Site icon Rojnameya Newroz

SİYASAL İKTİDAR MÜCADELESİNDE PRATİĞİ, SÖYLEMİN ÖNÜNDE GELİŞTİREBİLMEK! / SOSYALİST MEZOPOTAMYA-1

ÖSP III. Genel Kongresi Kasım 2018’de yapılacak. Kongreye hazırlık çerçevesinde Temmuz 2016 Parti Meclisi toplantısı şu önemli kararı almıştı:

“1 – ÖSP isminin Partiya Komunist a Kurdistan olarak değiştirilmesi yönelimi ile paralel, ismin kısaltılmış hali üzerinde de şimdiden tartışmanın sürdürülmesini; Kürtçe kısaltılmış hali PKK olduğundan farklı bir kısaltılmış ismin belirlenmesi için gelecek önerilerin Üçüncü Genel Kongre ve öncesinde gerçekleştirilecek İkinci Genel Konferansta sonuçlandırılmasını;

2- Değişikliği isim ile sınırlamadan aynı süreçte yaşanan pratik politik gelişmeler ışığında partinin program ve tüzüğüne ilişkin yapılacak olan değişikliklerin de şimdiden planlanmış tartışma sürecinde ele alınmasını;

Program tartışması sürdürülürken, partinin ulusal özgürlük ve sınıfsal kurtuluş gibi iki temel stratejik hattından birini oluşturan ulusal meselenin, bağımsızlık mı federasyon mu bağlamında çözümünün hedefleneceğinin tartışılmasını;” belirlemişti.

“ÖSP isminin Partiya Komunist a Kurdistan olarak değiştirilmesi” kararı Parti Meclisi’nden çok önce ÖSP I. Konferans karar önerisiyle II. Genel Kongre kararıdır. Parti Meclisi ise Temmuz 2016’da bu kararı hayata geçirmeye dönük yönelimler belirledi.

Bu çerçevede bazı tartışmalar yapıldı, yapacağız. Ben 07.09.2016 tarihli, “ÖSP’de, isim-program tartışması ve KKP” başlıklı bir yazı yazmıştım, başka yoldaşlar da yazdı. Ancak araya giren başka sorunlar nedeniyle konu üzerinde yeterince tartışılamadı. Burada tekrar ve farklı açılardan konuyu ele alacağız.

 

Sinan Çiftyürek / Yazarımızın diğer makaleleri için tıklayınız

 

I – Bağımsızlığa göre konumlanmak, federasyon mücadelesini geliştirmek!

Siyasal iktidar mücadelesinde, Kürdistan’ın dört parçasının yüz yılı aşan ulusal özgürlük mücadelesi, söylem (program) ile pratiğin diyalektiği incelendiğinde, ders çıkaracağımız zengin deneylerle doludur. Örneğin;

Belli başlı ulusal demokratik partilerimizin (PDK-Güney, YNK, PDK-İran, PKK) tümünün ulusal özgürlük ve bağımsızlık mücadelesinde, pratikleri ya da fiili konumlanışları daima politik söylem ya da programlarının önünde olmuştur. Son yıllarda devletsizliğin teorisini yapan PKK hariç tutulursa diğerleri örneğin PDK ile YNK, “Irak’a demokrasi, Kürdistan’a otonomi” dediler ki İran KDP’si de pek farklı değildi. Programatik olarak veya resmi söylemlerinde öne çıkardıkları politik propaganda özerklik/federasyon iken, pratik mücadele ve konumlanışları resmi programlarının çok ilerisinde bağımsızlığa göre şekillendirmişlerdi. Yani bu partilerimizin resmi söylem ve politikaları, bağımsızlığa göre fiili konumlanışlarının birkaç adım gerisindedir.

Kuzey parçasında ise geçmişte olduğu gibi bugün de genel olarak tersi bir durum var. Söylem ve programsal olarak federasyon veya bağımsızlık savunulduğu halde pratik politik mücadele ve konumlanma bu savunuların çok gerisindedir. Özetle bu kısa vurgudan hareketle şunu diyorum; bugün parti programı ile bağlantılı bağımsızlık-federasyonu tartışırken, bağımsızlığa göre konumlanalım fakat federasyonu öne çıkararak güncelleştirelim diye öneriyorum.

