Site icon Rojnameya Newroz

SABİHA TEMİZKAN: GAZETECİ OLARAK SORDUM. ANNESİN, BU KARARI ALMAKTA ZORLANMADIN MI?

Gazeteci Sabiha Temizkan, 87 gündür açlık grevinde olan annesi Leyla Güven’le Yeni Yaşam Gazetesi için söyleşi yaptı. Temizkan’ın “Hayatımın en zor söyleşisi oldu” diyerek kaleme aldığı söyleşinin sorularına yanıt veren Güven, sürdürdüğü eylemi için “Bu herkesin safını belli eden bir sınav” dedi. 

İmralı Cezaevi’nde bulunan PKK lideri Abdullah Öcalan’ın aile ve arkadaşlarıyla görüş yasağına karşı açlık grevinin 87’nci gününe giren Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili Leyla Güven’le gazeteci kızı Sabiha Temizkan konuştu.  ‘Hayatımın en zor söyleşisi oldu’ diyen Temizkan’ın Yeni Yaşan Gazetesi’nde yayımlanan köşesinde şu satırlar yer aldı;  “Bir insanın annesiyle söyleşi yapması zordur sanırım, hele de anneniz 87 gündür açlık grevindeyse. Sizin hiç anneniz açlık grevinde oldu mu? Genelde evlatlar yatırır bedenini açlığa ve analar döker gözyaşlarını. Ama benimki gibi bir anneniz varsa durum biraz farklı olabilir. Nasıl mı? “Ben sadece kendi çocuklarımı düşünemezdim çünkü Cizre’de kızı Cemile’nin cansız bedenini günlerce buzdolabında saklamak zorunda kalan bir anneyi tanıdım” diyen, herkesin derdini kendine dert edinen bir anne. Evet, Leyla Güven’den bahsediyorum, annem. Annemi açlık grevinin ilk gününden beri anlatmaya çalıştım ama o iradesiyle zaten kendisini çoktan anlatmıştı. Şimdi gazeteci olarak bu kez ben ona sordum, “Bir anne olarak bu kararı almakta zorlanmadın mı?” diye. Hayatımın en zor söyleşisi oldu.”

Leyla Güven’in kızı Sabiha Temizkan’a verdiği söyleşi şu şekilde;

Bu eylemi sen başlattın ve seninle sembolleşti. Ardından tüm cezaevlerine yayıldı. Ama tahliye edilmenin ardından eylemin de sona ermiş gibi bir algı oluştu. Bir sessizlik mi oldu? Bu konuda ne demek istersin?
 
Aslında eylemimin karanlıkta bir çığlık olduğunu düşündüm. ‘Sesimi kim duyabilir ki?’ diye geçirdim içimden. ‘Dışarıdaki kurumlara, oluşumlara sesimi duyurabilecek miyim? Sesim uluslararası alana taşınabilecek mi?’ diye düşündüm durdum. Ben ismimin ön plana çıkmasını değil, tecridin öne çıkmasını istedim. Bu insanlık suçunun kaldırılmasını istedim. Tahliye edilip, dışarı çıktığımda bu sesin duyulduğunu gördüm. Bu da beni mutlu etti.

İnsanlar sana destek olmak için evinin önüne geliyorlar ve polis TOMA’larla ve zırhlı araçlarla evin etrafını ablukaya alıyor, müdahale ediyor. Sence bunu neden yapıyorlar?
 
Halkımızın seçtiğine, yöneticilerine ve değerlerine çok ciddi bir saygısı var. İşte devlet bundan ciddi şekilde ürkmüştür. Bu destek eylemleri kitleselleşir mi diye kaygı duyuyorlar. Bu kaygıdan dolayı beni cezaevinden adeta kaçırarak çıkardılar. İşte o zaman beni halktan ve kapıda bekleyenlerden kaçırmak istediklerini anladım. Her akşam halkımız evin önüne gelerek uzaktan da olsa bana selam vermek istiyor. Bunu engellemek için TOMA’lar, zırhlı araçlar getirmişler, tazyikli su sıkıyorlar. Aslında onlar Kürt halkının değerlerine sahip çıkmadığı algısı yaratmak istiyorlar ama böyle değil. Bu faşizme, baskıya rağmen insanlar sloganlarla evimin önüne geliyorlar. Eminim iktidar da bundan bir sonuç çıkartacaktır.

