Site icon Rojnameya Newroz

AN-KARA’DA BİR KIPKIRMIZI CUMARTESİ

Tıpkı tarihe An-kara’nın acı bir günü olarak kaydedilen, “kıpkırmızı cumartesi” katliamı gibi…

Yaşamanın ölmekten daha zor olduğu coğrafyamızda, 14 bin insanın, barışseverin yaşadığı, tanık olduğu -unutulmaması gereken- bir katliamdır sözünü ettiğim. (Patlama anındaki slogan, “Bu meydan, kanlı meydan”dı!)

 

AN-KARA’DA BİR KIPKIRMIZI CUMARTESİ[1]

TEMEL DEMİRER / Yazarın diğer makaleleri için tıklayınız

“Devlet aygıtı,

şiddet tekelini

elinde tutar!”[2]

Gabriel García Márquez, ‘Kırmızı Pazartesi’de herkesin geleceğini bildiği, tüm ayrıntılarının konuşulduğu, “Geliyorum,” diye haykıran bir cinayetin hikâyesini anlatır.[3]

Tıpkı tarihe An-kara’nın acı bir günü olarak kaydedilen, “kıpkırmızı cumartesi” katliamı gibi…

Yaşamanın ölmekten daha zor olduğu coğrafyamızda, 14 bin insanın, barışseverin yaşadığı, tanık olduğu -unutulmaması gereken- bir katliamdır sözünü ettiğim. (Patlama anındaki slogan, “Bu meydan, kanlı meydan”dı!)

Bilmiyor olamazsınız; coğrafyamızda katliamlara tanıklık eden kanlı meydanlarımız çoktur; aynı 1 Mayıs gibi, 6-7 Eylül, vd’leri gibi.

Değişen bir şey yok gibiydi; aynı gökyüzü, aynı keder; o mahur beste çaldı yine, o kadar!

“Ne de çok özlemişiz gökyüzüne kansız bakmayı” diyen insanların katledildiği o günde, gökyüzünü yine kana buladı ağalar, beyler, paşalar…

“İstifa edecek misiniz?” sorusuna İçişleri Bakanı’nın, “Güvenlik zafiyeti yoktur. Miting alanı barikatlarla güvenlik altına alınmıştı. Olay miting alanının dışında gerçekleşti,” cevabını verebildiği tabloda daha önce Suruç’taki, Diyarbakır’daki patlamayı da izlemiştik! Hiç birine ilişkin ciddi bir açıklama yapılmadı; komisyon kurulması engellendi; tek dertleri, sorumluluğu üzerlerinden atmak oldu!

Kötülüğün sıradanlaştığı bir iklimde, yeni doğan her güne barış düşüyle uyanan insanların katledildiği o acı, kan dolu cumartesi sabahı nihayetinde bir devlet katliamıydı.

“Bu ülkede bizden habersiz kuş bile uçamaz,” diyenlere rağmen bunlar yaşanıyorsa eğer, birileri göz yummuştu.

Abartmıyorum: Kötü zamandan geçiyoruz; çok sık yaşıyoruz bunları artık; güzel olan her şey katlediliyor, öldürülüyor. (Bir Acem şairi “Ölüm adildir” diyormuş; yalan!)

Kelimelerin kifayetsiz kaldığı -nefret dolu vicdansızların- katliamında acıyı tarif etmek imkânsızlaştı…

Faili “meçhul”(!) ancak sorumlusu belli olan (!) katliam büyük komplo teorilerine ihtiyaç duyulmayacak kadar ayan beyandı…

Sıradanlaşan katliamların bir halkası olan An-kara için Selahattin Demirtaş’ın, “Vahşice barbarca bir saldırı gerçekleşti. Diyarbakır ve Suruç’un tıpa tıp benzeri ve devamı,” saptaması çok şeyi açıklığa kavuşturuyordu!

Kolay mı? Yıllardır terör estirilen katliamlar ülkesiydik!

Travma üstüne travma yaşanan/yaşatılan, ölümün piyangoya dönüş(ü(rüldü)ğü bir coğrafyada yaşıyor; Roboskî’de, Reyhanlı’da, Suruç’ta, An-kara Garı’nda katlediliyoruz…

Diyarbakır-Suruç-An-kara, Gezi/ Haziran İsyanı’ndan sonra muhalefete karşı en acımasız saldırıların uç noktasıdır.

Bu felaket ardından “Şiddetle kınıyorum…”; “Birlik ve beraberliğimize…”; “Sonuçsuz kalmayacak!!”; “Seçim yaklaştı, kaostan faydalananlaaar…”; “İstikraaaar…” diye haykıranlar; yani coğrafyamızın katliam(lar) tarihini yazanlar; acılara sevinenler, zalimler için insan hayatı bu kadar ucuzdu!

Ve nihayet bunların ardından “1 Kasım’da sağlıklı bir biçimde sandığa gitmekten” bahsedilse de bu, mümkün müydü?

 

1) 10 EKİM’İN SORU(N)LARI: NEDİR, NİYEDİR?

 

10 Ekim’in yanıtlanması gereken soru(n)ları vardır.

Mesela canlı bombaların daha evvel kovuşturulup, takip edildiği hâlde, o gün alana nasıl girdikleri gibi…

Kolay mı? “Müthiş istihbaratlar aldık, hem de öyle böyle değil” diyerek, 1 Mayıs’ta İstanbul’da ulaşımı felç edenler, An-kara Katliamı’nda neredeydi?

An-kara’nın göbeğinde, başkentin ortasında, Türkiye’nin merkezindeydi Gar Katliamı! (Ankara’nın göbeğine bir sürü kamera olan, polislerin gezdiği meydana bombalar yerleştirmişler demek kimse görmeden… Ya da üzerinde kilolarca patlayıcı olan biri elini kolunu sallaya sallaya oraya girdi ha? Hadi canım sen de!)

Türkiye’nin başkentinde, devletin en önemli kurum ve binalarına yakın mesafede yaşandı toplu cinayet! (MİT kendisine birkaç km ötedeki patlamanın istihbaratını alamıyor; öyle mi? Yersen!)

AKP Genel Merkezi’ne 15, Kaç-ak Saray’a 10 dakika mesafede katledildi insanlar(ımız). (Devletin bundan en azından habersiz olduğunu söyleyen, ya beyinsizdir, ya da…!)

Tüm bunlara rağmen, tepedeki, MİT, polis masumdu ve “suçlu”/ “sorumlu” yoktu…

Bir an Barış Karacasu’nun, “Az önce adli tıpta idim. Yakınlarını bulamamış, cenazelerini arayan insanlar var orada. Eşini bulamayan bir adam vardı. Eşinin öldüğü açıklanmış (yanında olan herkes ölmüş) ancak cenazesi yok. İçerde ne var diye sorduk, neden hâlâ teşhis edilemediğini sorduk. Öğrenmek istedik. Önce özür diledi adam. ‘Nasıl söylesem’ dedi. ‘İçeride 8 torba insan’ var,” diye betimlediği sonuçlara yol açan toplu kırım için hatırlayın: Patlamanın ardından, o ana kadar ortalıkta gözükmeyen polisin yaralılar, ölüler ve yardıma çalışanlar üzerine saldırıya geçmesiyle (gözaltı, TOMA, tazyikli su), “Çocuklarımı bulamıyorum” diye haykırıyordu bir kadın!

Ve sağ kurtulan Hamide Yiğit, “… ‘Tesadüfen hayatta kalanlardan biri olarak gözlerimle gördüklerim ve bildiklerim şunlardır,” vurgusuyla ekliyor:

“Ne alanda ne de çevresinde hiçbir polis yoktu…

Patlama olduktan sonra izdiham olmasın diye olağanüstü bir çabayla, kitle opera köprüsüne doğru hızlıca yönlendirildi…

20 dakika kadar sonra opera köprüsü tarafından çevik kuvvet polisi geldi ve kitlenin önüne geçip gaz bombası attı, kitlenin patlama yerine doğru geri kaçmasını sağladı. Polisler ortamı bu şekilde provoke ettikten sonra sağ aralıktan gençlik parkına girdiler ve ortadan kayboldular…

Patlama yerinden akan kitle ile polisin gaz bombasından kaçarak geriye yönelen kitle karşı karşıya getirildi. Tam anlamıyla bir izdiham yaşanması hedeflenmişti adeta.

Öte taraftan patlama noktasına AKM yönünden polisin gelip barikat kurduğunu da o anda öğrendim. Ambulansın gelmesini engellediği için burada kitle tarafından geri çekilmeye zorlandı. Ondan sonra ambulanslar girdiler.

Ambulanslar en erken yarım saat sonra (ve polisten sonra) geldi. Polisin önden gelip, yerlerde ölü ve yaralılar varken iki yönde kitleye saldırdığı, sonra yaralıları taşımak üzere ambulansların girdiği bilinsin.

Kaç ambulans olduğunu tam olarak bilmiyorum, ama gördüğüm ilk iki ambulanstan sonra özel araçlar, taksiler, dolmuş ve miting ses araçlarının yaralı taşıdığını gördüm. Arada ambulanslar da geçiyordu. Ama ambulanstan daha fazla özel araçlar yaralı taşıdılar.

Sıhhiye miting alanı girişinde ise polis barikatı ve TOMA bekliyordu. Görevlerini o noktada yapmak üzere hazırdılar.

Açık ve net söyleyebilirim ki, ortada olmayan polisin sonradan kitlenin üzerine iki yönden yürümesi, ‘tesadüfen’ sağ kalanların hepsinin birbirini ezerek ölmelerini sağlayabilirdi. Bunda kasıt varsa, polis eliyle katliamın 2-3 katına çıkarılması hedeflendi. Eğer böyle bir kasıt yoksa polisin bu ataklarını yönetenlerin affedilmez hatası söz konusudur. Çünkü önleyici değil, öldürücü ataklardı.

Aynı buluşma noktasından Sıhhiye miting alanına daha önce defalarca yürüdük ve her birinde polis korteji önümüz sıra hep yürürdü, ‘öncü kuvvet’ gibi… ama bu sefer bir tane bile polis görmedim.

Aynı Suruç Katliamı’nda olduğu gibi… Bizi gölge gibi adım adım izleyen polisler Suruç’ta yoktu, Ankara’da da yoktu- katliam gerçekleşene kadar.”[4]

Türk(iye) siyasi tarihinin dönüm noktalarından biri -tüm dönüm noktaları gibi kan ve ölüm odaklı- 10 Ekim insan(lığımız)a atılmış en büyük bombaydı; tıpkı 1977 1 Mayıs’ındaki gibi…

Cehennem gibi katliamın tanımı, “Vahşet”ti; coğrafyamızın insanlıktan çıktığının ilanıydı.

Yaşamını yitirenlerin çoğunun öğrenci, eğitimci, emekçi olduğu katliam, “Barış istersek neyle karşılaşırız?” sorusunun Türk(iye) iktidarınca yanıtıdır; barışa, kardeşliğe atılan bombadır. Birçok bileşenin katıldığı bir mitingde gerçekleş(tiril)miş toplu kıyımdır, cinayettir; bir çeşit gözdağıdır.

