Site icon Rojnameya Newroz

TC’NİN HAREKATI, ABD, RUSYA VE KÜRTLERİN DURUMU

TC’nin kuruluş felsefesi ve de daha sonraki pratiğini Teşkilat-ı Mahsusa’dan ayırmak doğru olmaz, araştırmalarımın sonucu bu kanıya vardım. TC Osmanlı’dan kalma baskı ve terörle (devlet terörü) ayakta kalmaktadır. Baskı ve terörle Osmanlı devleti nasıl 400 yıl ayakta kaldı ise (Bazı aklı tutulmuşlar baskı ve terörle nasıl ayakta 400 yıl kalınır denilsin. Biatçı bir toplumda bin yılda ayakta kalınır; biat etmeyen batı ve diğer toplumlarda baskıcı ve terör devletleri fazla yaşamaz-FK), bu 400 yılın devamı olan TC devleti de terörle ve komşu soykırımla 2023’te 100. yılını kutlayacak.

Fevzi Kartal / Yazarın diğer makaleleri için tıklayınız

Talatçı ve soykırımcı İttihat ve Terakki Cemiyeti 23 Temmuz 1908 darbesinden sonra 18 Aralık 1908’de bu adı aldı. Daha önceleri adı, 2 Haziran 1889’da ilk kuruluş Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti idi.

Bütün bu devlet katındaki değişiklikler yani devletin bekası için değişiklikler, sözüm ona bütün bu ‘yenilikler’ sırasıyla Sened- i İttifak 1808, Tanzimat 1836, Islahat 1856… Osmanlı bu anlayıştan yine de çıkışı sağlayamadı. Zira yapılanlar düşünce değişiminden kaynaklı bir durum değildi. 18 ve 19 yy’larda burjuva sınıfı olmayan bir ülkenin kültürden tutunuz da zihniyete varana kadar bir yenilik yapması mümkün olamazdı, sadece hayatın zorlaması sonucu sözde yenilikler olabilirdi. Ki, İttihat ve Terakki Cemiyeti 1908 darbesi ile birlikte Türk ırkçılığına dönüştü. Osmanlı’daki zulüm, işkence ve milliyetçi motifle karışık başka halkları, dışarıya; gücü yetmeyince içeriye yani komşuya, başta Ermeni Soykırımı olmak üzere Gayri Müslimlere yönelindi. Gayri Müslimler soykırım ve tehcirden geçirilerek yola devam edildi.

1923’te yine bir çeşit Kemalist darbe, geçmiş darbe ve yeniliklerden farklı bir şekilde batı dünyasından bazı ülkelerden aldıkları medeni hukuk, kuvvetler ayrılığı, ceza hukuku, adli hukuk, laiklik, kadın hakları vs. bu gibi çağdaş düzenlemeler lümpen (seviyesiz) bir şekilde uygulandığı için Osmanlı zihniyetinden köklü bir değişiklik olmayınca gericileşti. Zaten Osman-î gerici damar hep olduğundan bağnaz bir Türk milliyetçiliği ile tabir yerinde ise Osman-î Türk-î yani RTE’leşti. İşte bu Osman-î Talatçı, Türk-î RTE zihniyeti günümüze kadar geldi. Kürtler Türkleştirilecek, Aleviler Sünnileştirilecek, zihniyet hep aynı…

Zira aslında Türklükte yapay zorlama bir ulusçuluktu; gerçek ulusçulukla yakından bir ilgisi yoktu. 19. yy’larda pili bitmiş Osmanlı’nın ulus devlete yönelen dünya konjonktürüne de facto bir biçimde uluslaşmaya yönelmek zorundaydı ve sonunda batılılarında, özellikle Almanya’nın da katkıları ile bir yapay ulus yaratıldı. Öylesine terörcü bir ırkçılıktı ki kendinden olmayan herkese düşman, aslında gerçek Türk’e de düşman oldu, çünkü devleti yönetenlerin bir çoğu devşirme, ki RTE’de bir devşirmedir, işte tam da bir imkansız ulus (nation impossible), devşirme olanlarda ulus bilinci olmadığı için kraldan daha kralcıdır, daha işkencecidir. Yezid’in Müslümanlık adına, Stalin’in Sosyalizm adına, bütün diktatörlerin, darbecilerin “Demokrasiyi koruma ve kollama” (!)? adına yaptıkları gibi. Sola, seküler değerlere, çoğulculuğa siz bakmayın çok partilerin olmasına, o partilerin hemen hemen hepsi icazetli partilerdir, savaş teskeresi oylamasında da görüldüğü gibi, Kürde, Alevi’ye, azınlık halklara, gerçek Türk’e, inançlara, dinin devlet dini olmasını istemeyenlere karşıdır bu Osman-î Türk-î terör devleti ya da terörist devlet.