Cezaevinde olduğun için sana başka bir yol bırakılmadığını ve bu yüzden açlık grevine başladığını söyledin. Şimdi tahliye oldun. Bana gelen bir soruyu sana sormak istiyorum. Artık cezaevinde değilsin ve bir milletvekilisin, tecride karşı mücadele için farklı yollar yok mu?

Bütün bu hukuksuzlukların temelinde ise bir dönem çözüm masasının diğer tarafında oturan Sayın Öcalan’a yönelik tecrit yatıyor. Evet, açlık grevine cezaevinde başladım ve açlık grevimin geldiği kritik aşamaya rağmen talebim karşılanmadı. Bu karanlığı yırtmak için eylemimi sonuna kadar sürdüreceğim.

Ben demokratik siyasete inanıyorum ve yaklaşık 25 yıldır mücadele ediyorum. AKP iktidarı, demokratik siyasetin belediyesinden vekiline kadar her aşamasına saldıran ve demokratik siyaset yürütenleri cezalandıran bir tutum sergiledi. Bunun da sonuçlarını hep birlikte gördük. Vekillerimizin dokunulmazlıkları kaldırıldı ve tutuklandılar. Siyasi partimizin eşbaşkanları mesnetsiz ve hukuksuz gerekçelerle tutuklandı. Belediyelerimize kayyumlar atandı. Demokratik siyaset yürüten kurumlarımızın tümü kapatıldı. Bunlarla bir mesaj verilmek istendi: Eğer siz Kürt kimliğiyle siyaset yürütürseniz buna izin vermeyiz dediler. Halkımız 7 Haziran ve 1 Kasım’da, 16 Nisan’da ve 24 Haziran seçimlerinde bunun cevabını çok net verdi, ‘Size boyun eğmeyeceğiz’ dedi iktidara. Seçilmişlerimiz dik durdukları için AKP’nin hedefi oldular. Bütün bu hukuksuzlukların temelinde ise bir dönem çözüm masasının diğer tarafında oturan Sayın Öcalan’a yönelik tecrit yatıyor. Evet, açlık grevine cezaevinde başladım ve açlık grevimin geldiği kritik aşamaya rağmen talebim karşılanmadı. Bu karanlığı yırtmak için eylemimi sonuna kadar sürdüreceğim.

 Sağlığın elverse Ankara’ya gider miydin?

Parlamentoda sorunların çözümünü aramaya devam edeceğiz. Bu realiteyi görüyoruz, reddetmiyoruz. Fakat Diyarbakır Cezaevi’nde geçmişte yaşananlar ve halen günümüzde onlarca kadın arkadaşımın içeride sürdürdüğü mücadeleyi de göz önünde bulundurarak şu an Amed’in bana verdiği ayrı bir motivasyon var. Sağlığım da elvermiyor, o yüzden şu an Amed’de evimde bu grevi sonuç alıncaya kadar sürdürmeyi düşünüyorum.

Eylemin devam ederken PKK Lideri Abdullah Öcalan ile kardeşi Mehmet Öcalan arasında bir görüşme oldu. Ama sen avukat görüşü konusunda ısrarcısın. Neden?

Sayın Öcalan’ın politik kimliği ve kişiliği gereği de sesinin dışarıya çıkması gerekiyor. Çünkü Sayın Öcalan Ortadoğu’da kilit noktada bir insan. Eğer Türkiye Kürt sorununun çözümünü diyalog ve müzakere ile çözmek istiyorsa bu tecridi kaldırmalı.

Öcalan’la yapılan görüşme herkesi meraklandırdı. HDP’liler birkaç güne açıklama yapılacağını belirtti. Sonra görüşmenin çok kısa sürdüğü ve Öcalan’ın sağlığına dönük olduğu belirtildi. Sana İmralı’daki görüşmeye dair bir bilgilendirme yapıldı mı?
 