Eskiden faili meçhul cinayetler olurdu. Şimdi faili meçhul katliamlar var. Yani muhalifler artık teker teker değil; topluca yok ediliyor!

Meseleye ilişkin olarak “Cumhurbaşkanı’ndan başlayarak yerel polis teşkilâtına kadar MİT ve ordu istihbaratı dahil devletin tüm birimlerinin katliamdaki sorumlulukları ortadadır. Bu sorumlulukların düzeyi hatta muhtemel işbirlikleri ancak zamanla somutlaşabilir. Tüm bunlar ortaya çıkmadan bile devletin gösterdiği refleksler tekfirci, mezhepçi terör örgütünün amaçlarıyla paralellik göstermektedir…

Yüzbinler ‘katil devlet’ diye haykırıyor. Erdoğan’ı, AKP’yi katliamdan sorumlu tutuyor. Bu sloganlar öfkeyle ağızdan çıkmıyor sadece, Türkiye devletinin, Maraş’tan, 1 Mayıs 77’den, Kanlı Pazar’dan, Sivas’tan ve daha nice katliamın altından çıkmış olduğu gerçeği ve bilincinden kaynaklanıyor.”[5]

Hatırlamak yeter: Emniyet müfettişlerinin yazdığı rapora göre, eylem günü görevli polislerin “mitingde canlı bomba olabilir, kendinize dikkat edin” şeklinde uyarıldığı ortaya çıktı. Tabi o bomba patlasın istemişler herhâlde ki, eyleme katılacak halkı uyarmamışlar. Yol kontrol uygulamalarına ise tam bombacıların şehre girdiği sıralarda ara verilmiş.[6]

Canlı bombanın kim olduğu biliniyor. Eylemde canlı bomba saldırısı olacağı istihbaratı da var. Bu eyleme katılanların “Normalde her taraf polis olurdu, çevremizde hiç polis yoktu” şeklindeki şaşkın ve şüpheci gözlemlerinin ne derece doğru olduğu ortaya çıkıyor. Bazı polis müdürleri “Eylemi iptal edelim” derken, iki polis müdürü “Marjinal gruplar olay çıkarır” diyerek eylemin iptal edilmesini engelliyor. Derken bu vahşi katliam gerçekleşiyor. Üzerine ölü, yaralı ve onlara yardım edenlerin üzerine gaz sıkılıyor.

Olaydan sonrasını bir hatırlayalım. Bütün istihbaratların daha baştan IŞİD’i gösterdiği açık. Bunu hükümetin bilmeme olasılığı yok. Müfettiş raporları konuyla ilgili 62 istihbarat bilgisi olduğundan söz ediyor. Hükümetin canlı bomba istihbaratına sahip olduğunu, IŞİD’li olduğunu da bildiğini, ama günlerce trolleri ve adamları aracılığıyla “HDP oy almak için kendi eylemini bombalatıyor” propagandası yaptığını, bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Bu eyleme DAİŞ denemez. PKK, PYD, El Muhaberat var, kokteyl bir saldırı” dediğini de dikkate alın. Ne kadar kötü niyetli insanlarca yönetildiğimiz açıkça ortaya çıkıyor.

Üstüne, bu katliama kadar tek başına iktidar olacak oyu görünmeyen AKP’nin, sonrasında oy patlaması yaptığını da hesaba katın. 1 Kasım 2016’da yapılan bir seçim falan değildi. 1 Kasım seçim kılığına sokulmuş bir darbe. Nasıl ki 12 Eylül’ün taşları Maraş Katliamı ile döşendiyse, 1 Kasım Darbesi’nin taşları da bizzat Suruç ve Ankara Katliamları’yla döşendi.

Şimdi sormak hakkımız: Neden AKP’nin düzenlediği “Teröre Lanet Yürüyüşü’nde böyle bir patlama olmuyor da; ezilenlerin düzenlediği ‘Emek, Barış, Demokrasi Mitingi’nde oluyor bu patlamalar? Söz konusu katliamlar Suruç’ta, HDP’nin Diyarbakır mitinginde kime yaradı; Ankara’da da ona yarayacak?

Bu şaşırtmayan bir patlamadır, saldırıdır; korku salma, (1 Kasım 2015 tarihli) seçim kazanma katliamıdır. (İstihbarattan bağımsız böyle eylemler yapılamayacağına göre müsebbibini düşünün artık!)

“Ankara’da hevaller, ateistler, komünistler uçuruldu” nidalarıyla bayram yapanlarca öldürüldük, parçalandık; bu, ölümü normalleştirme eylemidir; korku katliamıdır; Ankara’yı kan gölüne, can pazarına, mahşer gününe çevirendir…

Coğrafyamızda “Neden hep solcular, Kürtler, Alevîler, yoksullar ölmek zorunda” diye sordurtan; anlatmaya kelimelerin kifayetsiz kaldığı 10 Ekim Katliamı, itiraza tahammülü olmayanlarca gerçekleştirildi!

 

2) VAHŞET TABLOSU: SORUMLULAR, YAPANLAR

 

İtiraza tahammülü olmayanlarca gerçekleştirilen 10 Ekim Katliamı, Ece Ayhan’ın, “buraya bakın, burada, bu kara mermerin altında/ bir teneffüs daha yaşasaydı/ tabiattan tahtaya kalkacak bir çocuk gömülüdür/ devlet dersinde öldürülmüştür,” dizelerindeki bir devlet dersiydi!

Devlet dersinde öldürülen, Malatyalı lise öğrencisi Eren Akın ve onun gibi niceleriydi… (Öteki tüm canların yanı sıra 9 yaşında bir çocuğumuzun da yaşamını yitirdiği katliamdı.)

Bu katliamın ya da ölümün ne olduğunu anlatan ise “Kandan ayağım kayıyordu,” cümlesiydi…

Oysa 10 Ekim 2015 Cumartesi günü saat 10:04’te Ankara Garı’nda binlerce kişi toplanmıştı “barış” için. Halaylar çekilirken, türküler söylenirken bir anda, birkaç saniye arayla duyulan iki kulak sağır edici, tüyler ürpertici patlamayla her yer kan gölüne döndü.

Dehşete düşüren görüntülerdi, kopan eller, bacaklar, kanayan kafalar, ölü bedenler, feryat figanlar, yardım isteyenler…

Yardıma koşanlar, kalp masajı yapanlar, “Canlı var mı?” diye bağıranlar, yakınlarına ulaşmaya çalışanlar, çalan telefonları nasıl cevaplayacağını bilemeyen insanlar…

Cinayet mahalline yardım ekiplerinin/ ambulansın ulaşmasını engelleyen TOMA’lar/ çevik kuvvet, yaralıların ve yaralılara yardımcı olanların bulunduğu yere biber gazı sıkan polisler…

Evet, evet “Güvenlik zafiyeti yok” diyen bir bakan; ölen anneler, babalar, evlatlar ve yok edilen vicdanlar…

Sağa sola saçılmış et parçaları, kan gölcükleri…

Kanlar, kopan vücut parçaları, ağlayanlar…

Çevreye saçılmış ölü bedenler içinde yaralıya kalp masajı yapan kadın…

O kan gölünün ortasında, o kadar insanın içinde yapayalnız görünen, muhtemelen hayatta olduğuyla ilgili bir yakınıyla telefonda konuşurken sesi ağlamaktan kesik kesik gelen bir genç kızın ağzından dökülen o korkunç cümle: “Herkes öldü.”

En çok kahreden ve dehşete düşürenlerden birisi de, katliamda yaralanıp, belki de son saniyelerini, dakikalarını da o korkunç biber gazına maruz kalıp, onu soluyarak öl(dürül)enlerdi…

Örneğin miting alanındaki ‘Hürriyet’ gazetesinden Faruk Bildirici, “Patlama öncesi hiçbir polis kontrolü, arama ve güvenlik önlemi yoktu. Miting alanında sadece 2-3 tane trafik polisi arabası vardı. Patlama sonrası önce ambulanslar geldi, daha sonra TOMA’lar ve polis arabaları,” diyordu…

Sonrasında “5 saniye arayla iki ayrı patlama meydana geldi. Patlama olduktan sonra aşağı koşmaya ve olay yerinden uzaklaşmaya çalıştık. Tam bu sırada gardaki güvenlikler bizi patlama alanına doğru itti. Patlamadan hemen sonra olay yerine ambulans yerine polis geldi. Biber gazlı saldırı oldu, ambulanslar yaklaşık yarım saat sonra geldi.”[7]

O biber gazı atılmamış olsaydı, etraftaki doktorlar sayesinde yaşayacaklardı belki de… (Polis, o insanlara biber gazı sıkmak için gelmişse katili nerede aranıyordu ki hâlâ?!)

Ambulansların geçmesine izin vermeyen polis(ler)i dağıtmaya çalıştı insanlar. Çevik Kuvvet, yolu kapattı; ambulansı bekletti. (Ölü ve yaralıların üzerine gazı, suyu polis panzerleriyle kim sıkıyor? Suruç’ta bombalananlara “İyi olmuş lan” diye gülenler kimdi?)

TTB’den Dr. Nazmi Algan, “Patlamadan sonra yardıma koyulduk, çevik kuvvet bize müdahale etti. Halk üzerlerine yürüyünce çekildiler,” dedi.

Ambulans sirenleri Ankara’yı sarıp sarmaladı.

“Yaşıyor musun?”, “Hayatta mısın?” diye telefonlar açıldı endişeyle.

Fotoğraflardan, görüntülerden isimler, yüzler tespit edilmeye çalışıldı.

Görüntüler kan dondurucuydu. Görüntüler korkunçtu.

TTB, “Et parçalarının üzerinden yürüyerek müdahale yaptık,” dedi.

Korku imparatorluğumuzda yaşanan “sıradan” bir gündü!

Görevliler, yaralıların ameliyatları devam ederken “Kan ihtiyacı yoktur” açıklaması yaptılar. Oysa TTB yaptığı açıklamada “0 rh (-) kan ihtiyacı var,” diyordu.

Hacettepe, İbni Sina, Numune Hastaneleri’nde kan vermek için uzun kuyruklar oluşturuldu.

Hastane önünde acı var, öfke var, gözyaşı var. Bir teyze kaybının arkasından Kürtçe ağıtlar yakıyor. Bir diğeri “Ben Şirin’imi geri istiyorum” diye haykırıyor. Atılan tüm sloganlar ise bombayı patlatanı işaret ediyor: “Katil Erdoğan!”

Ve üzerinde “Barış, Kardeşlik” yazan pankartlarda ölüler taşınıyordu.