Bu açıdan ÖSP’nin programını şimdi yeniden gözden geçirdiğimde, isim değişikliği nedeniyle yeniden basılacağından, “ulusal” ve “dini azınlıklar” tabirlerini çıkarmak gibi bazı ufak tefek değişikliklere gidilebilinir ama temelde bir değişikliğe gerek olmadığına inanıyorum. Çünkü temel strateji açısından, ÖSP’nin mevcut programı, bağımsızlığa açıktır. Örneğin, ÖSP “Kürt sorununun özü itibarıyla kendi kaderini tayin hakkını içerdiğini belirler, bu hakkın gerçekleşmesi için mücadele eder. Mevcut koşullarda halkların eşit koşullu katılımı ile federal çözümü hedefler.” (ÖSP Programı sayfa, 13) “Mevcut koşullar” vurgusu ve “eşit koşullu katılım ile federal çözüm” belirlemeleri bağımsızlığa kapı aralayan tespit ve hedeflerdir. Demek istediğim mesele söylem de değil konumlanmadadır. Tüzük açısından da yaşadığımız pratiğimiz üzerinden bazı değişikliklere ihtiyaç var.

 

II – Komünal toplum/komünizm, insanlığın geçmişi olduğu kadar geleceğidir de!

 

Başta isim değişikliği olmak üzere kimi tartışma konularına ilişkin görüş ve önerilerimi yukarıda andığım yazıda yazmıştım burada tekrara girmeden şunları belirteceğim:

Komün-komünizm insanlığın geçmişi olduğu gibi geleceğidir de.

Tarihten sapma ya da sakat doğum var ama iddia edildiği gibi bu sosyalizm-komünizm değil, ilkel komünal evreden özel mülkiyetli evreye geçişin taa kendisidir. Sömürülenler-ezilenler ve artık %1 dışındaki tüm insanlık binlerce yıldan beri bu tarihi sapmayı düzeltmek için çok büyük mücadeleler verdi, veriyor.  21. yy’ın, kapitalizm şahsında özel mülkiyet ile nihai hesaplaşma yılı olacağına inanıyorum ve bu inancımı, “Kapitalizmin Tarihsel Fiziksel Sınırları”(KTFS) adlı kitabımda şöyle belirtmiştim:

“Her şeyin metalaştığı, birikim bunalımının derinleştiği, otomasyonun sınırlarına dayandığı, kültürel yozlaşmanın büyüdüğü koşullarda; kapitalizmin sınırları ufukta gözüküyor. Dünya çapında gelişen süreç ve sürecin verileri ufukta kapitalizmin tarihsel ve fiziksel sınırlarını her açıdan bize gösteriyor. Kapitalizme kesin ömür biçilmez ama artık önemli olan ufukta sınırlarının görünmesidir. Görmek isteyen bu sınırları görebilir.” (S. Çiftyürek, KTFS sayfa 210, Gün yayıncılık)

Tekrar esas konumuza dönersek; parti isminde komünist kelimesinin kullanılmasının doğru, dolayısıyla ÖSP II. Genel Kongresinde alınan kararın yerinde olduğuna inanıyorum. Komünist partinin kullanacağı bayrak üzerindeki sembollere gelince bunu tartışalım diye öneriyorum. “Ne gereği var zaten yıldız içerisinde orak çekiçli parti bayrağımız var ve orak çekici halen tüm komünist partiler sembol olarak kullanıyor” denilebilir. Doğrudur kullanıyorlar ama bence farklı açılardan sembolleri tartışmalıyız çünkü bazı sembollerin ekonomik-sosyal yaşamda çoktandır karşılığı artık yok.

Birincisi; kızıl renk ve yıldızı tartışmaya gerek yok çünkü evren var oldukça karanlığı aydınlatan yıldızlar da olacak ve sembol olarak parti ya da gençlik bayrağına alabiliriz. Yıldız denildiğinde sembol olarak her daim ve her yaşta insanın zihninde illaki bir yansıması vardır. Gelişen teknolojiden bağımsız olarak her tarihsel dönemde yıldızlar değişmez ve gözle görülür semboller olarak, insanın bilincinde yansıması olmuştur, olacaktır da.

İkincisi; çekiç de sembol olarak kullanılabilir. Zira zorladığımızda elektronikleştirilmiş ya da otomasyona dayalı üretimde robotun (nesnelleşmiş emeğin) kullandığı çekici de yine sembol olarak alabiliriz. Çünkü canlı (akışkan) emek gücü olarak işçinin kullandığı çekicin yerini nesnelleşmiş emek olan robotun (makinenin) kullandığı elektronik çekiç almaktadır. Bu nedenle çekiç kullanılabileceği gibi her açıdan kapsayıcı yapısıyla bizim ÖSP amblemindeki çark da kullanılabilir.

Çark, ister içten patlamalı motor düzeneğinde olsun, ister bilişim teknolojisinin ürünü kompüter yani bilgisayar biliminde (bilgiye ulaşılmasını ve bilginin oluşturulmasını sağlayan her türlü görsel, işitsel basılı ve yazılı araçlar) olsun, değişim göstererek varlığını sürdürür.