RTE ve AKP şürekâsı ile sürdürülen bu gelenek karşısında yapılacak tek seçenek, vatan savunması kisvesi altında yapılan, Kürtlerin ve Suriye’nin topraklarını işgal savaşına karşı çıkarak Osman-î Türk-î ırkçı RTE’nin yol arkadaşı olmamaktır. Kürtlerin tarafından bir mermi dahi Türkiye tarafına atılmamıştır. Sınır kentlerine atılan havan topları yine Teşkilat-i Mahsusa RTE’nin işine benziyor. 1990’lar ve 2000’lerdeki gibi.

Yapılması gereken somut adım şu olmalı; bütün baskı görenlerin birleşmesidir. Tez elden bütün parçalardaki Kürtlerin zaman kaybetmeden ulusal birlikteliklerini sağlaması ve Türkiye yakasındaki demokrasi güçleri ile birlikte işbirliği yapmasıdır.

Defalarca belirttiğim gibi, Kürtlerin demokratik ve kitlesel siyaset yapmaya özen göstermesi ve de RTE’nin terörizm oyunlarına gelmemesi gerekmektedir. RTE Kürt sorununun terörize edilmesini canı gönülden istiyor ki savaş politikaları ile dümen döndürülsün.

Osman-î Türk-î RTE’nin Güvenli Bölgesi?(!)

Güvenli bölge savaşla değil barışla kurulur, oysa RTE Kürdistan’ın köylerini, kentlerini bombalıyor, cani SMO denilenlerle cinayet işleniyor. İşgal edip kalıcılaşıyor ki, işte Afrin’de yaptıkları ortada.

RTE ve şürekâsının şunu iyi bilmesi gerekir ki 21.yy dünyanın Kürtlerle imtihanıdır. Bu gün Kürtlerin kendi kaderlerini kendilerinin belirlemesi uluslararası bir sorun haline gelmiştir. Yüzyıldır Kürtlere zulüm ediyorsunuz, belki her zaman yaptığınız gibi köyleri, şehirleri yakıp yıkabilirsiniz Saddam’ın yüz binlerce Kürdü soykırımdan geçirdiği gibi ama Kürtlerin mücadelesini durduramazsınız. Ki, bütün bu nedenlerden dolayı, tek yol sağduyudur, aklıselimliktir ve de barışçıl bir çözümle Kürt sorununun çözümüdür. Savaşanın kazananı tarihte olmamıştır bugün de olmayacaktır. Komşularla barış içerisinde yaşamak var iken neden komşu soykırım siyaseti?

Suriye’de bu gün herkes var uluslar arası güçler bağlamında ABD ve Koalisyon Güçleri, Rusya, İran, Türkiye ve onun besleme çeteleri, bu karşılıklı güçlerin çelişkisinde belki Kürtler istedikleri bir sonuç elde edemeyeceklerdir, ama Osman-î Türk-î RTE istediğini elde edemeyecektir ve Kürde kini ile baş başa kalacaktır. Kürt bölgelerine Türkiye tarafından havan topları denemesiyle baş başa kalacaktır. Şimdiki gelişmelere bakılırsa RTE – TC sahada kullandığı fosfor gazlı soykırım katliamı vesilesi ile yerinde tespit edilip kanıtlanırsa, uluslar arası basının yazdığı doğru ise fosfor gazı kullanıldığı yönünde bulgular tespit edilmiş uluslar arası yaptırımlar gelebilir ve de hatta savaş derinleşirse RTE’nin sonu Saddam gibi olabilir, ki şimdilik bunlar var sayımlar…