10 Ekim’de Ankara Tren Garı’nın önünde açılan, “Ne de çok özlemişiz, gökyüzüne kansız bakmayı” pankartı, güneşi özleyenlerin çığlığıydı; o pankartı önce sedye yaptılar, sonra kefen…

Nihayet “Bu meydan kanlı meydan” diye haykıran insanların gözüne baka baka katliam gerçekleştirilmişti; ve 1969’daki “Kanlı Pazar” için bestelenen o ezgilerin eşliğinde…

İyi de “Sorumlu(lar) kim” mi?

“IŞİD/AKP/devlet/ (düzen)” mi yoksa “hepsi” mi demeli?

Doğrusu hepsi!

“Katil kim?” diye sormak saflıktır. Katil bir kişi değildir; katil, bu kokuşmuş düzenin kendisidir. Kendini düzenin bekçileri olarak görenler, tekerlerine çomak sokma ihtimali olanları ezmektedir. Dün o bekçiler asker postalı giyiyordu, bugün tespih çekip “Ya rabbi şükür” diyorlar. Ama zihniyet, aynı zihniyet! (“Siz beni seçmediniz, ben de sizi öldürürüm” diyen bir patlamanın ardından “AKP Derin Devleti yok” diyebilir misiniz?)

Hiç kimse bize bu katliamın faili meçhul olduğunu söylemesin; bombaları da, bombacıları da, onları azmettirenleri de, koruyup kollayanları da tanıyoruz.

18 Mayıs’ta Adana ve Mersin’deki, 5 Haziran’da Diyarbakır’daki, 20 Temmuz’da Suruç’taki patlamalardan tanıyoruz; “aynı seriden” olduklarını biliyoruz.

Evet, katilleri tanıyoruz.

Katiller; diktatörlük hevesleri 7 Haziran seçimlerinde kursaklarında kalanlardır.

Katiller; 400 vekil alamadıkları için ülkeyi iç savaşa sürükleyenlerdir.

Katiller; aylardır akreplerle, TOMA’larla, tanklarla, toplarla ülkeyi kan gölüne çevirenlerdir.

Amaçlarını biliyoruz.

Amaçları; bizi korkutarak, bizi yıldırarak, bizi sindirerek on üç yıllık zulüm ve hırsızlık düzenlerini sürdürmektir.

Amaçları; Gezi İsyanı’ndan bu yana diktatörlüğe karşı direnen milyonlarca yurttaşın iradesini kırmaktır.

Amaçları; halkın iradesine rağmen Kaç-Ak Saray’daki iktidarlarını devam ettirmektir.

Bu; göz göre göre ikinci Suruç vakasıdır; AVM’lerde bile millet donuna kadar aranırken başkentin göbeğindeki faciasıdır; insanları paranoyağa çevirerek oy devşiren yapının icraatıdır.

O bombanın geldiğini Suruç’ta gördük. Oraya giden gençlerin otobüsleri Suruç’a varana kadar 6-7 defa aranmıştı, polisler şehri ablukaya almıştı; ama yine de patladı o bomba. Üstelik de emniyetin -sanki günlerce o gençleri izleyen, sık sık kontrol eden kendileri değilmiş gibi- herhangi bir güvenlik önlemi almadığı basın açıklaması sırasında (99 depremi sonrasında Yılmaz Erdoğan’ın bir skecinde diyordu ki: “Eğer 99’dan önce doğuda olan depremlerden ders çıkarsaydık canımız bu kadar yanmayacaktı”!)

 

SURUÇ’A GİDEN YOL!
2 Ocak 2015 HDP İstanbul il örgütünün 4 Ocak’ta yapacağı kongreye katılım çağrısı için Üsküdar Meydanı’nda pankart açarak bildiri dağıtan HDP’liler, bir grubun saldırısına uğradı.
31 Ocak 2015 İzmir’in Menderes ilçesinde açılışı henüz yapılmayan HDP ilçe binasına bir grup, gece saatlerinde taş ve sopalarla saldırı düzenledi. Saldırıda ilçe binasının bütün camlarını kırıldı.
20 Şubat 2015 Kocaeli Darıca Osmangazi Mahallesi, Lokman Hekim caddesi üzerinde bulunan HDP ilçe binasına gece kimliği belirsiz kişilerce beş el ateş açıldı. Saldırı sonucu ilçe binasının camları kırıldı.
21-22 Şubat 2015 Pek çok merkezde HDP’ye saldırılar gerçekleşti.

İzmir Menderes’de HDP ilçe binasına bir grup tarafından gece saatlerinde taş ve sopalarla ile saldırı yapıldı. Saldırıda binanın bütün camları kırıldı.

HDP’nin Trabzon’da il örgütü açmasını gerekçe göstererek eylem yapan bir grup, bir binanın etrafını sardı. Grup daha sonra HDP’ye ait bir ibarenin veya tabelanın bulunmadığı binanın önünde ayrıldı.

22 Şubat 2015 HDP Ankara Sincan ilçe örgütü binasına, bir grubun gerçekleştirdiği saldırıda aralarında eş başkanın da bulunduğu en az 4 kişi yaralandı.

İstanbul’un Esenler ilçesinin Tepe Mahallesi’ndeki HDP temsilciliğine beş kişinin taşlı saldırıda bulunması sonucu büroda maddi hasar meydana geldi. Beş saldırgandan üçü gözaltına alındı.

Erzurum’da Fırat Yılmaz Çakıroğlu’nun öldürülmesini protesto eden ülkücüler HDP il binasına doğru yürüyüşe geçti. Binaya yönelik olası saldırıyı engellemek için toplanan HDP’lilere bıçak ve sopayla saldırdılar. Biri ağır beş HDP’li yaralandı.

Kayseri’de Fırat Yılmaz Çakıroğlu için gıyabi cenaze namazı kılanlar daha sonra HDP il binasına yürüyerek binaya taşlı saldırıda bulundu. Binada maddi hasar meydana geldi.

Adana’da Fırat Yılmaz Çakıroğlu için gıyabi cenaze namazı kılan bir grup, caminin önünden geçen ve puşi taktıkları belirtilen üç kişiyi darp etti.

Eskişehir’de HDP binasına saldırı girişiminde bulunan gruplar, parti binası önünde karşılaştıkları HDP taraftarı iki kişiye saldırdı.

25 Şubat 2015 HDP Manisa Akhisar ilçe binasına gece saatlerinde yapılan saldırı nedeniyle binanın camları kırılarak tahrip edildi.
10 Mart 2015 İzmir Torbalı’da HDP ilçe binasına akşam saatlerinde bir grup taş ve şişelerle saldırı düzenledi. Saldırıda binanın bazı camları kırılırken, saldırganlar binanın dış kapısını yakmaya çalıştılar.
15 Mart 2015 Kütahya’da, HDP il örgütü ile Özgür Öğrenci Derneği’nin 12 Mart Halepçe Katliamı’nın yıldönümünü nedeniyle merkez Sevgi Yolu girişinde düzenlemek istediği açıklamaya bir grup satır ve sopalar kullanarak saldırdı. Saldırıda yaralananlar oldu.
20 Mart 2015 HDP Sivas merkez ilçe eş başkanı Müteren Durak ile parti üyesi Hakan Toprak bıçaklı saldırıya uğradı.
22 Mart 2015 HDP’nin İstanbul Maltepe ilçe örgütü tarafından Başıbüyük Mahallesi’nde açılan irtibat bürosuna gece kimliği belirsiz kişi ya da kişilerce saldırı düzenlendi.
16 Nisan 2015 HDP’nin Antalya Serik ilçe binasına bir grup tarafından saldırı düzenlendi. Saldırgan grup “Ya parti bürosunu kapatıp tabelasını indirirsiniz ya da biz tabelayı indirir binayı ateşe veririz,” tehdidinde bulundu.
17 Nisan 2015 Antalya’nın Serik ilçesinde 16 Nisan 2015’da saldırı düzenleyen grup akşam da yaklaşık 100 kişilik bir grup yeniden bir araya gelerek seçim bürosunun tabelalarını indirdi. Saldırıyla ilgili Serik Kaymakamı “Serik hassas bir yerdir, hassasiyetleri vardır, parti binanızı kapatın,” ifadelerini kullandı.
18 Nisan 2015 Bursa’nın Orhangazi ilçesi’nde, HDP’nin kuruluş çalışmalarını tamamladığı ilçe teşkilâtı parti lokalinin açılış törenine bir grup saldırıya uğradı.

HDP’nin Ankara Çankaya’daki yeni genel merkez binasına silahlı saldırı düzenlendi. Saldırının ardından bina önündeki polis kulübesinde nöbet tutan polisler karşılık verse de saldırganlar arabayla kaçtı. Saldırıda ölen ya da yaralanan olmadı. Saldırıyı gerçekleştirdiğinden şüphelenilen iki kişi saat 18.00 sularında gözaltına alındı.

19 Nisan 2015 İstanbul’da HDP’nin Güngören ve Kadıköy’deki seçim bürolarının önüne asılan parti bayrakları sökülüp, ateşe verildi.

Rize’nin Fındıklı ilçesinde HDP seçim bürosuna gece saat 03.00 sıralarında saldırı düzenlendi. Saldırıda içeriye yanıcı madde atarak yakıldı. Yangına bina sakinleri müdahalede bulunarak söndürdü. Büroda maddi hasar meydana geldi.

Hatay Reyhanlı’da sosyal medya üzerinde “Hatay Reyhanlı’da HDP’yi istemiyoruz” isimli sayfa kurarak HDP bürolarına saldırı çağrılarında bulunulmasıyla seçim bürolarında HDP’ye ait bayraklar indirerek bayrak asıldı.

21 Nisan 2015 Konya’nın Seydişehir ilçesinde bildiri dağıtan HDP il eş başkanı Nurhal Erkal ile Konya milletvekili adayı Şervan Zana (Sami Acar) ve Selçuk Üniversitesi’de okuyan öğrenciler polis tarafından gözaltına alındı. Karakola götürülen Erkal ve Zana’ya “HDP’nin bildirilerini izinsiz dağıtarak, suç işledikleri” suçlamaları yöneltildi.

HDP Malatya merkez seçim bürosu saldırıya uğradı. Seçim bürosunun camlarına üç hilal işaretleri çizildi.

23 Nisan 2015 Tokat’ta HDP seçim aracına bir grup tarafından saldırı gerçekleştirildi, saldırıda maddi hasar oluştu.
25 Nisan 2015 İstanbul Küçükçekmece Yeşilova Mahallesi’ndeki HDP seçim irtibat bürosuna gece saatlerinde silahlı saldırı düzenlendi. Saldırı nedeniyle yaralanan olmazken, seçim bürosunun camında maddi hasar oluştu.

Ankara Keçiören’de HDP seçim bürosu, gece saatlerinde saldırıya uğradı.

Muğla’nın Milas ilçesinde HDP seçim irtibat bürosu, gece saldırıya uğradı. Saldırıda seçim bürosunun camları kırıldı.

26 Nisan 2015 Yalova’nın Altınova ilçesindeki HDP seçim irtibat merkezine silahlı saldırı düzenlendi. Büronun camına 3 kurşun isabet ederken, saldırıda yaralanan olmadı.

