Site icon Rojnameya Newroz

EVİNDE ERMENİ SAKLAYANIN EVİ YAKILACAK VE EVİ ÖNÜNDE İDAM EDİLECEKTİR”

Tarihçi Taner Akçam kritik önemde yeni bir belgeyi daha açığa çıkarıyor. Dönemin III. Ordu Kumandanı olan Mahmut Kamil Paşa’nın Ermenilerin sürüldüğü bölgelere gönderdiği telgrafta Ermenileri evlerinde saklayanların evlerinin yakılacağını söylüyor.

Tarihçi Taner Akçam,  Ermeni Soykırımı’nın belgesi sayılabilecek Bahaettin Şakir’in telgrafının ardından, kritik önemde yeni bir belgeyi daha açığa çıkarıyor. Dönemin III. Ordu Kumandanı olan Mahmut Kamil Paşa’nın Ermenilerin sürüldüğü bölgelere gönderdiği telgraf, aslında tüyler ürpertici. Mahmut Kamil Paşa telgrafında Ermenileri evlerinde saklayanların evlerinin yakılacağını söylüyor. Tüm bu belgelerin ardından resmi çevrelerin sessizliğini ne kadar sürdüreceği ise merak konusu

Elimizde, III. Ordu Kumandanı Mahmut Kâmil Paşa’ya ait, Ermenilerin sürüldüğü bölgelere gönderdiği bir emrin, İçişleri Bakanlığının resmi antetli kağıda yazılmış orijinalinin filmi bulunmaktadır. Belgenin altında Bakanlığın, “aslına uygundur” damgası vardır. Mahmut Kâmil Paşa bu emrinde, evlerinde Ermeni saklayanların evlerinin yakılacağını ve bu kişileri evlerinin önünde idam edileceklerini bildirmektedir. Bu işi yapanlar sivil-asker devlet görevlileri ise, görevlerine derhal son verilecek ve sıkıyönetim mahkemelerinde yargılanacaklardır.

24 Temmuz 1915 tarihli emrin tam Türkçeleştirilmiş hali şöyle: “Ahalisi dâhile sevk olunan köy ve kasabaların bazılarında Müslümanların Ermenileri gizledikleri anlaşılmaktadır. Hükümetin kararlarına aykırı olarak Ermenileri evlerinde saklayıp koruyan hane sahiplerinin, evleri önünde idamları ile evlerinin yakılması gerekmektedir. Bu hususun ilgililere münasip bir şekilde bildirilmesiyle sevk edilmemiş hiçbir Ermeni bırakılmamasına özen gösterip uygulamalarınız hakkında bilgi veriniz. Din değiştirip Müslüman olan Ermeniler de sevk edilecektir. [Ermenileri] koruyanlar silahlı kuvvetler mensubu iseler, önce ilgili bakanlıklara ihbar edilip sonra yargılanmak üzere derhal askerlikle ilişkileri kesilecek, idari görevli iseler derhal azledilerek yargılanmak üzere sıkıyönetim mahkemesine verileceklerdir.”

Bu telgraf, tıpkı Bahaettin Şakir’in 4 Temmuz 1915 tarihli telgrafı gibi, 1919-21 yılları arasında İstanbul’da görülen İttihat ve Terakki yargılanmaları dosya evrakı arasındadır. İttihatçı yöneticiler aleyhine açılan Ana Dava iddianamesinde bu telgraftan uzunca bir alıntı yapılır ve belgenin mahkeme evrakı dosya numarasının [tertîb 13 ve­sî­ka 1] olduğu bildirilir.

Mahmut Kamil Paşa’nın ilk telgrafının Ermenice transliterasyonu.

İkinci telgraf

Mahmut Kâmil Paşa’nın konuya ilişkin ikinci bir telgrafı daha vardır. 1 Ağustos 1915 tarihinde, bölgelere ikinci bir emir yollayan Paşa, 24 Temmuz emrine açıklık getirir. Bu ikinci telgrafta, “dahile sevk edilmekte olan Ermenileri saklayanların idamları bildirilmişti”, der ve ama bu cezanın “hükümet tarafından [Müslüman evlere] resmen dağıtılan… kadın ve çocukları muhafaza edenleri” kapsamadığını söyler. Ceza, “hangi cins ve dinden olursa olsun hükümetin malumatı olmaksızın hanelerine Ermenileri gizleyen[ler]” ile ilgilidir ve bu kişiler idam cezası ile cezalandırılacaktır.

Emrin gösterdiği gerçek şudur; köylerde ve kasabalarda, çok sayıda Müslüman evlerinde Ermeni saklamaktadır ve Hükümet bunun önüne geçmek istemektedir. Evleri yakma ve insanları idam etme tehditleri bundan dolayıdır.