Üçüncüsü; orak ise bugün kimi, neyi sembolize ediyor? Dün yani 100 yıl önce çekiç-orak, genel olarak işçi köylü ittifakını temsil ediyordu ve yaşamda da nesnelerin yansıması olarak zihinlerde çekiç gibi orağın da karşılığı vardı. Orak denildiğinde, köylüler, hatta işçiler ve çocukları için ekonomik-sosyal yaşamda bir karşılığı vardı. Çünkü yüz yıl önce ekonomik faaliyetlerin sektörel dağılımında genel olarak; tarım %60-70 arası, sanayi %15-20, hizmet sektörü yine %10-15 civarındaydı ve önemlisi tarımda makineleşme yoktu! 2017 dünyasında ise gelişmiş Batı ülkelerinde tarım sektörü %2 ile %6 arası bir orana gelirken buna karşın hizmet sektörü %70-80 arası sanayi ise %20-25 arasında temsil eder hale geldi. Türkiye-Mısır-Çin gibi orta düzeyde gelişmiş kapitalist ülkelerde bile; hizmet sektörü %50-70, sanayi %20-30 ve tarım % 10 ile 20 arasına gerilemiştir.

Ayrıca ekonominin sektörel dağılımında tarımı (kırsalı) temsil eden oranlar da yüz yıl öncesinin köylülüğünü temsil etmekten çok uzaktır. Gerek katma değer gerekse istihdam açısından tarımsal alan, tarıma dayalı sanayiye evirilerek hem modern karşıt sınıflara ayrışmıştır hem önemlisi en geri ülkede bile karasabanın yerini traktör ve orak-tırpanın yerini ise biçerdöver yani makineleşme çoktan almaya başlamıştır. Demek istediğim, orak, tırpan, düven, çatal/yaba, harman küreği… gibi tarımsal araç gereçler, bırak geleceği bugünü bile temsil etmezler. Orak dahil belirttiğim bu aletlerin, toplumun %80’i yani ezici çoğunluğunun zihinlerinde artık karşılığı olan nesneler değil. Gençlik bir yana orta yaş kuşak bile artık orak-yaba-düven… onlar için müzelik olmuştur.

Bugün ve yarına hitap edeceksek, parti ve gençlik örgütünün flamalarında başta geleceği-gençliği dikkate alan semboller kullanmalıyız.

Dördüncüsü; elbette temel ve başat meselemiz olarak halkımızın ulusal özgürlüğünü sembolize eden ulusal renk veya sembollerin olmasının gerekliliğini tartışmaya bile gerek yoktur. Ulusal özgürlüğün sembolü, ÖSP ambleminde ki Newroz ateşi olabileceği gibi renk veya farklı semboller de kullanılabilir.

 

III -Yeni Ekim Sosyalist Devrimleri, yeni tahliller – politikalar ve örgütlerle olur!

“Yeni Ekim Sosyalist devrimleri” söylemi çokça ediliyor ama sosyalizm ve komünist örgütlenmeye dair yeni söylem-program ve pratik geliştiren yok denecek kadar az, çünkü günümüz komünist hareketi, 20. yy dünya komünist hareketinin gölgesinden halen sıyrılamamıştır.

Reel Sosyalizm neden yıkıldı, 21. yy komünist hareketi, 20.yy komünist hareketinden neyi alacak, neleri geride bırakarak taş üstüne taş koyacak? Bunların üzerinden hem KTFS ile  Aydınlanma ve Örgüt gibi kitaplarımda hem de “SSCB ve Reel sosyalizmin Yıkılış Nedenleri”; “21. yy. sosyalizminin ana çizgileri”, “Devletin Tarihteki Yeri ve Geleceği”…gibi her biri birer broşür ebadın da olan uzun analitik yazılarımda da ele almıştım. İsteyen Sinan Çiftyürek Web sayfasında okuyabilir.

Gerek 19. ve 20. yy komünist hareketi, gerekse de önderler özelinde Marks, Engels, Lenin, Che, Mao… kendinden önceki geçmişi tekrarlamadılar. Sözünü ettiğim liderler ve liderlerin öncülük ettiği parti ve devrimler geçmişten alacaklarını aldılar ama tekrarlamadılar. Tekrarlamadıkları için de kendileri olabildiler, taş üstüne taş koyarak tarih yarattılar. Leninler kendilerini “Marks-Engels yoldaş böyle dedi” ile sınırlamadılar; Cheler, Maolar’da kendilerini “Lenin yoldaş böyle dedi” ile sınırlamadıkları için taş üstüne taş koydular.

Özetle Kürdistan komünistlerini şunu yapmaya çağırıyorum;

*Marksizm-Leninizm ışığında Kürdistan’dan dünyaya bakalım, Marksizm’i özellikle Leninizm’i kendi ülkemizin somutunda yeniden üretelim.