İstanbul Pendik Esenyalı Mahallesi’nde bulunan seçim irtibat bürosuna gece taşlı saldırı düzenlendi. Saldırıda büronun önündeki araçlar zarar gördü.

27 Nisan 2015 Adana’nın Seyhan ilçesi Sarıhamzalı Mahallesi’ne asılan HDP bayrakları yerlerinden sökülerek, çöp konteynerinde yakıldı.
28 Nisan 2015 Manisa’nın Soma ilçesi Gazi Osmanpaşa caddesi’nde HDP seçim bürosuna saldırı düzenlendi, büro kullanılamaz hâle geldi.

Konya’nın Cihanbeyli ilçesinde HDP ilçe binası ateşe verildi. Selçuklu ilçesinde partililerin bayrak asması engellenirken, Seydişehir ilçesinde de parti yöneticileri “bildiri dağıttıkları” için gözaltına alındı.

29 Nisan 2015 Elazığ’ın Aksaray mahallesi, Fevzi Çakmak mahallesi ve Gazi caddesi’nde HDP’nin seçim irtibat bürosu, seçim aracı taşlı saldırıya uğradı, parti bayrakları yakıldı.

Uşak’ta 3 HDP’li darp edildi, HDP bayrakları yakıldı.

1 Mayıs 2015 Bilecik Cumhuriyet mahallesi Şehitler Parkı’nda toplanan yaklaşık 2 bin kişilik grup İstiklal mahallesi Gülistan sokak’taki HDP il binasına yürüyerek parti bayraklarının indirip yerine Türk bayrağı asılmasını istedi.

Bilecik emniyet müdürü Ali Ekber Bektaş ve saldırgan grubun içinden biri HDP il eş başkanı Ekrem Bedevi ile görüşerek bayrakların kaldırılmasını istedi, istemleri kabul edilmeyen saldırgan grup HDP bayraklarını indirdi.

Trabzon’daki 1 Mayıs 2015 kutlaması yürüyüşü sırasında yaklaşık 200 kişilik bir grup HDP kortejine taş ve sopalarla saldırarak parti bayraklarını yaktı.

Aksaray’da 1 Mayıs 2015 kutlamalarında HDP’liler saldırıya uğradı, saldırıda bir kişinin burnu kırıldı. Aksaray valiliği, 10 Mayıs 2015’de düzenlenmek istenen dayanışma konserini “kamu düzenine tehdit oluşturduğu” gerekçesiyle yasakladı.

2 Mayıs 2015 İstanbul Beylikdüzü HDP ilçe örgütü binası önünde asılı duran HDP’ye ait bayraklar yakıldı.

Kırşehir’de kimliği belirsiz kişilerin HDP il binası’na düzenlediği taşlı saldırı sonucu binada maddi hasar meydana geldi. Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi öğrencileri şehir merkezinde saldırıya uğradı.

3 Mayıs 2015 Rize’nin Fındıklı ilçesinde 3 Mayıs Türkçülük Günü dolaysıyla Ülkü Ocakları ve MHP’li bir grubun yürüyüş esnasında HDP bürosuna girmeye kalkışmasıyla, grupla polis arasında kısa süreli arbede yaşandı. Gruptakiler HDP bayraklarını yere atarak ateşe verdi.

Bursa’nın Mudanya ilçesinde bulunan 11 katlı belediye iş merkezinde HDP seçim bürosu açtı. MHP Mudanya ilçe başkanı Yüksel Kesen ve bir grup MHP’linin kendi ilçe merkezlerinin yanındaki binada HDP seçim bürosunun açılmasına karşı çıkması sonucu iki parti mensupları arasında kısa süreli arbede yaşandı.

Erzurum merkez Yakutiye ilçesi Gölbaşı semti’nde HDP’nin seçim anons aracı bir grubun taşlı ve sopalı saldırısına uğradı.

4 Mayıs 2015 HDP’nin açılışı 10 Mayıs 2015’de yapılacak İstanbul Kadıköy Kozyatağı seçim irtibat bürosuna gece kimliği belirsiz kişiler tarafından saldırı düzenlendi. Saldırıda seçim bürosunun bazı camları kırıldı, camlara “Ne mutlu türküm diyene, defolun” diye yazı yazıldı.

İstanbul Beyoğlu Çıksalın Meydanı’nda HDP bayrağı asmaya giden partililer, bir grubun saldırısı uğradı.

Isparta’daki seçim çalışmaları kapsamında duvar ve bilboardlara sticker yapıştıran HDP’li gençler Fatih Mahallesi’ndeki adliye ve emniyet müdürlüğü binalarının civarında saldırıya uğradı. Saldırıda bir HDP’li yaralandı.

Osmaniye’de Beyli Mahallesi’nde HDP seçim irtibat bürosunun önüne asılan parti bayrakları bir grup tarafından yakıldı.

5 Mayıs 2015 HDP tarafından Büyükçekmece Salıpazarı’nda açılan seçim standına yaklaşık 200 kişilik bir grup tarafından saldırı düzenlendi, saldırıda 4 HDP’li yaralandı.

Ankara Çankaya’da ODTÜ’nün hemen bitişiğinde bulunan 100. Yıl İşçi Sitesi’nde HDP flamaları yakılmaya çalışıldı.

6 Mayıs 2015 Ankara’nın Mamak ilçesinde HDP’ye ait bir seçim arabası saldırıya uğradı, saldırıda maddi hasar meydana geldi.

HDP’nin Elazığ Doğukent Mahallesi’nde bulunan kadın seçim bürosunun kapısı, gece geç saatlerde kimliği belirsiz kişi veya kişilerce zorlandı. Kapıyı açamayan saldırganlar, seçim bürosu önünde bulunan HDP bayraklarını indirerek yaktı.

Adana merkez Seyhan ilçesi baraj yolu üzerindeki Gençlik Meydanı’nda stand kuran öğrencilerin, seçim bildirgelerini dağıttıktan sonra “Bizler HDP, bizler meclis’e” sloganıyla Çukurova Demokratik Öğrenci Derneği’ne yaptığı yürüyüşe   60 kişilik bir grup bıçak, sopa ve taşlarla saldırdı.

Hatay’ın Erzin ilçesinde HDP’nin seçim irtibat bürosuna saldırı düzenleyen kişi polis çocuğu çıktı.

Erzurum’da Kürtlerin yoğunlukta yaşadığı Yenişehir Harput Mahallesi’nde (Telsizler) HDP’nin bayraklarını evlerine ve mahalleye asanlara taş, sopa ve satırlarla saldırıldı.

7 Mayıs 2015 HDP eş genel başkanı Figen Yüksekdağ, Diyarbakır’da yaptığı konuşmada partinin 43 seçim bürosunun saldırıya uğradığını belirterek, “Bu saldırıları düzenleyenler bize seçim kampanyasını baskıyla, silahla, şiddetle, tehditle dar etmeye çalışanlar, gelip bize demokrasiden bahsediyorlar. Bu utanmazlıktan başka bir şey değildir,” dedi.

Elazığ’da HDP’nin kadın seçim bürosu bir grup tarafından saldırıya uğradı.

8 Mayıs 2015 Antalya’da kurdukları seçim standını kaldırdıkları sırada HDP’li kadınlara, ellerinde bayraklar olan 50 kişilik grup “Burası Türkiye, ya sev ya terk et. Kürtler   dışarı,” sloganları atarak saldırı girişiminde bulundu.

Isparta’da HDP’nin seçim bürosuna taşlı saldırı düzenlendi, büroda maddi hasar meydana geldi.

Mersin’de HDP’nin seçim irtibat bürosuna kimliği belirsiz bir kişi tarafından düzenlenen taşlı saldırı sonucu büroda maddi hasar meydana geldi.

9 Mayıs 2015 HDP Bolu il örgütünün seçim çalışmaları kapsamında kentin sokaklarına astığı bayraklar kimliği belirsiz kişiler tarafından toplanarak yakıldı.

Mersin’in Yenişehir ilçesi 45 evler Mahallesi’nde bulunan HDP seçim irtibat bürosuna gece saldırı düzenlendi. Saldırıda büronun camlarını kıran, bayraklarını söken ve kapısına taşa sarılı MHP bayrağı bırakan saldırgan ya da   saldırganlar daha sonra olay yerinden ayrıldı.

Isparta’nın Gülistan Mahallesi’nde HDP’nin merkez seçim irtibat bürosuna gece yarısı kimliği belirsiz kişi veya kişiler tarafından saldırı düzenlendi.

Kayseri’de kimliği belirsiz kişilerce Yenidoğan seçim bürosuna saldırıda bulunuldu.

10 Mayıs 2015 Bolu’da bir grup, HDP’li öğrencilerin astığı tüm bayrakları indirip yaktı, ardından   İzzet Baysal caddesi’nde bayrak asan öğrencilere saldırdı.

Sabaha karşı polis öğrencilerin evlerini basarak, HDP il eş başkanı Özgür Günaydın’ın da aralarında bulunduğu en az 12 kişiyi gözaltına aldı.

İstanbul Kadıköy Kozyatağı’ında açılışı gündüz yapılan seçim bürosuna akşam saldırı düzenlendi. Aynı yere 4 Mayıs 2015’de de saldırı yapılmıştı.

İstanbul Üsküdar Kuzguncuk’ta seçim standı açan kadınlar bildiri dağıttığı esnada standın etrafını saran bir gurup, “Burada HDP broşürü asamazsınız,” deyip standı dağıtarak kadınları darp etti.

Erzurum’da HDP’liler seçim aracıyla Cumhuriyet caddesinde tur atarken sayıları 400’ü bulan bir gurup saldırdı. Saldırıda 2 kişi yaralandı.

Edirne’de HDP il örgütünün Havsa ilçesinde düzenlediği seçim bürosu açılışından sonra ilçeden seçim otobüsü ile ayrılan partililer, yaklaşık 100 kişilik bir gurubun taşlı ve sopalı saldırısına uğradı. Saldırgan grup daha sonra yeni açılan seçim bürosuna da taşlı saldırıda bulundu.

11 Mayıs 2015 Mersin’in Silifke ilçesinde HDP milletvekili adayı Mahmut Karabulut ve beraberindeki partililer İnönü caddesi üzerinde seçim çalışması yaptığı sırada bir grubun saldırısına maruz kaldı. Saldırıda HDP üyesi Ayhan Karcı gözünden ve boynundan darp edilerek ağır yaralandı.

Antalya’nın Alanya ilçesinde seçim standı açmak için Mahmutlar Mahallesi’ne giden HDP’lileri taşıyan seçim aracı, Alantur Mezarlık Kavşağı’nda plakasız bir araçtan inen 5 kişilik bir grubun saldırısına uğradı.

Aydın’da, Atatürk Kent Meydanı’nda seçim çalışması kapsamında meydana stand açıp broşür dağıtan HDP’liler saldırıya maruz kaldı.