Arkadaşlarımın bana ilettiği bilgi Mehmet Öcalan’ın Sayın Öcalan ile 15 dakikalık bir görüşme yaptığı ve Öcalan’ın sağlığının iyi olduğu bilgisiydi. Dışarı çıktığımda Sayın Mehmet Öcalan beni ziyaret etti ve aynı bilgileri paylaştı. Ben görüşmeyi önemsiz görmüyorum fakat eylemi bitirmem için yeterli bir görüşme değil.

Bir siyasetçi olarak konuşmak belki kolay senin için ama bu kez kızın olarak soracağım. Bugüne kadar ben kızın olarak hep buna cevap vermeye çalıştım, bir anne olarak bu kararı almak seni zorladı mı? Ne hissettin?

Cizre’de kızı Cemile Çağırga’yı buzdolabında saklayan anneyi biliyorum. Böyle bir halkın evlatlarıyız. Ben de bu kararı alırken kolay olduğunu düşünmedim. Benim çocuklarım, hatta torunlarım var. Ama Kürdistan’daki bütün çocuklar özgür olduğu vakit ben de özgür olacağım.
Kürdistan’da anne olmak da evlat olmak da kolay değil. Kürdistan’da insan olarak yaşamak bedel gerektiriyor. Çok büyük acılar yaşandı. Anneler 12 Eylül döneminde evlatlarını sadece 5 dakika görebilmek için kapının önünde saatlerce itilip kakıldılar, darp edildiler. Bir evlat düşünün, Taybet Ana’nın evladı. Gözleri önünde vurulan annesinin cenazesine bir hafta boyunca ulaşamadı. Bir Kürt kadını olan Ekin Wan’ın cenazesi teşhir edildi. Onun da annesi, babası, kardeşleri vardı. Ben Cizre’de kızı Cemile Çağırga’yı buzdolabında saklayan anneyi biliyorum. Böyle bir halkın evlatlarıyız. Ben de bu kararı alırken kolay olduğunu düşünmedim. Benim çocuklarım, hatta torunlarım var. Ama Kürdistan’daki bütün çocuklar özgür olduğu vakit ben de özgür olacağım. Bu anlayışla bu mücadeleye başladım. Vedat Aydın, Mehmet Sincar, Savaş Buldan, Muhsin Melik evliydi, çocukları vardı. Onlar katledildikten sonra çocukları büyüdü. Bu yüzden ailem, evlatlarım beni anlayacaktır. Ben 25 yıldır bu mücadeledeyim en büyük desteği ve dayanışmayı ailemden aldım. Hem annemin hem babamın ölümünü zindanda karşılamak benim için acıydı. İkisine karşı da son görevimi yerine getiremedim. Ben de zorlandım ailem de. Fakat eylemim boyunca da ailem en büyük destekçim oldu. Her biri bir yerden eylemime güç katmaya çalıştı. En büyük yükü de kızım olarak sen taşıdın. Aslında seninle beraber büyüdük. Aramızda 17 yaş var. Benim duygularımı iyi yansıtacağına şüphem yoktu. Olacaksa bir barış topyekun olmalıdır. Ben sadece çocuklarımı düşünüyor olsaydım evimde oturuyor olurdum.

Herkes senin ölüme yattığını düşünürken şimdi yanımdasın ve görüyorum ki büyük bir gayretle yaşamaya ve yaşatmaya çalışıyorsun. Ve bu çok etkileyici bence. Bunu nasıl başarıyorsun?
 
Tabi ki yaşamak istiyorum. Tabi ki eylemin başarısını halk ile kutlamak istiyorum. Kürt sorununun demokratik çözüme kavuştuğunu ve Sayın Öcalan’ın da Mandela gibi kendi halkının içerisinde mücadelesini yürüttüğü günleri görmek istiyorum. Bu bir ütopya değil. Bunun gerçekleşeceğine olan inancımız güçlü.

Exit mobile version