*Başat meselemiz olan ulusal özgürlük meselesini ikincil plana atmadan, 21. yy sosyalizmini tartışalım. Yani kapitalist özel mülkiyet düzeninin yıkılması gibi temel hedefe bağlı kalarak; 20. yy komünist hareketinin herkese iş, bedava konut, sağlık, eğitimden oluşan parti programlarında ki hedeflerin yerine ne koyacağımızı tartışalım., 21. yy komünist parti programlarının ana hedefleri neler olacak?  Bir örnek; mesela 21. yy. komünist hareketinin hedefleri; bugün herkese iş mi yoksa üretimde büyüyen makineleşme/robotlaşma ile paralel ücretler düşürülmeden çalışma saatlerinin 6 ve giderek 4 hatta 2’ye düşürülmesi mi olmalıdır?

*“Lenin yoldaş böyle dedi, şöyle dedi” türünden papağan gibi yüz yıldan beri Lenin’i tekrarlamak yerine Lenin’in çözüm anahtarlarını kullanabilmeliyiz. Örneğin, Lenin’in, gerek parti gerekse devlet yapılanmasında muhalefetteyken katı merkeziyetçi, iktidar olunca tersine hem parti de hem de Sovyet cumhuriyetlerinde ademi-merkeziyetçi duruşu incelemeye değerdir. Muhalefetteki duruşunun aksine iktidarda; parti ve devlet yapılanmasında nasıl da katı merkeziyetçiliği yerden yere vurduğunu1923’te yazdığı “Sol Komünist Bir Çocukluk Hastalığı” kitabında Lenin’den dinleyelim;

“Her yıl kongresini toplayan (son kongrede bin üyeye bir delege düşmüştür) parti, 19 kişiden oluşan ve kongrede seçilen Merkez Komitesi tarafından yönetilir; Moskova’daki günlük çalışma Örgütlenme Bürosu ve Politik Büro diye bilinen ve beş Merkez Komitesi üyesinde oluşan ve Merkez Komitesi Plenumlarında seçilen daha da dar kurullar tarafından yürütülür. İşte size tam bir ‘oligarşi’. Parti Merkez Komitesinin yönlendirici talimatları olmadan, Cumhuriyetimizin hiçbir devlet kurumunda hiçbir önemli siyasal ya da örgütsel sorun karara bağlanamaz” der! (sayfa 42. İnter yayınları)

Bu alıntıyla iki şeye dikkat çekiyorum; birincisi, Lenin’in işte size oligarşi” diye özetlediği kendi partisine yönelik eleştirileri üzerinde herkes düşünsün. İkincisi, Lenin’in kendisi kendini tekrarlamazken, dünya komünist hareketinin yüz yıldır “Lenin yoldaş böyle dedi” şeklinde Lenin’i tekrarlamasıdır. Geçmişi tekrarlamakla bir yere varmıyoruz, varamayız.

*Lenin’den alacağımız bir diğer yöntemsel yaklaşım şudur; Lenin asla ve asla hayatı teoriye zorlamaz tersine durmaksızın değişen sosyo-ekonomik ve politik hayata teoriyi yenileyerek yanıt verir. Kısacası hayatı teoriye zorlamak yerine teoriyi hayata göre değiştirir-yeniler zaten yeniden üretim de budur. Zaten aktardığım uzun alıntının özeti, Lenin’in parti ve devlet örgütlenmesinde dün muhalefetteyken haklı ve yerinde savunduğu katı merkeziyetçiliği, iktidardayken de tekrarlayanlara bu kez “işte size oligarşi” diye eleştirmesi yani kendini tekrarlamamasıdır.

Hep derim isteyen Lenin’in Lenin ile olan çelişkisine sıkça rastlayabilir ama bu Lenin’in çelişkisi değil, Lenin’in hayatın çelişkisini yakalama becerisinin taa kendisidir. Zaten bundan hareketle Lenin için 21. yy. siyaset dehası dedik Manifestomuzda! Ancak siyaseten zekâ özürlü olanlar bunu anlamadıkları için bizim Lenin’i eleştirdiğimizi anladılar. Onları bugünü anlamak yerine yüz yıl öncesinin doğrularını sabah-akşam köşelerinden tekrarlamakla baş başa bırakarak işimize bakalım.

Sonuç, ülke komünist partisi hedefi ve bilinciyle, ülke de ve yurtdışında ÖSP’nin, KKP’lileşmesi pratiğinde kararlı yürüyelim! Başaracağız. Aralık 2017

canbegyekbun@hotmail.com

Sosyalist Mezopotamya / Sayı: 1 / Mart 2018

Exit mobile version