Osmaniye’nin Toprakkale ilçesinde açılışı yapılan HDP seçim bürosundan ayrılmak üzere olan seçim aracına bir grup tarafından taşlı saldırı düzenlendi. Saldırıda aracın camları kırılırken, maddi hasar oluştu.

12 Mayıs 2015 Antep Üniversitesi’nde HDP için seçim çalışması yapan öğrencilerin açtığı standın karşısına MHP’li öğrenciler de standı açtı, bir süre sonra ise HDP’li öğrencilere saldırı yapıldı. Yaşanan gerginlikten kısa bir süre sonra polis HDP’li öğrencilere biber gazı ve coplarla saldırdı, 4 öğrenci yaralandı, 8 öğrenci gözaltına alındı.
13 Mayıs 2015 Bartın HDP il örgütüne, binanın önünde polis beklemesine rağmen saldırı düzenlendi. Saldırıda merkez tahrip edildi, binaya taş atıldı, “sana termik santral yaptırmayacağız” pankartı indirildi.
14 Mayıs 2015 Kırşehir’de HDP eş genel başkan Selahattin Demirtaş’ın katılımıyla düzenlenen mitingde Demirtaş’ın konuşmasının ardından sahneden inerek alanı terk etmesi sonrası güvenlik önlemi alan polislerin alandan çekilmesi sonucu bir grup HDP’lilere saldırdı, bir kişi yaralandı.

HDP’nin Kadıköy Kozyatağı seçim bürosu, 4 ve 10 Mayıs 2015 tarihli saldırıların ardından, akşam saatlerinde üçüncü kez saldırıya uğradı. Pompalı tüfekle düzenlenen saldırıda bir HDP’li yaralandı. Saldırıyla ilgili bir kişi gözaltına alındı.

HDP’lilerin Çanakkale Mümtaz Pirinççiler Meydanı’nda açtığı standa bir grup taşlı ve bıçaklı saldırıda bulundu. Grubun yanı sıra polisler de HDP’lilere saldırarak en az 6 kişiyi gözaltına alır.

15 Mayıs 2015 İstanbul Sultangazi’de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Sultangazi hükümet konağı önünde yapılacak açılış töreninin çağrı bildirilerini dağıtan belediye işçileriyle tartışan iki HDP’li çevredeki silahlı kişiler tarafından vuruldu.

Antalya’nın Gazipaşa ilçe merkezinde stand açan HDP’liler, yaklaşık 50 kişiden oluşan bir grubun saldırısına uğradı. Üç kişinin yaralandığı saldırıda, HDP Antalya milletvekili adayı Aysel İbili ile HDP Alanya eş başkanı İsmail İşli de darp edildi.

18 Mayıs 2015 HDP’nin Mersin ve Adana’daki seçim bürolarına, sabah saat 10:00 sıralarında peşpeşe bombalı saldırı düzenlendi. Adana’da üç kişi yaralandı. HDP yönetimi, saldırılardan, mitinglerinde partiyi “terör örgütünün uzantısı” olarak niteleyen Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve hükümeti sorumlu tuttu.
5 Haziran 2015 Diyarbakır’da, HDP’nin İstasyon Meydanı’nda düzenlenen HDP mitinginde meydana gelen patlamada 4 kişi öldü, 100’den fazla kişinin yaralandı.
20 Temmuz 2015 Urfa’nın Suruç ilçesi’ndeki Amara Kültür Merkezi önünde patlama meydana geldi. İçişleri bakanlığı patlamada 34 kişi öldüğünü, yaralı sayısının ise 40 olduğu açıklandı.

 

Ayrıca olayda “güvenlik zafiyeti” olduğunu düşünmüyorum. Coğrafyamızdaki muhalefete yönelik bir saldırıdır bu. Amaç muhalif kesimleri sindirmek, haddini bildirmektir.

Bir kere daha hatırlatmakta yarar var: Patlamanın olduğu yer: Ankara Adliyesi’ne 1 kilometre, Emniyete 1 kilometre, MİT’e 3 kilometre, HSYK’ya 1.5 kilometre uzaklıktaydı; Gençlik parkının önü, Opera’nın dibi, TCDD Genel Müdürlüğü’nün önüydü ve Cumhurbaşkanlığı senfoni orkestrasına 500 metre, Subay ordu evine 300 metre, Astsubay ordu evine 800, Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne 200 metre, tüm askeri törenlerinin yapıldığı AKİLOMETRE alanına 500 metre uzaklıkta!

Sen MİT olacaksın, İçişleri Bakanlığı olacaksın bunları bilmeyeceksin öyle mi? Hadi canım sende!

Saldırıyı doğru okumalıyız. Cinayeti iyi okumalıyız. Bu devletin ve onun iktidarının neyi hedeflediğini doğru okunmalı…

Bombalar patlar patlamaz yaralıların ve topluluğun üstüne biber gazı sıkılması da kazara olmamıştır. Ölü sayısını arttırmak ve izdihamı arttırmak için kasıtlı olarak yapılmıştır.

Çevik kuvvetin her zamanki yerlerinde değil bombanın patladığı noktaya göre kaçış güzergâhlarına konumlanmış olması da rastlantı değildir.

Özetle muhalefete “Haddinizi bilin, biat edin!” mesajı verilmişti.

Kolay mı? -En az- yüzde 70’in tınlamadığı ve yine en az yüzde 60’ının ölenleri “terörist”/ Alevî/ Kürt olarak gördüğü katliamdı bu ve hatta Konya’da katliamda öl(dürül)enler yuhalandı! Hatta, hatta yas ilanına bile kızanlar, itiraz edenler oldu![8]

Kimse inkâra kalkışmasın: Dünyanın lağımı oldu coğrafyamız; ne tür pislik arasan en fazla 100 metre öte(miz)de.

Her şey o kadar aleni ki, artık saklamaya bile gerek duymuyorlar: Mafyalarına “Oluk oluk kanlarını akıtacağız,” tehdidini ettirdikten bir gün sonra insanlarımızı en alçakça yöntemle katlettiler. Diyarbakır ve Suruç katliamlarını bir gün bile doğru dürüst soruşturmadan, tam tersine bu katliamlarla ilgili her şeyi gizleyerek, bu katliamı örgütlediler.

Bu katliam “Faili meçhuldür,” diyen en hafif terimiyle ahlâksızdır.

Tarihin en açık katliamlarından birisiyle karşı karşıyayız.

Polis terörü yerini canlı bomba terörüne bıraktı.

Reyhanlı, Diyarbakır, Suruç patlamalarının faillerini bilen var mı?

Hakkın, hukukun, vicdanın terk ettiği bir coğrafyadayız.

Koskoca mitinge neden arama noktası koyulmadı; bunun sorumlusu kim(ler)dir?

Bu saldırıdan, patlama olduktan sonra koşup gelip insanlara su ve gaz sıkan polislere emir verenler sorumludur.

Ambulansların geçişine izin vermeyen polislerin görüntüsü “Türkiye demokrasi”ni anlatır![9]

O hâlde “Karanlık bir güç tarafından yapılmıştır,” söylemi geçersizdir; iktidar baş şüphelidir. (Madımak Oteli’ni ateşe verip insanları diri diri yakanları hatırlıyor musunuz?)

Birkaç gün önce faşistin biri meydana çıkıp, “Oluk oluk kanları akacak” diyor, sonra da başkentin göbeğinde barış isteyen insanlar katlediliyor!

Bu Sedat Peker’in, “Oluk oluk kanlarını akıtacağız” dediği pratiğin bir merhalesidir; MİT’in, Suruç’taki gibi IŞİD militanlarına yaptırttığı gibidir. Diyarbakır saldırısını da Suruç saldırısını da IŞİD’in yaptığını biliyoruz. Bu saldırıları yapanların Adıyaman nüfusuna kayıtlı olduğunu, IŞİD’e nasıl ve ne zaman katıldıklarını, kimlerle irtibatlı olarak Türkiye’ye geri döndüklerini vs.

O bombayı kimin patlattığının devlet tarafından bilinmemesi söz konusu olabilir mi? Faili meçhul diye bir şey yoktur! Faillerin açıklanmasından zarar görme diye bir durum vardır…

10 Ekim Katliamı’nı barışa, kardeşliğe kim düşmansa o(nlar) gerçekleştirmişlerdir.

Ve nihayet Sedat Peker’in “Oluk oluk kan” vaadiyle,[10] Erdoğan’a oy istemesinden bir gün sonra gerçekleşen 10 Ekim vampirlerin kana doymadıklarını göstermiştir.

Bu vahşet onlar için yetmedi, bitmedi; yetmeyecek ve bitmeyecek.

Bu insanlık dışı nefretin, barbarlığın göstergesidir.

DİSK’ten Arzu Çerkezoğlu’na, “Doğrudan polis tarafından yapılan bir saldırı bu, çok açık,”[11] dedirtip; devleti sorgulattıran bir vahşettir.

“Yeterince insan öldürürsek her şeyi düzeltebiliriz” türünden düşüncelerin pratik hülasasıdır.

Benzer bir Suruç senaryosudur ve CHP’nin Suruç Katliamı için sunduğu araştırma önergesini AKP ve MHP reddetmiştir.

“Üşüdüysen HDP binası yakayım” diye duvarları yazılayan zihniyetin eseridir; Diyarbakır’da HDP mitinginde, Suruç’ta düzenlenen saldırıların kopyasıdır; IŞİD yapmıştır, MİT gerekli önlemleri almamıştır.

“Bizim gibi düşünmeyenlerin yaşamaya hakkı yok! Varsa bertaraf ederiz” zihniyetinin ya da “7 Haziran’da millet istikrarı değil kaosu seçti… 400 milletvekili verin, bu iş huzur içinde çözülsün,” diyenlerin eseridir. (7 Haziran öncesi Diyarbakır’da 1 Kasım öncesi An-kara!)

Nihayet… Diyarbakır’da HDP mitingine yönelik bombalı saldırıda polisin ihmalini ortaya koyan görüntülerin ardından bu kez 10 Ekim Ankara Katliamı’ndaki ihmalin görüntülerine ulaşıldı.

Söz konusu MOBESE görüntülerinde, 10 Ekim Ankara Katliamı’nı gerçekleştiren IŞİD’li canlı bombaların, Ankara’ya geldikten sonra polis aramasına takılmadan ellerini kollarını sallayarak miting alanına geldikleri görülüyor.

IŞİD Üyesi Yunus Emre Alagöz ve hâlen kimliği tespit edilemeyen Suriyeli canlı bomba, 10 Ekim 2015 günü sabah saatlerinde, Ankara Gölbaşı’da bindikleri taksiden indikten sonra Meclis Dikmen Kapısı ve Hava Kuvvetleri Komutanlığının olduğu kavşaktan, İsmet İnönü Bulvarı boyunca, Meclis Çankaya Kapısı yönünde yürüyor. Buradan başka bir taksiye binen bombacılar, Hipodrom Caddesi ve Kazım Karabekir Caddesi’ni kesen kavşak yani TCDD Genel Müdürlüğünün yanındaki yolda iniyor.