NATO’nun sayısal olarak ikinci ordusu, yok şu, yok bu böbürlenmeleri bir tarafa RTE’nin sonu bir Hitler gibi olabilir, ki eğer küresel güçleri dinlemez ise… Küresel güçleri RTE ve şürekâsı belki dinleyeceklerdir, ki bu nedenle kazara Kürtlerin kültürel özerkliğine razı olurlar ; yoksa TC’nin politikası Kürdün Türkleşmesidir. Ne uzlaşmadan anlar, ne barıştan anlar(…) odunum odun siyasetini Kürtlerin 30. öfkelenmelerine rağmen sürdürüyor. Çözülmemiş Kürt sorunu birçok sorunları da beraberinde getiriyor ekonomik vb gibi sorunlar, sosyal sorunlar, insani dram, yerinden yurdundan edinilme, eğitim aksaklığı ve de dahası…

ABD’nin yalnızlığı mı?

Sözde Kristof Kolomb’un “Amerika’yı keşfinden” başlayarak ve de ABD kurulumundan bu yana çıkarı yoksa ‘yaralı parmağa işediği’ görülmemiştir, ulusların kaderlerini kendilerinin belirlemesinde Wilson prensiplerine dahi bir çok konuda uygun davranmayıp ünileteral bir biçimde çıkarsal davranmıştır. Petrol gelirlerini SDG’ye bırakmasını da, yereli tamamen dıştalamadan, küresel sömürgeciliğe uygunluk olarak okumak gerekir ‘biraz sana, biraz bana’ TC – AKP gibi işgalci, modası geçmiş, klasik sömürgecilik uygulamadan.

Bazı gazeteciler ve araştırmacılar Suriye’de değil sadece bütün Ortadoğu’da ABD’nin yerini Rusya almıştır ve ABD yalnızlaşmıştır demektedirler. Bazı uluslar arası saygın araştırmacı yazar ve gazetecilerin analizlerine bakıldığında ABD “nasıl olsa yalnızlaştım bu bölgede” diyerek geri çekilirken Rusya ile birçok istihbarat bilgisini paylaştığı belirtilmektedir.

D. Trump’ın “bazen bunların kapışıp savaşması gerekiyor sonra da barıştırırız” demesi bana Antik Yunan’da tanrıların zevk için insanları savaştırıp eğlendiği gibi, hani bir güreş sporu izlemek gibi, bir stadyumda futbol maçı izlemek gibi…

Mahsuni Şerif in dediği gibi (…) Devleti devlete çatan/ it gibi pusuda yatan/ savaş çıkarıp silah satan/ Amerika katil katil.

Bir çok basın ve gazeteciler tarafından sanki bu savaş sadece Kürtlerle Türkler arasındaymış gibi bir hava yaratılıyor, ki oysa işin özü ABD ve Rusya’nın büyük küresel güçlerin vekalet savaşlarıdır. Bu vekalet savaşında ABD, AKP-TC’yi yarı açık yarı kapalı desteklemektedir. Bazen çok kızsa da nerede ise iki karşıt zıt gibi görünse de yeri gelir düşman da ilan eder, eğer çıkarına ters düşerse. Küresel güçlerin manipülâsyonlarını iyi okumak gerekiyor, kimin eli kimin cebinde belli olmaz.

ABD’nin Suriye‘deki amacı petrol kuyularına hakim olmaktı, ki zaten ağzındaki baklayı yeri geldiği için çıkardı “petrolü güvenceye aldık” diye twitledi . ABD hep ikili oynuyordu işin başında DAEŞ’i kullandılar, batılı dostları ve AKP-TC ile birlikte. Baktılar DAEŞ çok kötü şeyler yapıyor, güvensiz partner, daha sonra Kuzey Suriye halklarından buralarda sadece Kürtler yaşamıyor, Araplar var, Ermeniler, Süryaniler, Keldaniler, Türkmenler, Çeçenler, Çerkezler vb gibi yana tavır koydular. Kuzey Suriye halklarının gücünü gördüler, Rusya ve İran’ın desteklediği Suriye’nin gücünü gördüler vb gibi.

Şimdide ABD Kuzey Suriye halklarını bir savaştırıp bir barıştırıyor. Bazen kapışsınlar ki sonunda barıştıralım, beylik lafları ile dalga geçiyor. Benim tahminim biraz kapışma biraz barış derken son aşama Suriye’nin ve de başta Rusya’nın pozisyonuna iş gelmiş dayanıyor.