İstanbul yargılamaları sırasında ortaya çıkan tüm bu belgeler hala, devletin gizli kasalarında bir yerlerde saklı tutulmaktadırlar! Belgeler, nerede oldukları bilinmedikleri için yıllarca,  “orijinali yok o halde geçersizdir” muamelesine tabii tutuldular. Ortada yıllarca süren tuhaf bir koalisyon vardı. Devlet belgeleri saklıyor, bazı akademisyenler de, “orijinali olmadığına göre bu belgenin kanıt olarak sunulması doğru olmaz”, tezini işliyorlardı.

Bu tezi savunanların başında Guenter Lewy adlı bir Amerikalı tarihçi gelir. 2004 yılında yazdığı bir kitabında, “mahkeme kayıtlarının hiç birisinin orijinal halleri mevcut olmadığı için, ileri sürülen iddiaları güvenilir kabul etmek tarihçilik açısından doğru değildir”, mealinde şeyler yazmış ve hemen akabinde 2005 yılında Türkiye’ye çağrılarak kendisine ödül verilmişti. Ödülü veren dönemin TBMM Başkanı Bülent Arınç idi.

Emrin gösterdiği gerçek şudur; köylerde ve kasabalarda, çok sayıda Müslüman evlerinde Ermeni saklamaktadır ve Hükümet bunun önüne geçmek istemektedir. Evleri yakma ve insanları idam etme tehditleri bundan dolayıdır

Artık bu “Şıracının şahidi Bozacı” komedisine bir son vermek gerekiyor. Yayınladığımız Bahaettin Şakir ve III. Ordu Komutanı Mahmut Kamil Paşa’ya ait belgeler sadece bir başlangıç. Elimizde, İstanbul yargılanmalarına ait külliyatlı miktarda orijinal belge var. 1918 Kasım ayında kurulan soruşturma komisyonunun ele geçirdiği yüzün üzerinde telgraf; bölgelerden yollanan belgeler, Yozgat Mutasarrıfı Kemal örneğinde olduğu gibi, bazı sanıkların savcılık soruşturmaları, Osmanlı asker ve sivil devlet görevlilerinin tanık ifadeleri, müfettiş raporları… Hepsi kısa bir sürede internet ortamında okuyucularla buluşacak.

Beklentim, Hükümetin, 100 yıldır oynanan ve kendimize zarar vermekten başka hiçbir işe yaramayan bu anlamsız oyuna son vermesidir. Hakikatın bir gün açığa çıkmak gibi kötü bir huyu var. Artık saklamak ve inkar etmenin bir anlamı yok. Türkiye’nin tarihi ile yüzleşmesinin vakti gelmiş ve geçmektedir. Bu yüzleşmeye başlandığında, bugün demokrasi ve insan hakları gibi karşı karşıya kaldığımız bir çok temel sorunun da çözülmeye başlandığı görülecektir!

Belgeler nasıl toplandı?

1919-1921 İstanbul yargılanmaları öncesi, 1918 Kasım’ında bir soruşturma komisyonu kurulmuştu. Bu komisyon bölgeleri gezerek 1915-17 Ermeni sürgün ve öldürmelerine ilişkin belgeler topladı. Mahkeme faaliyete geçtikten sonra ise, ortaya çıkan yeni olgulara bağlı olarak, düzenli aralıklarla İçişleri Bakanlığı’na başvurdu ve yeni belgeler istedi. Bakanlık, Mahkemeden gelen yazılara binaen, bölgelere yazmış ve çeşitli konularda bulunabilecek belgelerin kendilerine yollanmasını istemiştir. Mahkeme dosyaları arasındaki belgelerden, 1915 yılında çekilmiş bazı telgrafların, aynı anda birçok vilayetten İstanbul’a gönderilmiş olduğunu anlıyoruz. Örneğin, Sivas Vilayeti, 24 Temmuz ve 1 Ağustos 1915 tarihli Mahmut Kâmil Paşa’ya ait telgrafların birer örneklerini 8 Ocak 1919 tarihinde İstanbul’a yollamıştır.

Bakanlık bölgelerden kendisine gelen bu belge ve telgrafları mahkemeye aktarmıştır. Örneğin 2 Nisan 1919 tarihinde Dahiliye Nezaretinden Divan-ı Harbi Örfi başkanlığına yazılan bir yazıda, kendilerine Ankara bölgesinden 42 telgrafın gelmiş olduğu bildirilmekte ve bu belgeleri Mahkemeye aktardıkları söylenmektedir.

Mahmut Kâmil Paşa ve Bahaettin Şakir belgeleri bu soruşturmalar sırasında elde edilen telgraflar arasındadır; bazı iddianame ve karar suretlerinde başta bu iki belge olmak üzere, birçok başka belgeden de alıntılar yapılmıştır. İddianame ve karar suretleri, dönemin Resmî Gazetesinde yayınlandığı için bu belgelerin varlığından haberdar idik ama bugüne kadar orijinalleri hiçbir yerde yayınlanmamıştı.[1]

Mahmut Kamil Paşa’nın ikinci telgrafı.