Bombacıların taksiden inişleri, taksiden indikten sonra miting alanına girişleri de anbean kayıtlarda görülüyor. Görüntülere göre Gar kavşağındaki girişte polis arama kontrol noktası kurmadığı için IŞİD üyeleri üzerlerindeki bombayla alana giriyor. Bu arada Tren Garı önünde tek bir polisin bile olmadığı da görüntülerde net olarak görülüyor.

Miting alanına girdikten sonra bir bombacı HDP’lilerin olduğu alana doğru gidiyor. Bir diğer bombacı ise Ankara Tren Garı girişine yöneliyor. İlk bombacı HDP’lilerin arasında kendisini patlatıyor. Kaçışmanın ardından bu kez diğer canlı bomba kendisini patlatıyor.

Görüntülerdeki bombacı Yunus Emre Alagöz hakkında, “saldırı gerçekleştirebilir” şüphesiyle katliamdan 3 gün önce 81 ilin güvenlik birimlerine istihbarat notu gönderildiği daha önce ortaya çıkmıştı.[12]

 

3) DEVLET TAVRI

 

Hâlâ “İyi de devlet (tavrı)?” diyecek olursanız!

Tekrar pahasına kronolojik sırayla ve hızla sıralayalım:

i) Canlı bombalardan Ömer Deniz Dündar’ın ablası, 2013 Eylül ayında hem Cumhurbaşkanlığı’na, hem de Başbakanlık İletişim Merkezi’ne ihbar ve şikâyette bulunmuş.[13]

ii) Suruç ve Ankara canlı bombalarının da aralarında bulunduğu 19 kişi, 2014 yılında El Kaide’ye üye olmaları nedebiyle soruşturulmuş, kovuşturmaya yer olmadığı gerekçesiyle dosyaları kapatılmış.[14]

iii) Adıyaman Cumhuriyet Başsavcılığı, Yunus Emre Alagöz için 23 Temmuz 2015, Ömer Deniz Dündar için 26 Temmuz 2015’te yakalama kararı çıkarmış.[15]

iv) “Ankara katliamından 22 gün önce istihbarat ve emniyet birimlerine IŞİD’in ‘canlı bomba’ saldırısı yapacağına yönelik bir bilgilendirme yazısının gittiği ortaya çıktı.”[16]

v) Mitingden 3 gün önce de saldırı yapılacağı ihbarı yapılmış.[17]

vi) “İntihar bombacıları Yunus Emre Alagöz ile Ömer Deniz Dündar’ın kimlik bilgileri ve fotoğraflarının, mitingden üç gün önce ‘saldırı gerçekleştirebilirler’ şüphesiyle istihbarat tarafından paylaşıldığı ancak yapılan operasyonlarda saldırganların ‘bulunamadığı’ ortaya çıktı.”[18]

vii) Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı’nın 10 Ekim saldırısının gerçekleştiği sabah TEM Daire Başkanlığı’na aralarında bombacı Yunus Emre Alagöz’ün de bulunduğu 3 ismin sansasyonel eylemler yapabilecekleri yönündeki “Gizli” ibareli yazı gönderdiği ortaya çıktı. 8 Ekim günü elde edilen istihbarata dayanarak hazırlanan yazı, 10 Ekim sabahı TEM Daire Başkanlığı’na iletildiği ortaya çıktı. Ancak yazı patlamadan sonra Ankara TEM Şube Müdürlüğü’ne iletildi.[19]

viii) Patlama alanında bulunan Türk Tabipleri Birliği yöneticisi Hande Arpat, alana ambulanslardan çok önce çevik kuvvet polislerinin girdiğini ve hayati tehlikesi olan ağır yaralı insanlara müdahale eden sağlıkçılara, yaralılara ve ölülere biber gazı ile saldırarak insanların canına kast edildiğini ifade etti.[20]

ix) Saldırıya ilişkin takipsizlikle sonuçlanan kolluk ve mülki amirler hakkındaki soruşturmada, Emniyet amiri A.A ifadesinde Millî İstihbarat Teşkilâtı, TSK ve EGM İstihbarat Dairesini önlem almamakla suçladı.[21]

x) Savcılığın açıklaması: “1 Kasım seçimlerini erteletmek amacıyla, IŞİD tarafından yapıldı.”[22]

xi) AKP’li Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, katliamın HDP’yi “Mağdur duruma düşmek” için yapılan bir “provokatif eylem” olduğu yönünde açıklamalarda bulundu.[23]

xii) 10 Ekim Gar katliamının üzerinden 2 yıl geçti. Katliamdan yaralı kurtulanlar hayata tutunmaya çalışırken, saldırıyı önlemeyen emniyet görevlileri yargıdan kaçırıldı. Katliamla ilgili başlatılan idari soruşturma kapsamında Mülkiye Başmüfettişi Özcan Bademci, Turan Ergün, Polis Başmüfettişleri Ayhan Acet ile Ertan Kara, emniyet görevlileri hakkında ön inceleme raporu hazırladı. Rapor, 1 Ocak ile 10 Ekim 2015 tarihleri arasında canlı bomba saldırısı gerçekleşebileceğine yönelik MİT’in 62 ayrı istihbarat notu olduğunu kaydetti. Katliamdan 25 gün önce İŞID’in canlı bomba eylemi yapacağına dair istihbarat, mitingle ilgili önlem almakla sorumlu Güvenlik Şube Müdürlüğü’ne iletilmedi. Bombacı Yunus Emre Alagöz’ün de adının geçtiği Emniyet ve MİT’ten gelen istihbarat, 10 Ekim günü 13.48’de yani katliamdan yaklaşık 4 saat sonra emniyet birimlerine ulaştı. Mülkiye müfettişleri hazırladıkları raporda, gelen istihbaratların değerlendirilmemesine ilişkin eski Ankara Emniyet Müdürü Kadri Kartal, eski İstihbarat Şube Müdür Vekili Cihangir Ulusoy, TEM Şube Müdürü Hakan Duman, eski Güvenlik Şube Müdür Vekili Adem Arslanoğlu ile TEM Şubesi C Büro Amiri Hüseyin Özgür Gür hakkında soruşturma izni verilmesi istenmesine rağmen Ankara Valiliği soruşturma izni vermedi.[24]

xiii) Ankara’daki barış mitingine düzenlenen saldırının üzerinden iki yıl geçti ancak ağır yaralanan 30 kişinin tedavisi hâlâ sürüyor. Devlet birçok tedavi giderini karşılamıyor. Tedavi masraflarını ceplerinden ödemek zorunda bırakılan yaralılar borçlanmaya devam ediyor. Mağdurlar, “Devletin kimliklerine bakarak değerlendirme yaptığını” söylüyor.[25]

xiv) Ankara’da Gar Katliamı’nın 2. yıl dönümünde IŞİD’in canlı bomba saldırında yaşamını yitiren 102 kişi için düzenlenmek istenen anmaya polis müdahale etti. Katliamın yaşandığı alan polis ablukası altına alınırken mağdur aileler, gaz ve kalkanlarla yapılan müdahale nedeniyle anma programını yapamadı. Gar önünde ve Konur Sokak’ta yaşamını yitirenlerin fotoğraflarının yer aldığı tabelalar anma öncesinde saldırıya uğradı. Gar önündeki anıtta yaşamını yitirenlerin fotoğraflarının üstü çizilirken, yaklaşık 5 aydır 24 saat polis ablukası altındaki Konur Sokak’ta da 9 Ekim 2017 akşamı yaşamını yitirenlerin anısına yapılan anıttaki fotoğraflar “kimliği belirsiz” kişilerce yırtıldı. Anıta saldıranlar bulunmazken, dün fotoğrafların yeniden asılması için yapılan eyleme de polis yeniden müdahale etti.[26]

xv) Ankara’nın en merkezi noktalarından biridir tren garı. Tarihi Cumhuriyet’ten bile eskilere dayanan bir plana sahip, simgesel bir önemi dahi var. Bu nokta Türkiye’nin en merkezi birkaç yerinden biri… Her saniyesini kaydeden onlarca hatta yüzlerce mobese kamerası var. Önünden giden yol statlara, ilk meclise ve az ilerisi en işlek ikinci metro istasyonuna çıkıyor. Yani öyle kuş uçmaz kervan geçmez bir nokta değil. Her saniyesi devletin kayıtlarında olan en merkezi üç dört noktadan biri…

Tam da böylesi bir yerde dönemsel olarak da siyasal gerginliğin arttığı bir tarihte yasal bir miting düzenleniyor, izin alınıyor. Suruç’ta patlama yaşanalı daha bir kaç ay olmuş. Sonra bu kadar merkezi bir yere, bu kadar gergin bir zamanda, bu kadar çok miktarda (iki art arda patlama) patlayıcıyı koyanlar, nasıl oluyor da hiç bir istihbarata, polise yakalanamıyor. Komplo teorisi değil bu; gün gibi açık. Yapanların devletle ilişkili olduğu aşikâr…

Ve tüm bunlarla birlikte HDP ülkede güvenliği sağlamakla sorumlu tuttuğu hükümeti, açıkça katil ve “en büyük terör destekçisi” olmakla suçladı.[27]

Burada durup bazı noktaların altını çizmekte yarar görüyorum:

O gün Ankara’da miting alanı hariç her yer korunmuştur. Sadece miting alanında güvenlik önlemi alınmamıştır. Failler bellidir. IŞİD’in gerçekleştirdiği, devlet içinden de birilerinin göz yumduğu, el altından desteklediği bir katliam gerçekleştirilmiştir.

Üstüne üstlük: Suruç bombacısı patlamadan evvel yakalamış ancak gözaltına bile almadan bırakılmıştır.

Katledilenler, nihai kertede T.“C” devleti isimli seri katilin kurbanlarıdır. Avukat Mehmet Erdem’in ifadesiyle, “En az 300 kişinin etkilendiği yerde, yaralı tek bir polis yoksa, 5 dakika sonra gaz atan polis çoksa fail devlettir!”

Çünkü miting alanının güvenliği kasıtlı olarak ihmal edildi; daha önceki benzer terör saldırılarının faillerinin bulunmadı; Uludere, Ermenek, Soma, Ankara, Suruç ve Reyhanlı’da toplamda 526 insan öl(dürül)dü. Ne bir istifa ne de bir görevden alma geldi.

Bu tür olayları Beyazıt Meydanı’nda öğrencilerin üzerine polis tarafından atılan bombadan, kanlı 77 1 Mayıs’ından biliyoruz.

Yıllar geçiyor ve kimse cezalandırılmıyor.

Tıpkı Karadeniz’de 15’lerin katli, 6-7 Eylül, Çorum-Maraş-Sivas Katliam(lar)ı, vd’leri gibi…

Katliamlarla, acılarla dolu dört yanımız: Ali İsmail Korkmaz, Ethem Sarısülük, Abdullah Cömert, Suruç Katliamı, Ankara Katliamı.

