla ilgisi olmayan başka bir köyden bir kişi de görgü tanığı olmasın, şahitlik yapmasın diye bu 32 kişiye katılarak sayı 33’e yükselir.
Bunlar arasında muhtar ve memleketlerine izne gelen 2 asker de vardı.
Bu insanlar 3 gün önce mahkeme tarafından serbest bırakılmıştı.
İsmet İnönü, devletin demir yumruğu Mustafa Muğlalı’yı Van’a gönderiyor.
Özalp’e gelen 3. Ordu Komutanı Orgeneral Mustafa Muğlalı, mahkeme kararlarını hiçe sayarak 33 kişiyi sorgulamak üzere iki teğmenin komutasındaki bir askerî birliğe teslim eder.
Bu insanlar kaçakçı diye 356 numaralı sınır taşı yakınlarında Seyfo Deresi’nde, elleri bağlıyken yargısız infazla vurularak katledildiler.
Daha önce hazırlanan bir rapora dayandırılarak kaçmaya çalışırken vuruldukları iddia edilir.
Katliamdan bir ay sonra aileler olaylardan haberdar olabilmişler.
Köylerde karakol kurulmuş ve taziye ziyaretlerine izin verilmemiştir.
Yıllarca şaki, eşkıya, kaçakçı diye üstü örtülmeye çalışılan o kadar çok katliam yaşandı ki; ama Ahmet Arif’in 33 Kurşun (33 Gûlle) şiiriyle bu katliam hafızalara kazındı.
Bu masallar Kürtlere hiç yabancı gelmiyor; hep bir yerlerden tanıdık geliyor, “Roboski Katliamı” gibi.
Olaydan yaralı kurtulan İbrahim Özay adlı köylünün durumu ilgili makamlara bildirmesine rağmen yapılan başvurulardan bir sonuç alınamaz.
Demokrat Parti’nin etkili bir muhalefet partisi hâline gelmesiyle örtbas edilmeye çalışılan olay 1948’de yeniden Meclis gündemine getirildi.
TBMM Başkanlığına Demokrat Parti Eskişehir Milletvekili İsmail Hakkı Çevik tarafından sunulan soru önergesinin kabul edilmesi üzerine olayla ilgili askerî ve sivil yöneticiler hakkında soruşturma başlatıldı.
Tüm sanıkların tutuklu yargılandığı davada ateş emrini kendisinin verdiğini itiraf eden Muğlalı, 2 Mart 1950’de ölüm cezasına çarptırıldı. İleri yaşı ve hafifletici sebeplerden dolayı 20 yıl hapis cezasına çevrildi.
Ancak askerî yüksek mahkeme kararı bozdu.
Bir kurtarma operasyonu gerçekleşecekti ki Muğlalı, yeni yargılama başlamadan önce 11 Aralık 1951’de, 69 yaşında, ilahi adalet gerçekleşti (!)
Cezaevinde öldü.
CHP’nin sorumluluğu iddiasıyla bizzat İsmet İnönü için yargılanma istenmiştir.
12 Şubat 1956 ve 25 Şubat 1956 tarihlerinde Mecliste görüşülen konu, 1958 tarihli Meclis Tahkikat Komisyonu raporu ve Meclis görüşmeleriyle zamanaşımı ve çeşitli af yasalarından dolayı kapatılmıştır.
Seyfo Deresi hâlâ yasak bölge; kimsenin ziyaretine izin vermiyorlar.
Bu köylüler dedelerinin kemiklerine ulaşmak istiyorlar.
Mayıs 2024 tarihinde Özalp ilçesindeki jandarma sınır taburunun adı Mustafa Muğlalı Kışlası olmuştur.
Halktan gelen yoğun tepkiler üzerine 2011 yılında Muğlalı ismi değiştirilerek Şehit Astsubay Kıdemli Başçavuş Erkan Durukan adı verilmiştir.
Kaynakça: – en.wikipedia.org
– Ayşe Hür
