Site icon Rojnameya Newroz

Yüzyıllık sorun: Laiklik

laiklik

Eyüp Yalur / Yazarın diğer makaleleri için tıklayınız

Din “para” tarafından beslendiği müddetçe,

paranın hizmetinde olacaktır.

Ali Şeriati

Klasik anlamı ile Laiklik: Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasıdır. Devletin bütün dinlere, inançlara, dinsizliğe tarafsız, tepkisiz ve eşit mesafede olmasıdır. Toplumun din kuralları ile değil hukuk kuralları ile yasalarla, toplumsal sözleşme ile yönetilmesidir.

Dini duyguları, inançları, ibadetleri halkın özgür iradesine, vicdanına bırakmaktır.

1789 Fransız Devrimi ile dünyaya yayılan Laiklik Türkiye’de 10 Nisan 1928 tarihinde Anayasada yapılan bir değişiklikle kabul edilmiştir.

Laiklik birazda eşit vatandaşlıktır. Her birey kendi inançları gereği ibadet etmeli. Kimisi camide, kimisi havrada, kimi kilisede, kimileri Cemevi’nde, isteyende Ezidhane’de… gibi ibadet etmeli. İsteyende deist yada ateist olduğunda bunlara da saygı duyulmalı.

Çünkü bu ülkede yaşayan bütün inanç sahipleri ve inançsızlar yani herkes vergi veriyor, ülkenin külfetine katlanıyor. İbadetini de özgürce yapabilmeli, ibadethanelerinin giderleri de Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesinden karşılanmalıdır!

Bu evrensel kavramın içi boşaltılarak dini inançlara eşit mesafede olması gereken devlet, İslam’ın Hanefi mezhebini devletin resmi inancı haline getirerek devlet inancını bunun üzerine inşa etmiştir. 

Laiklik gerçek anlamda inanç ve vicdan özgürlüğü olduğu için birazda barıştır. Oysaki ülkede dini inançlar ve mezhepler arasında kavgadan geçilmiyor. Kimse kimseyi sevmiyor, saygı duymuyor.

Cumhuriyet tarihi boyunca dini, Diyanet İşleri Başkanlığı aracılığıyla devletin, rejimin egemenliği, kontrolü altında tutan Kemalizm, Siyasal İslam’ın iktidara gelmesiyle güç kaybına uğradı, devlet dinin güdümüne girdi. Yüzyıllık cumhuriyet gerçek anlamda laikleşemedi.

Türk tipi laiklik yaratıldı. Türk – İslam sentezi ülkeye egemen kılındı.

Ülkede şemsiye görevi görmesi gereken laikliğin yerini Türk – İslam sentezi almıştır.

İlahiyat Fakülteleri, Diyanet İşleri Başkanlığı, Müftülükler, camiler, tarikatlar, …hepsi Hanefilik mezhebine hizmet etmek için vardırlar.

Laikliğin teminatı demokrasidir, demokratik hukuk devletidir. Demokratik hukuk devletinde hiçbir partinin genel başkanı “Biz İslam’ı referans alan bir siyasi partiyiz” diyemez, çünkü laikliğe aykırıdır.

Demokrasinin olmadığı, yargının bağımsız olmadığı, anayasanın ihlal edildiği bir ortamda olsa olsa Türk tipi laiklik olur.

Demokratik yönetimlerde egemenlik devredilemez bir haktır, laiklikte egemenliğin bir parçasıdır. Demokrasinin olmadığı bir yerde egemenlikten söz edilemez, söz edilemez çünkü demokrasi sistemin denge, denetleme ve fren mekanizmasıdır.

Mevcut 57 Müslüman ülke içerisinde laik tek devlet olmakla övünenler yanılgı içerisindeler.

Avrupa ülkeleri dört yüz yıl verdikleri kanlı bir mücadele sonucu laik devlet düzenine geçebilmişler. 

Türkiye’de olduğu gibi tepeden inmeci, birileri tarafından bahşedilmemiştir. 

Avrupa’da feodalizmin yıkılmasından sonra kilisenin mutlak otoritesi sarsıldı. Akıl, bilim, mantık özgürleşti, bireylere tanınan hak ve özgürlükler genişledi, güvence altına alındı.

İslam ümmeti, Osmanlı tebaası, Mustafa Kemal’in askerleri olmaktan öteye geçilemedi. Özgür, demokrat, laik birey olunmadı, olunamadı.

Evrensel değerler bu ülkede kendine münhasır bir şekilde yorumlanır ve uygulanır. Bunun için de bu değerler uygulama alanı bulamıyor ve hiçbir sorun çözülemiyor.

Exit mobile version