Bitmiyor, biteceğe de benzemiyor; bunların tümü devlet katliamı…

“Egemen, istisna hâline karar verendir,” diyen Carl Schmitt’i okumadınız mı hiç?

77 1 Mayıs’ı neyse, Maraş ve Sivas neyse, Roboskî neyse, Suruç neyse, An-kara’da odur!

Ancak buncasına karşın Ankara’daki saldırının hâlâ devlet işi olmadığını anlatmaya çalışıp, sorumluyu aklamaya çalışanlar var.

Bu katliamın bir ucunda Rize’de etrafı kana bulayacakları mesajını veren Sedat Peker var; öteki ucunda da MİT’i, JİTEM’i, Gladyo’suna uzanan vahşi cinayetleri işleyenler duruyor…

Devlet bunlardır; devlet, -1990’larda Susurluk Çetesi ortaya çıktığı zamanlar belirtildiği üzere- çetenin ta kendisidir…

Burada bir parantez daha açarsak: 10 Ekim 2015 tarihli Kanlı Cumartesi ile Sultan Abdülhamit’in 31 Mart provokasyonu, Rus Çarı’nın Kışlık Saray önünde kitleye kurşun yağdırması, Birleşik Krallık askerlerinin Kuzey İrlanda’da gerçekleştirdiği kanlı Cuma eylemi arasında paralellikler vardır.

Kanlı Cumartesi, sadece T.“C” tarihine değil, dünya tarihi sayfalarına girecek çapta bir katliamdır.

İnsanlar yüzyıl sonra bile Ankara Garı’nın önünden geçtikleri zaman bu katliamı hatırlayacaklardır.

“Ya dava” mı?! Onu da hızla -madde madde- aktaralım:

i) ‘10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği’nin duyurusuna göre, “10 Ekim Ankara Katliamı’nda yaralananlar için hastane önünde kan anonsu yaptığı için arkadaşımız Haber-Sen merkez yöneticisi Korhan Rüzgâr’a dava açılmıştır. “Kamu görevini usulsüz üstlenme” suçlaması ile açılan davanın ilk duruşması Ankara 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nde 25 Ekim 2016 salı 10:50’de yapılacaktır. 10:30’da davayı takip etmek ve dostumuza destek olmak için Ankara’daki tüm arkadaşlarımızı adliye önüne davet ediyoruz…”[28]

ii) 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nın duruşma tarihi belli oldu. İlk yargılama katliamdan bir yıl bir ay sonra, yani 7 Kasım 2016 Pazartesi günü yapıldı. 9 ay sonra tamamlanabilen iddianamenin kabul edilmesiyle birlikte Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ve kamu görevlilerinin yargılanmadığı davada 35 sanık hakkında 101 kez ağırlaştırılmış müebbet cezası istendi. Ancak sanıkların büyük kısmı yakalanamadığı için duruşmada 15’i tutuklu, 4’ü tutuksuz 19 kişi hazır bulundu.[29]

iii) 10 Ekim Katliamı davasının 5. grup duruşmasına Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edildi. IŞİD sanıkları mağdur avukatlarını yine tehdit etti. Avukatlar mahkemeye seslenerek, “Mahkemenin vereceği karar Türkiye yargısı için örnek olacak. Ancak mahkeme ısrarla delilleri toplamıyor, tanıkları dinlemiyor” dedi. IŞİD sanığı da ayetle savunma yaparak “Biz değil, İslâm yargılanıyor” dedi. Diğer IŞİD sanığı da şeriat istediğini söyledi. Savcı mütalaasında sanıkların tutukluluğunun devamını isterken, kamu görevlilerinin dinlenmesi talebinin reddedilmesini istedi.

Mağdur avukatlarından Senem Doğanoğlu, sanıkların IŞİD ile eylemsel ve fikri yönden birliktelikleri olduğunu belirterek, “Sanıklar hayatımızın orta yerine bombalarla düştü. Geçmişin vahşetinin hukuken tanımlanması sorunu mahkemenizin üzerinde. 10 Ekim Ankara Katliamı sonrası BM Güvenlik Konseyi, katliamı da referans alarak bir karar aldı. BM Güvenlik Konseyi IŞİD’i evrensel olarak ‘eşi görülmemiş’ bir tehdit olarak tanımladı. BM aynı zamanda IŞİD’in eylemlerini ‘soykırım’ ve ‘insanlığa karşı suç’ olarak tanımladı. IŞİD’in canlı bombalarının sivil alanı hedef almasını da savaş suçu olarak tanımladı” dedi.

Doğanoğlu’nun konuşması sırasında sanık Mehmeddin Baraç ve Abdülhamit Boz, müşteki avukatlarını tehdit etti. Bunun üzerine kısa süreli gerginlik yaşandı. Gerginliğin ardından sözlerine devam eden Doğanoğlu, sanıkların Suriye’de faaliyette bulunduklarını dair kanıtlar ve sanık ifadeleri olduğunu ekledi. Sanıkların avukatlara yönelik sözleri zapta geçirildi.

Sanık Erman Ekici, örgüt üyeliğiyle yargılandığını ve Antep’de de dosyaları olduğunu söyleyerek, hakkında Antep dosyalarından gelen delilleri kabul etmedi. “-Miş, -muş ile iddianame açılıyor, 21,5 aydır tutukluyum” diyen Ekici, Antep dosyasında yer alan görüntülerde elinde IŞİD bayrağı olmasına rağmen “Bu bayrakta yer alanlar camilerin girişinde yazıyor” dedi. Sanık Yakup Şahin, avukatların hakkında söylediklerinin yalan olduğunu ileri sürerek, Kur’an’dan ayet okudu ve “Bizden çok İslâm’ı yargılamaya, onu esir etmeye çalışıyorlar” ifadelerini kullandı.

Sanık Talha Güneş, Antep dosyasında aleyhinde ifade veren Mehmet Fatih Alıcı ve Murat Dayan’ın söylediklerini kabul etmedi. Güneş, mağdur avukatlarının delil olarak sunduklarını “acizlik” diye niteledi. Güneş savunması sırasında, mağdur avukatlarından Tugay Bek’in PKK ile ilişkisi olduğunu ileri sürdü. Bu sırada salonda gerginlik yaşandı. Sanık Mehmedin Baraç, Avukat Bek’i tehdit eden ifadeler kullandı ve parmak salladı.

Hakan Şahin, “Söylenilen telefonlar ve nereye gittiğime ilişkin aynı ifadeleri tekrar ediyorum” derken, Yakup Karaoğlu da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “ülkeler kılıçla fethedilir, adalet ile ayakta kalır, ispatlanmamış iddia ispatlanmak ister” sözleriyle konuşmasına başladı. İnsanların gıcık olduğu amirini ihbar ettiğini söyleyen Karaosmanoğlu, “Boşanmak istediği hanımını terör örgütü üyesi diye şikâyet ediyor. IŞİD hunharca katliamlar yaptı. Gönül ister ki IŞİD’in yaptığı katliam ile birlikte yatağında öldürülen polisler de anılsa keşke. Şeriat istiyorum, Allah’ımın kanunlarını istiyorum. Eğer bunun için yargılanacaksam, yargılayın. Bu tür 3-5 kişinin yapacağı katliamlar içinde bulunmam. IŞİD İslâmi camiadakileri saflarına katıyor ama ben bunlardan değilim” dedi.[30]

Onların hukuk(suzluk)u deyince bu kadarı yeter değil mi?!

Ancak bu iş burada bitmez; Pablo Neruda’nın dizelerindeki üzere: “ölüler adına/ bizim ölülerimiz adına

bir ceza istiyorum/

vatana kan sıçratanlara/ bir ceza istiyorum/

bu ateş emri veren cellatlar için/ bir ceza istiyorum/

bu suçla/ iktidara gelen hain için/ bir ceza istiyorum/

can çekişmeyi başlatanlar için/ bir ceza istiyorum/

bu suçu savunanlar için/ bir ceza istiyorum/

kanımızı emmiş ellerini/ bana uzatsınlar istemiyorum/ bir ceza istiyorum/

onları evlerinde rahat ve elçi olsunlar diye/ değil/ onları burada, bu yerde/ suçlu ve hüküm giymiş olarak/ görmek istiyorum/

bir ceza istiyorum…”

 

4) NİHAYET

 

Turgut Uyar’ın, “Göğe baktım yerli yerinde/ haydutlar dalavereciler yerli yerinde/ vurguncular hayınlar vurdumduymazlar öyle/ iyi dedim içim rahatladı/ düzen bozulmamış dedim,” dizeleriyle betimlenen tabloda dediklerimi toparlarsam!

“Barış” diye haykıranlar, devlet gözetiminde katledildi![31]

İnsan(lar) öl(dürül)dü, paramparça oldu/ edildi!

Gencecik canlarımız gitti; yüreklerimiz parçalandı; insanlığ(ımız)a büyük bir darbe vuruldu.

“Canlı var mı canlı” feryatları eşliğinde iyi -güzel insanların ölüleri yayıldı dört bir yana.

Suruç’ta bizi kim katledip, bunu organize ettiyse, onların gerçekleştirdiği saldırıdır An-kara’daki.

Barış mitinginde, üstünde “Barış, Kardeşlik” yazan pankartlarla ölüler taşınıyor. Coğrafyamızın özeti bu…

Evet coğrafyamızda barış istemenin, muhalif olmanın bedeli öldürülmektir!

Daha kaç kişi ölmeli dünyanın güzel bir yer olması için?

Kelimeler kifayetsiz, kelimeler birer birer anlamını yitiriyor. Ancak susmak acizliğimize acizlik katıyor.

Üzgünüm/z, öfkeliyim/z. Ama hepsinden daha fazla utanıyorum/z.

Ne ilkti ne de son olacaktır katliam.

Ölen biziz; hükümetin ve MİT’in suçu yok(muş) öyle mi?

Yeter artık!

Yıllardır duvarlarda “Katil devlet” yazılır; yazanlar haksız mı?

Gereksiz kinayelerle lafı eveleyip gevelemenin manası yok. Katilleri gayet iyi biliyor, gayet iyi tanıyoruz.

İyi değilim/z, ciğerim/z yanıyor.

İyi olmayın, iyi olmayalım.

Daha büyük saldırılara, çalkantılara, alt üst oluşlara hazırlanalım!

