Site icon Rojnameya Newroz

Mirali yoldaşı anarken… / Mehmet Topal

Mirali Göktaş

Mirali Göktaş

Yazar: Mehmet TOPAL

Günlerden akşamüstü, bir komün çalışması için not yazıyordum. Komün çalışması esnasında Mir Yoldaş’a sorular soruyor, O’nun pos bıyık altından gülümsemesinden olağanüstü haz duyarak sisteme karşı daha da bileniyordum.

İki bölümlü hapishanenin ikinci bölümünde başta Mir yoldaş, yanında da gençliğinin baharında ben varım. Yani iki kişilik bir komünüz. Gençliğinin baharında diyorum çünkü ben de gençliğin delişmenliği ağır basarken, Mir yoldaşın yaşı kemale ermiş mutlak olarak ayağını yere sağlam basıyor bana öğütler veriyor, mücadele içerisinde onu takip ediyordum. İşte onun için diyoruz ki O bir idoldü.

Bir gün bir eylemlilikte, gençlerin birkaçında geri çekilme, sağa sola savrulmaya yeltenenlere karşı Mir yoldaş dimdik ayakta ve şöyle diyordu. “Sizler kendince devrim adına yola çıkmış insanlarsınız. Bu tür savrulmalar mücadelemizi baltalamakla kalmaz, devrime ihanete kadar gider” diyordu. Bulunduğumuz bölümde 12 Eylül ihanetine uğramış her siyasal yapıdan insanlar vardı. Sol siyasiler, ulusal kurtuluşçular ve hatta kendilerine “Tanrı arayıcıları” adını vermiş bir gurup dahi vardı. Bu çerçevede yüzlerce insan işkence tezgahlarında 12 Eylül ihanetine karşı direnmeyi kendilerine ilke edinmişken, çok az sayıda insan da bu işin bir girdap olduğunu düşünerek sağa sola savruluyorlardı. O dönemde Troçkistlerden ayrıldığını ve kendilerine “Tanrı arayıcıları” diyerek kendilerince devrim adına yola çıktıklarını söylüyorlardı.

Yine bir komün çalışması esnasında bu “Tanrı arayıcıları” gurubunun sözcüsü ile konuşurken Mir yoldaş usulen sohbete karıştı ve dedi ki “Ey tanrı arayıcıları, ey tanrı arayıcıları sizler tanrı arayacağınıza önce kendinizi arayın. Hele siz kimsiniz, nereden geldiniz, nereye gidiyorsunuz bir kendinizi tanıyın” dedi ve pos bıyıkları altından gülümseyerek “Nasıldım ama” dedi. Ve bana dönerek sen ne düşünüyorsun? Benim Mir moldaşa cevabım; devrime inanmak ya da inanmamak olunca bana tekrar döndü ve “senin işin iğnelemek zaten” dedi ve bıyık altından gülümseyerek uzaklaştı oradan. Çünkü benim olmadığı gibi, onun da tanrı ve din ile bir çelişkisi yoktu.

Onun çelişkisi emek- sermaye arasındaki çelişki idi.

 Onun çelişkisi ezen ile ezilen arasındaki çelişki idi.

 Onun çelişkisi kafa emeği ile kol emeği arasındaki çelişki idi.

Onun çelişkisi kır ile kent arasındaki çelişki idi. Yani O adıyla sanıyla kendisini devrim için mücadeleye adamış, yaşamı boyunca boyun eğmemiş, sorgusu süresince yılmak bilmeyen direnişi ile hepimize direnme azmi vermiş ölümsüz bir yoldaşımızdı. Onun için diyoruz ki O devrime inanmış ve devrimin mihenk taşlarından biridir.

O ölümsüz ve mücadelemizde kılavuzumuz, yolumuza ışık olan sönmez bir meşaledir.

Bugün devrime inanan yoldaşların taşıdığın bayrağı devrime kadar taşıyacaklarına ant içiyorlar.

İşte bunun için diyoruz ki; bizi ezenlere, bizi sömürenlere ve bize bizliği unutturanlara hesabı unutturmyacağız.

Sen rahat uyu MİR YOLDAŞ.

30.09.2022

Exit mobile version