Rusya’nın ve ABD’nin küresel petrol şirketleri işi tabir yerinde ise velveleye getirip yoğurdun kaymağını yiyecekler. Belki de daha önce anlaştıkları Rusya ile DSG’lilerin bazı petrol bölgelerinden çekilmesi ile buralarda ABD faydalanacak diğer petrol bölgelerinden Rus dev petrol şirketleri faydalanacak. Ya da büyük bir olasılık Suriye ulus devletine kolluk kollama görevi verilip petrol sahaları küresel dev şirketlere peşkeş çektirilecek.

Bizimkilere de eh(!) işte her iki tarafa aslanlar üleşi yedikten sonra çakallara da biraz pay düşecek. Böylelikle AKP-TC de içte zafer naraları ile seçim yatırımı yapacak biz şöyle güçlüyüz, böyle boyluyuz gerçekle ilişkisi olmayan destanını dillendirecek.

Yoksa ABD Kürt sorunu çözülsün öyle bir derdi yok. Ha! Ortadoğu’yu ve İran’ı çevrelemek için Kürtlerden çıkarı varsa belki o zaman Wilson Prensiplerini uygulayabilir; ama bölge devletleri varken buna ne gerek var ki. Hiç de şimdilik Kürtlere ihtiyacı yok. TC- RTE’yi de bırakmış değil.

ABD’den ve Batı’dan çıkan sesler vardır ama AKP-TC’nin tutumuna bağlıdır, onlara yan çizerse fosfor gazı kullandı, şu bu ile cezalandırma yollarına gidebilirler,  yoksa da ses çıkarmanın dışında fazla bir yaptırım yapmazlar diye düşünüyorum. Her şey sahadaki gelişmelere bağlıdır. Tekrardan bir daha belirtme gereği duyulursa, Wilson Prensiplerinin bir getirisi yoksa kullanmazlar. Kuzey Suriye halklarının yaşadığı bölgede ABD Wilson Prensiplerini uyguluyor, petrolden dolayı. Eğer Koalisyon güçleri olmasa idi DAEŞ ve AKP – TC bu bölgelerde bir soykırım yapabilirdi. Soykırım yapan bir Hitler karşısında ABD ve koalisyon güçlerinin varlığına ne demeliyiz? Bütün bu karmaşa ve soykırım karşısında Kuzey Suriye Halkları koalisyon güçlerine ne desin? “Bizi bırakın soykırıma hoş geldin mi” desinler. Her şey despot ve gerici bölge devletlerinin inisiyatifine bırakılsaydı çözümden bahsedilemezdi? Bence, “bütün yabancı güçler Suriye’den çıksın” demek neyi çözer? Bu Haydar Han (seviyesiz) solculukla nereye varılır? Soruları çoğaltabiliriz…

Rusya ve onun enternasyonalizmi mi?

Rusya’ da  Bolşevik Parti’nin “Her şey Sovyetlere! (işçi köylü ittifakı konseyleri) her şey halk meclislerine!” Diyenleri dinlemeden hayatsal yaşamı partisel yaşamla amaçlandırmasından, (bir çeşit temsili demokrasi; ama asla doğrudan demokrasi değil),  bu yana hep Rus elit çıkarları egemen olmuştur. Ki onun enternasyonalizmi Rusya’yı ana vatan halinde görerek bütün halk hareketleri, ulusal kurtuluş hareketleri ana vatan Rusya’nın çıkarları doğrultusunda ele alınmıştır. Şimdinin Putin Rusyası da aynı politikayı uygulamaktadır. Kürtlerin çıkarı en son plandadır. Buna bağlı olarak başka bir deyişle ulus devlet çıkarlarından dünyamız kurtulamamıştır. İşte bu ulus devlet çıkarlarıdır ki Kürtler ve Filistinliler doğal haklarına kavuşamamışlardır.

