Site icon Rojnameya Newroz

TÜRK HUKUKU VE KÜRT SİYASETÇİLER

AİHM’in Demirtaş ile ilgili verdiği ‘’tutukluluğu için yeterli delil yok tahliye edilmeli’’ kararına Erdoğan açık bir şekilde yargıya müdahale edeceğini ‘’gereken hamleyi yaparım, işi bitiririm’’ sözleriyle ifade etmişti. Hamlesini de sadece Demirtaş’a yönelik olarak değil Sırrı Süreyya Önder, İdris Baluken’e kadar genişletmiş oldu. Muhtemelen önümüzdeki süreçte bu isimlerin yanına hüküm giydirilmiş yeni Kürt siyasetçileri de eklenecek. Şark kurnazı olmanın gereği olarak Erdoğan, AİHM’in kararına doğrudan ‘’kararınızı tanımıyorum ‘’ demek yerine düğmesiz cübbelerini iliklemeye çalışan hakimlerin oluşturduğu, doğrudan kendine bağlı mahkemeler aracılığıyla Demirtaş’a ve diğer Kürt siyasetçilerine hüküm giydirerek hukuk çerçevesinde cevap vermeye, hukuksuzluğunu hukuk kılıfında sunmaya çalışıyor ama nafile kral çıplak!

Yaşar Kazıcı / Yazarın diğer makaleleri için tıklayınız

Dünya alem ve kendisi de; mahkemeler denilen tiyatro sahnelerinde ikinci sınıf senaryoları andıran iddianemelerle Demirtaş’ın siyasi tutsak olarak zindana atıldığını gayet iyi biliyor. Bunu itiraf etmesini de beklememize gerek yok, AİHM’in kararının ardından acele bir şekilde harekete geçmesi siyasi tutsak olarak aldığı Demirtaş’ın ola ki dışarı çıkarsa hele de ekonomik krizin derinleştiği, yerel seçimlerin yaklaştığı bir süreçte kendisi için büyük sorunlar oluşturacağını da iyi biliyor. Özetle ortadaki hukuksuzluğu Erdoğan bizden daha iyi biliyor!

Türk Hukuku bir fidye-takas alanına dönüştürüldü. Bunun en somut örneği papaz Brunson meselesinde, Alman gazetecinin serbest bırakılmasında görüldü. ABD ve Almanya’yla geliştirilen siyasal açılımların sonucu gerekli fidye alındı ve rehineler serbest bırakıldı. Böylelikle içeride bulunan Kürt, devrimci, demokrat, aydın, öğrenci, akademisyen, avukat, gazeteci vb. alanlardan 90.000’e yakın siyasi rehinenin ancak ABD ve Almanya gibi devletlerin ‘ricası’ ile çıkarılabileceğini, mahkemeler konusunda pekte adalet arayışında olmamamız gerektiğini hepimiz öğrenmiş olduk.

Erdoğan’dan bağımsız olarak TC’nin kuruluş sürecinde Türk Hukuku da tıpkı Türklükle ilgili oluşturulmuş bütün kategorilerde olduğu gibi resmi ideolojinin çizdiği genel çerçevenin dışına çıkamaz. Mahkemelerin tarif ettiği suç tanımı hakim ideoloji tarafından yazılıyor. Bu ideolojinin dışında kalanlar suçlu oluyor. Bizi yargılayanların aynı zamanda bizim ideolojik karşıtımız olması ‘suç’ olarak tarif edilecek bir hukuki meselenin olmadığını ve yargılanmamızın ise hukuki değil ideolojik, politik bir zeminde olduğunu ispatlıyor. Mevcutta varlığı epey tartışma götüren Türk Hukuku’nun resmi ideolojiden arta kalan bir dizi boşlukları da AKP ile birlikte tamamen kapatıldı. Resmi ideolojinin bile ‘bu kadarına pes’ diyeceği noktaya kadar gelindi. Ülkede herkes konuşursam içeri alınırım, tweet atarsam başıma iş gelir, aman mikrofonu başkasına uzatın benim çocuğum var, işimden olmayayım diyorsa Türk Hukuku’nun tarihte en traji-komik bir noktasına gelmişiz demektir.

Hakim ideoloji egemenliğini gerçekleri savunmasından değil gerçekleri ezebilecek güce sahip olmasından alıyor. Hakim ideolojiyi yani Türklük, İslamlık ve devletin bekası gibi bileşenleri arkasına alan AKP’de bugün Kürt siyasetçilerin ezilmesinde Türk Hukukuna bağlı mahkemeleri sopa niyetine kullanıyor. Mesele Kürt olunca resmi ideolojinin üretici ve yayıcılarından olan CHP ve Kemalist kesim AKP ile bir olup Kürdün dövülmesine katılıyor. Şunu çok iyi bilmekteyiz ki karşısındakini ezme koşullarına sahip olmadan resmi ideoloji hiçbir tartışma da haklı çıkamaz. Çünkü resmi ideoloji gerçeğe değil yalana, uydurma efsanelere, sahtekarlıklara dayanır, yalanının ortaya çıkmasından korktuğu için de gerçekleri söyleyenleri işkence, zindan, mahkemelerle susturmaya, terbiye etmeye, fiziken ortadan kaldırmaya çalışır. Mesela Türk devleti kurulduğu günlerden yakın tarihe kadar Kürtlerin, Kürtçenin olmadığını savunan resmi ideolojiyle start vermişti, hiçbir zaman haklı değildi bugün bunu inkar edemeyecek noktaya geldi. Ama nasıl on yıllarca Kürtlere kendi varlıklarını ispat edebilmeleri için bedeller ödeterek geldi. Dün Kürdü ve Kürtçeyi inkar eden resmi ideoloji bugün AKP’nin propagandasını yapan devlet televizyonu TRT Şeş’i kuruyor. Devletin resmi ideolojisini paylaşmadığı için birçok insan yine resmi ideoloji üzerine kurulu olan mahkemelerce yargılanıyor.

Pekala buradan nasıl çıkacağız? Üzerimizde ki bu ablukayı nasıl kıracağız? Cevabı kolay değil ama şunu söylemek gerekir: Daha fazla siyasallaşacağız, daha fazla bir araya geleceğiz, daha fazla örgütleneceğiz. Mesele hukuk falan değil örgütsüzlüğümüz!

 

 

 

Exit mobile version