21 Şubat Dünya Ana Dil Günü, UNESCO (Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü) tarafından 17 Kasım 1999’da 21 Şubat olarak açıklanmıştır.
Bengal Dil Hareketi, Pakistan’ın Urdu dilinin Bangladeş halkının da resmi dili olduğunu deklare etmesine ve Bengal dilinin resmi kurumlarda yasaklanmasına tepki olarak doğmuştur.
Bu günün önemi, Bengali Dili Hareketi için Bangladeş polisi ile çatışan Bangladeşli üniversite öğrencilerinin Bangladeş’in başkenti Dakka’da öldürülmesinin yıl dönümü olarak anılmaktadır.
Bu önemli günün asıl adı “Anadili Hareketi Günü”dür.
Bengalililerin, Kürtlerin ya da dili yasak olan halkların dillerini konuşmaları, kendi ana dillerinde eğitim yapmaları için illa da öldürülmeleri, katledilmeleri mi gerekir?
Uluslararası Ana Dil Günü her yıl 21 Şubat günü UNESCO (Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü) üyesi ülkeler tarafından kutlanmaktadır. Bugünün önemini anlayanlar, savunuculuğunu yapanlar çok dilliliği de savunmaktadırlar.
Çok dilli belediyeciliği uygulamak isteyen birçok Kürt seçilmiş belediye başkanı bundan dolayı tutuklandılar. Ama bu uygulamadan da vazgeçmiş değiller.
Bir halk, bir toplum kendi varlığını, kültürünü, kimliğini gelecek kuşaklara ana dili ile taşır.
“Dil ölmemişse ulus yaşıyor demektir.”
İşte bir halkın varlığı/yokluğu ana dilinden ibarettir.
Bir halkın dilinin yok olması demek, o halkın kolektif hafızasının da yok olması demektir.
İşte tam da bunun için, 1924 Anayasası Türkiye’de resmi dilin Türkçe olduğunu belirleyerek diğer dillerin kamusal alandaki kullanımını yasaklamış ve halkların kolektif hafızasını yok etmiştir.
Dünyada 7 bin civarında ana dilin konuşulduğu ve bu dillerden 2500 tanesinin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu, birçok dilin de kaybolduğu varsayılmaktadır.
Bu tehlike ile karşı karşıya olan diller, azınlıkların konuştukları diller, devletleşememiş halkların dilleridir.
Bir dilin konuşulmasının, eğitim dili olmasının yasaklanması bir temel insan hakkı ihlalidir.
Temelleri ırkçılığa dayalı, iflasın eşiğinde olan ulus devletler tekçi uygulamalarıyla insanlığın zengin mirası olan bu dilleri asimile ederek, yok sayarak, yasaklayarak, dilsel baskı uygulayarak unutturmaya, yok etmeye çalışıyorlar.
Oysa ki farklı diller demokratik ulusların zenginlikleridir.
UNESCO’nun verilerine göre Türkiye’de 36 farklı dilin günlük yaşamda konuşulduğu, 3 dilin kaybolduğu, 18 dilin ise kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu söyleniyor.
Abazaca, Hemşince, Süryanice, Lazca, Romanca, Pontus Yunancası, Batı Ermenicesi, Gagavuzca, Ladino, Turoyo gibi diller yok olma tehlikesi yaşayan dillerdir.
Avrupa’daki 30 ülkede Kürtçe dersi verilmesi, Türkiye’de ise seçmeli ders olarak okutulacak olması, Kürtçenin önündeki en büyük engeldir.
Bunun için 21 Şubat Dünya Ana Dil Günü, Kürt halkı için sadece sembolik bir gün değil, başta ana dilleri olmak üzere her alanda verdikleri özgürlük mücadelelerinin de bir parçasıdır.
Faşizmin rengi siyahtır. Her şeyi kendisi gibi siyah görür. Diğer renkleri görmek istemez.
Beyaz, mavi, yeşil, mor onu ilgilendirmez.
Bu güzelim renklere bakmaya korkar. Ya rengi değişir de kızıllaşırsa.
Ulus devlet faşizmi de farklı dillerden korkar.
Faşizm “Kargadan başka kuş” tanımaz.
Eğer bugün Avrupa’nın kalbindeki Almanya’ya “Hitler” zihniyeti hakim olmuş olsaydı, belki de bugün Almanya’da sadece Almanlar yaşar, sadece Almanca konuşulurdu.
Ülkemizde de resmi dil dışındaki diğer köklü, kadim dillerin varlıkları inkâr edilmiş, sistematik bir şekilde asimilasyon politikalarına maruz kalmış, hayatın her alanında olduğu gibi diğer diller de bundan nasibine düşeni almışlardır.
Tek tipleştirme politikalarında en çok da diller etkilenmiştir.
Sonuç olarak halkların ana diline konan yasaklar insan hakları ihlali olmakla birlikte halklarda kalıcı travmaların yaşanmasına sebep olmakta, bir arada yaşama olgusunu zayıflatmakta ve zarar vermektedir.