Bu ulus devlet çıkarları vesilesi ile ve de o bölgelerdeki ulus devletler, Suriye de dahil eski doğal sınırlar deyip Kürtlere gözle görülen somut bir doğal haklarını vermeme yoluna gideceklerdir  diye düşünüyorum. Belki Rusya’nın yardımı ile Kürtlere kültürel özerklik yeterli görülecektir…

Kürtlerin tarihsellik içerisinde naifliği ve son duruşu üzerine

Ben şu kanıdayım; Kürtler tarih boyunca misafirperver, sözünün ‘eri’ olmuşlar hele de ülkesini işgal eden ilhakçılara karşı; oysa bu işgalcilere karşı sözünün ‘er’i olmamak ve de gerektiğinde her türlü kurnazlığı yapmak gerekiyordu çünkü manipülâsyon yapan ilhakçıya aynı dilden cevap vermek daha doğru olanıdır. Her denilene kanmamak gerekiyordu.

AKP-RTE’nin yalan ve manipülâsyonlarına Müslüman kardeşliği adı altında yapılan yalanlara inanmamaları gerekiyordu ki bu güvenme naifliğinden yavaş yavaş çıkılıyor. Bu pozisyon sevindiricidir. Müslüman kardeşliği yalanının yüzünden Kürtler bir statü elde etmede geri kalmışlardır. Bu nasıl kardeşlik? Türklük adına anadilinde eğitim yok, Kürtçenin öğretilmesi bile yasak vb gibi. Son yıllarda bu düşkünlükten çıkma hamleleri sevindiricidir. Her parçada ve bütün parçalarda Kürdistanlıların, (alfabetik olarak sıralar isek, Araplar, Asiriler, Ermeniler, Ezidiler, Keldaniler, Çeçenler, Çerkezler, Türkmenler, Türkler vb gibi halklar), bir araya gelmesi, ulusal birlik çağrıları yapması, partilerinin ortak hareket etmeleri Kürtlerin naiflikten kurtulmalarını gösteriyor. Kürtlerin Suriye’de ABD’nin ‘dostluğu’nu hemen anlayıp ihaneti görmeleri geç kalınmış bir tavırda olsa anlamlıdır ve de naiflikten çıkışın en önemli işaretidir.

Ulusal kurtuluş mücadelesi, mücadelede kararlılık ile dost edinebilir ancak, kurban olmaları ile değil. “Salatada sos olmamak” ile kazanılır mücadele.

Gelinen aşamada bütün dünyanın sempatisini kazanan Kürdistanlıların bir araya gelerek iyi bir diplomasi ile Kürtler kendi kaderlerini bu 21.yy’da kazanma şansını yakalayabilirler.

Türkiye Cumhuriyeti En Azından Nasıl Bir Cumhuriyet Olmalıydı…

Türkiye çok uluslu, farklı farklı inançlar, farklı farklı mezheplere sahip bir ülke olduğundan bu çoğulcu yapıya uygun bir cumhuriyet olabilirdi, herkesin kendini ifade ettiği, herkese anadilinde eğitimin verildiği bir halklar bahçesi olabilirdi; sadece Türklükle, tekçilikle ifade edilmeyen bir cumhuriyet olabilirdi ve de bu cumhuriyetin adı da Anadolu ve Mezopotamya Cumhuriyeti olabilirdi. Türklükle, Kürtlükle ifade edilmeyen bir cumhuriyet. Bütün bu problemlerin yaşanmaması ve iç barışın korunması için bunlar yapılabilinirdi; ama velakin ne yazık ki diğerleri hesaba katılmadan sadece kendini Türklükle ifade eden bir cumhuriyet “Yurtta Sulh”u gerçekleştirmesi imkansızdı ve de tekçilikle olsa olsa imkansız bir ulus yaratılırdı ama bunun adı da ulus değil, imkansız ulus olurdu ki işte TC’den manzaralar… Bir temcit pilavı gibi ısıtılıp ısıtılıp yedirmeye çalışılan resmi düşüncenin yalanları ve efsanevi destanımsı gerçekle ilgisi olmayan bir asırdır tekrarlanıp duruyor “Yunanı böyle ezdik, yedi düveli şöyle yendik(…)”.