Belgeler Kudüs Ermeni Patrikhanesi arşivindedir

İstanbul yargılanmalarına ilişkin mahkeme evrakının önemli bir kısmı önce İstanbul Ermeni Patrikliğinin elinde bulunmaktaydı. 1922 yılında Patriklik bu belgeleri Marsilya’ya yollamış; belgeler oradan önce Manchester’a ve Manchester’dan Kudüs Ermeni Patrikliğine gitmiştir. Bu yolculuğu, Mahmut Kâmil Paşa ve Bahaettin Şakir belgelerinin üzerindeki damgalardan takip etmek mümkündür. Belgelerin sağ üst köşesinde, resmi Osmanlı antedi üzerinde bir damga ve numara görülmektedir. Damga Marsilya Ermeni Piskoposluğuna aittir. Damganın ortasında Ermenice [Հայոց Առաջնորդարան Մարսելի] çevresinde ise Fransızca Marsilya Ermeni Patrikliği yazılıdır. Kudüs arşiv kaydı ise Ermenice bir harf ve numaradan ibarettir. Kudüs arşivi araştırmacılara kapalı olduğu için bu belgelere bugün ulaşmak imkansızdır.

Biz belgeleri, 1988’de vefat eden Krikor Gergeryan adlı Katolik Rahibin özel arşivinde bulduk. Gergeryan ve arşivi hakkındaki ayrıntılı bilgiler, Naim Efendi’nin Hatıratı ve Talat Paşa Telgrafları (İletişim, 2016) adlı kitapta mevcuttur. Gergeryan’ın belgeleri nasıl ele geçirdiğinin hikayesi ise şöyledir:

Gergeryan belgelere nasıl ulaştı?

Hayat tesadüflerle doludur. Ermeni soykırımında, başta annesi ve babası ve 6 kardeşi olmak üzere birçok akrabasını kaybeden Sivas Gürünlü Krikor Gergeryan, Kahire’deki kardeşinin yanına yerleşir. Roma’da Rahip okulunu bitirdikten sonra, Ermeni dini liderlerinin öldürülmesi konusunda doktora yapmaya karar verir ve belge toplamaya başlar. 1940’lı yıllarda Kahire’de, tesadüf eseri, İstanbul Divan-ı Harbi Örfi Mahkemesi hakimlerinden Kürt (Nemrut) Mustafa Paşa ile karşılaşır. 1922 yılında Ankara Hükümetinin İstanbul’u ele geçirmesi ile tutuklanmaktan korkan Kürt Mustafa Paşa Kahire’ye kaçmış ve orada yaşamaktadır.

Paşa, Gergeryan’a önemli bir bilgi verir: İstanbul yargılanmaları sırasında, Ermeni Patrikliğinin davalara müşteki olarak [Ermenileri temsilen] katılmalarına müsaade edilmiş ve Patriklik, Osmanlı kanunlarına göre dava belgelerinin birer kopyalarını elde etme hakkına sahip olmuştur. Paşa, bu belgelerin Kudüs Patriklik arşivinde olduğu bilgisini de verir.

Bunun üzerine Gergeryan Kudüs’e gider ve buradaki belgelerin fotoğraflarını çeker. Elindeki malzemeleri birçok araştırmacıyla paylaşır. 1983 yılında, Armenian Assembly adlı kuruluş Gergeryan’ın tüm arşivinin filmini çeker. Bu mikrofilmler teorik olarak araştırmacıların hizmetine açıktı ama iyi bir kataloglama olmadığı için kullanılması oldukça zordur.

Krikor Gergeryan 1988 yılında vefat etti ve arşiv yeğeni Dr. Edmund Gergeryan tarafından muhafaza edildi. Dr. Edmund, 2015 Nisan ayında bu arşivi görmeme müsaade etti. Ve İstanbul yargılanmaları evrakının büyük bir kısmına ulaşma şansına sahip oldum. Bu belgeler en kısa sürede İnternet ortamında araştırmacıların hizmetine sunulacaktır.

Türkiye, tarihi hakikatleri karartarak, belgeleri imha ederek veya saklayarak gidebileceği yolun sonuna gelmiştir. Artık ülkeye zarar vermekten başka hiçbir işe yaramayan, Türkiye’nin uygar uluslara arasında yer almasını engelleyen bu anlamsız inkâr politikasına bir son verilmelidir. Yayınladığımız bu belgelerin güzel bir geleceğin başlangıcına hizmet etmesi en büyük dileğimizdir. İnkarın ortadan kalkması, tarihi hakikatlerle yüzleşme bu ülke ve insanları için güzel bir başlangıcın habercisi olacaktır.

[1] Çalışmamız sırasında, Bahaettin Şakir telgrafının silik bir kopyasının Vahakn Dadrian tarafından, Journal of Political and Military Sociology, Volume 22, No. 1 Summer 1994 (s.69) adlı bir eserde yayımlanmış olduğunu tesbit ettik.

AGOS

Exit mobile version