Ama lakin tarafsız bir araştırma yaptığımızda işin gerçeği şöyleydi; O zamanın küresel güçlerine taviz verilerek hiç de öyle anlı şanlı anlatıldığı gibi bir kurtuluş mücadelesi verilmedi, yine tarafsız bir gözlemle araştırıldığında rahatlıkla gerçeklik görülüyor. Talatçı zihniyetin Hıristiyan düşmanlığı, Türkçülük ve tekçilik politikasının sonucu 1914 -1923 yılları arasında 1,5 milyon Ermeni, 353 bin Pontuslu Rum, 300 binin üzerinde Süryani soykırımdan geçirildi.

1923’ten sonrada Türkçülüğe, yukarda belirttiğim gibi, özü aynı nüansta farklı batı normlarını alıp seviyesiz bir pratikle tekçiliğe devam edildi, hâlâ da devam ediliyor. Mustafa Kemal’in Nutuk’taki şu yazılanlar “Cumhuriyet ilanına karar vermek için Ankara’da bulunan bütün arkadaşlarımı davet ederek onlarla görüşüp tartışmaya asla lüzum ve ihtiyaç görmedim. Çünkü, onlarında aslında tabii olarak benim gibi düşündüklerinden şüphe etmiyordum. Halbu ki o sırada Ankara’da bulunmayan bazı kişiler, yetkileri olmadığı halde, kendilerine haber verilmeden, düşünce ve rızaları alınmadan Cumhuriyetin ilan edilmiş olmasını bize gücenme ve bizden ayrılma sebebi saydılar.” Nasıl da “yeni cumhuriyet”in her şeyde olduğu gibi yürütmede de tekçi olduğunu Monarşik zihniyetten kopamadığını göstermeye yetiyor diye düşünmeye başladım . 1923’ten sonra da İstiklâl Mahkemeleri ile bu tekçiliğe karşı çıkanların hepsi öldürüldü. Mustafa Kemal’in A’dan Z’ye ne yapılırsa benim elimden bir tornadan çıkar gibi çıkmalı tekçi, ben merkez, ben devletim anlayışına sahip olduğu geçmişin sür git anlayışına sahip olduğu görülecektir. Ki hatta yıllarca mücadele veren Kadınlar Halk Fıkrası’nı kapatanda kendisidir ama sonunda kadınlara seçme ve seçilme hakkı verdim diyende kendisidir. Eğer Komünist Partisi kurulacaksa onu da ben kurarım diyendir vb gibi.

1923’te 1 milyon 250 bin Rum doğdukları topraklardan sürgün edildiler. Yine iyice araştırıldığında 1924’te Hakkari’de 20 bin Süryani’nin sürgün edildiği ortada, 1930’da Ağrı Zilan’da 15 bin Kürdün vahşice öldürüldüğü görülür, 1934’te Trakya‘da 15 bin Yahudi’nin baskı, zor, şiddet ve tecavüz kullanılarak göç ettirildiği görülür, 1938’de Dersim’de 30 bin Alevi- Zaza- Kürd’ün soykırımdan geçirildiği görülür, 1955 yıllarında Hıristiyan mallarının nasılda yağmalandığı görülür, 1980 katiller darbesi öncesi ve sonrası binlerce gencin öldürüldüğü görülür, Maraşlar görülür, (…), 1990’larda faili devlet olan 20000 insanın Kürdistanlının faili belirsiz sayılıp yok edildiği görülür, Sivas vahşeti görülür, 2000’lerden sonra Roboskiler, Ankara ve benzeri katliamlar, Suruç, Cizreler, Şırnaklar vb gibi, Daiş’ e gizlice yardım edilerek Suriye halklarına soykırım yapıldığı görülür…

Sizin, baskıcılığınızı, zulümkarcılığınızı saymaz isek Osmanlı diye övündüğünüz Osmanlı ile dahi bir benzerliğiniz yoktur. Osmanlı’da Kürdistan bölgesi deniliyordu, Rum’a Rum, Ermeni’ye Ermeni, Arap’a Arap, … ve de dahası. Ya sizde? Hepsi Türk(!) “YANLIŞ TEŞHİSLE, DOĞRU TEDAVİ YAPILAMAZ”.  “Çok milletli, çok dilli, çok dinli, çok mezhepli, çok renkli olan bir Osmanlı devletinin enkazından” tekçilikle ancak imkansız bir ulus yaratırsınız; ama asla gerçek bir ulus yaratamazsınız. Kargalar güler…

03 11 2019

Exit mobile version