Evet, otoriterlik ve neo-liberalizm kavramları ülkedeki siyasi, ekonomik modeli açıklamaya yardımcı olabilir, ama yeterli değil. AKP projesine direnmeye kararlı olanların, taktik ve stratejilerini bu iki kavramın dışına taşarak düşünmeleri gerekiyor…

Cumhurbaşkanı’nın saptamadan başlamak gerekiyor: “AKP kaybederse tüm Türkiye kaybeder”. Böylece, bir siyasi partinin kaderiyle tüm ülkenin kaderi özdeşleşmiş oluyor. Bu özdeşliğe göre ülkesini sevenlere de gelecek seçimleri AKP’nin kazanması için gereken her şeyi yapmak düşüyor. Malum “söz konusu vatansa, gerisi teferruattır” filan…

AKP iktidarının ekonomik keserinin sürekli sermayeden yana kestiği, emekçi haklarını tırpanladığı doğru ama, “17- 25 Aralık” gibi bir boyutunun olduğu da doğru. Devletin zirvesinin, ekonomik artığın üretim, paylaşım süreçlerine doğrudan müdahale ederek, piyasa sinyallerini (faiz, fiyat vb.,) sürekli saptırdığı, bu zirveyle uyum içine girmeden ekonomik faaliyetin yürütülemediği (hatta mülkiyetin bile korunamadığı), bir ahbap çavuş kapitalizminin varlığı da doğru. Bunlar da bize neo-liberalizmden öte, korporatizme benzer bir şeyle karşı karşıya olduğumuzu düşündürüyor.

Şimdi bize, “otoriter + totaliter + dava/ hareket + milliyetçilik yağına bulaşık, kadına ve çocuğa yönelik şiddete duyarsız İslâmcı bir yönetim ideolojisi + korporatist ve rantiye bir ahbap çavuş kapitalizmi = X” denkleminde “X”in anlamını düşünmek kalıyor.[32]

“X”, ırkçılıktır, faşizmdir, Şükrü Erbaş’ın, “Öyle ucuz ettiler ki her şeyi,/ Sözü, saygıyı, erdemi…/ Ölümü bile kirlettiler,” dizelerindeki nefret suçudur!

ODTÜ’den doçent Necmi Erdoğan mükemmel bir şekilde özetlemiş: “Türkiye’yi bir arada tutan şey toplumsal değerler değildir, suç ortaklığıdır. Türkiye bir suç ortaklığı şebekesidir.”

Türkiye bir suç ortaklığı toplumudur. Makro ve mikro faşizmin kol gezdiği… Sömürücülük, zalimlik ve hırsızlığın gururla taşınan payeler hâline geldiği… Bütün bunlar olurken gündelik hayatın hiçbir şey olmuyormuş gibi sürdürüldüğü suç ortaklığıdır.

10 Ekim’de bomba düğmesine basan da, ölülere bakıp gülenler de belli değil mi?

Üzerinde “İnsanca yaşam” yazılı tişörtler giyen insanlar katledildi. Birileri de buna sevindi. Durum budur ve parçalanmış insan bedenlerine bakıp, ellerini ovuşturan, sevinenler de vardır!

10 Ekim bir kez daha göstermiştir ki, “Bu meydan, kanlı meydan” dizesine takılmış kalmış bir güruh şahsında coğrafyamızın vicdanı da kirlenmiştir artık. (Kustuğunuz kininizde boğulun!)

Ayrıca bu katliama kayıtsız kalanlar da, 1’den 100’e kadar saysın! Eminim saymaktan usanıp bırakacaklardır. İşte 10 Ekim’de o meydanda onların saymaya bile tahammül edemeyeceği kadar can alındı! (Yüzsüzlük, vicdansızlık, cehalet had safhada! Ölenlerin din/dil/ırk vd. özelliklerine bağlı yorumlar yapılıp; insanlar ölüyor diye üzüleceklerine, “Kürtler öldü” diye sevinenlere ne demeli?)

“Lanetlenme”nin, “kınanma”nın hiç bir işe yaramadığını biliyorum!

“Yetti artık!” dedirten Suruç Katliamı ve sonrasında olduğu gibi, An-kara Katliamı ve sonrasını da göreceğiz; üstü örtülecek!

Bu durumda üzgün olmaktansa öfkeli olmalıyız; ve sürekli tekrarlamalıyız: “döktükleri kanda boğulacaklar!”

Coğrafyamızın onurlu, güzel insanları katledildi; ne çok öldük, ne çok öldürüldük.

Hiç unutmam, hiç unutmam, hiç unutmam.

Hiç unutmayın…

İnsan nasıl direnir başka?

Hiç unutma… Unutmayacağız…

Unutmayacak, affetmeyeceğiz…

Kötüsünüz; zalimsiniz; vicdansızsınız; kalpsizsiniz; alçaksınız…

Üzgünüz, öfkeliyiz, yastayız ve isyandayız!

Ölürse tenler ölür canlar ölesi değil…

Bir gün bu zulüm bitecekse, saraylar saltanatlar yıkılacaksa eğer -ki yıkılacak- onların yaptıkları kötülükleri unutmayıp, affetmememizden olacak…

Tam da bunun için “Kimin adaleti, hukuku, vicdanı?” sorusunun yanıtıyla unutursak kalbimiz kurusun.

O hâlde “Kısa çöp uzundan hakkın alacak/ Mamurlar yıkılıp viran olacak,” haykırışıyla Şarkışlalı Âşık Serdari’nin uyarısını…

“Ferman Padişahın, dağlar bizimdir,” diyen Dadaloğlu’nu…

“Bizim de dağlarımız vardır Che Guevara,” içtenliğiyle Metin Demirtaş’ı…

“Zalim olsa ne rütbe bî-perva/ Yine bünyad-ı zulmü biz yıkarız/ Merkezi hâke atsalar da bizi/ Kürreyi arzı patlatır çıkarız…”[33] ısrarıyla Namık Kemal’i…

“İnsanlığı pâ-mâl eden (çiğneyen, ayak altına alan) alçaklığı yık ez/ Billah yaşamak yerde sürüklenmeye değmez,” iradesiyle Tevfik Fikret’i…

“O duvar, o duvarınız, vız gelir bize vız,” dizelerindeki cüretiyle Nâzım Hikmet’i…

“Yürü üstüne üstüne/ Tükür yüzüne celladın,” diyen cesaretiyle Ahmed Arif’i…

“karakışın buzu bile,/ sürmedi sonsuza kadar/ bahara döndü sonunda,/ filiz sürdü kar altından/ umudu kesme yurdundan,” tınısıyla Zülfü Livaneli’yi…

“Bütün çiçekleri koparsanız da/ baharın gelişini engelleyemezsiniz,” iyimserliğiyle Pablo Neruda’yı…

“yarın ne olur bilirim ben/ bahar gelir, otlar büyür/ ölüm de yapraklanır/ bir dağ bulur uzun uzun bakarım/ bir çam ağacı gölgesi/ güzel kokular veren/ bir damla güneş görünce/ sana da gülümseyeceğim yarın” bilgeliğiyle Arkadaş Zekai Özger’i…

“Sesime kulak ver gülüm/ Tutsaklığa yeğdir ölüm/ Nerde varsa böyle zulüm/ Çaresi isyan olmuştur,” uyarısıyla Ataol Behramoğlu’nu…

“kışlık saray ne kadar dayanabilir/ hayatı kollamasını bilenlere,” coşkusuyla Ahmet Telli’yi…

Ve ille de;[34] “Safları sıklaştırın çocuklar,/ bu kavga faşizme karşı,/ bu kavga hürriyet kavgasıdır,” dizeleriyle Nâzım Hikmet’i anımsayacağız; onlarla hesaplaşarak geleceğimizi kurarken!

 

17 Ekim 2017 12:47:10, İstanbul.

 

N O T L A R

 [1] 22 Ekim 2017 tarihindeki 2. Mersin Ekoloji Şenliği için hazırlanan konuşma… Kaldıraç,  No:196, Kasım 2017…

[2] Max Weber.

[3] Gabriel García Márquez, Kırmızı Pazartesi, Çev: İnci Kut, Can Yay., 2000.

[4] “Hamide Yiğit: ‘Tesadüfen Hayatta Kalanlardan’ Biri Yazdı!”, 11 Ekim 2015… http://webcache.googleusercontent.com/search?q=cache:Qzg6QQ6Uq64J:politikkedi.com/tesadufen-hayatta-kalanlardan-biri-yazdi.html+&cd=6&hl=tr&ct=clnk&gl=tr

[5] “Devlet Teröristlerin Yarım Bıraktığı İşi Tamamlıyor”, Gerçek, 15 Ekim 2015… http://gercekgazetesi.net/karsi-manset/devlet-teröristlerin-yarim-biraktigi-isi-tamamliyor

[6] http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/514675/Bombayi_biliyorlardi.html

[7] http://haber.sol.org.tr/…-alanina-dogru-itti-132333

[8] Burada bir parantez açmadan geçmemeli: Ingeborg Bachmann’ın çok önemsediğim bir düşüncesi var: “Faşizm, atılan ilk bombalarla başlamaz, her gazetede üzerine bir şeyler yazılabilecek olan terörle de başlamaz. Faşizm, insanlar arasındaki ilişkilerde başlar, iki insan arasındaki ilişkide başlar.”

[9] Kim hangi hukuktan, hangi demokrasiden, hangi korumadan söz ediyor?

Türkiye Cumhuriyeti bir demokrasi – değil!

Anayasa’nın 34. maddesinde yer aldığı gibi herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahip – değil!

İfade özgürlüğümüz hem pozitif anlamda hem de negatif anlamda korunur – değil.

Can ve mal güvenliğimiz söz konusu -değil!

Adalet mülkün temeli – değil!

Bağımsız ve tarafsız bir hukuk söz konusu – değil!

Bir haktan ya da korumadan söz edilirken “biraz” denmesi mümkün – değil!

Türkiye Cumhuriyeti’nde sağlıklı kalan bir şey kalmadı artık; görülmeli!

[10] Sedat Peker 10 Ekim 2015’de yaptığı miting de şunları söylemişti: “Büyük hata yapıyorlar. Hatalarını fark ettikleri zaman her şey için çok geç olacak. Adeta dünyanın şah damarları kesilmişçesine oluk oluk kanları akacak. Nehirler dolusu kanları aktıkları zaman anlayacaklar. O zaman içimizden çıkacak iyi niyetliler bize ‘merhametli’ olun diyecekler. Biz de onlara ‘Bu intikam 3 yaşındaki çocuklarının yanında şehit edilen babalarının, hamile karılarının yanında şehit edilen kocalarının intikamıdır, merhamet etmeyeceğiz’ diyeceğiz. Merhamet etmeyene merhamet edilmez.”

[11] “Arzu Çerkezoğlu’ndan Patlamayla İlgili Şoke Eden İddia”, Cumhuriyet, 10 Ekim 2015… http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/385003/Arzu_Cerkezoglu_ndan_patlamayla_ilgili_soke_eden_iddia.html

[12] Tamer Arda Erşin, “Canlı Bombalar Elini Kolunu Sallayarak Alana Gelmiş”, Evrensel, 30 Eylül 2017… https://www.evrensel.net/haber/333755/canli-bombalar-elini-kolunu-sallayarak-alana-gelmis

[13] İsmail Saymaz , “Canlı Bombayı Hem Başbakanlığa Hem Cumhurbaşkanlığı’na İhbar Etmiş!”, Radikal, 16 Ekim 2015… http://www.radikal.com.tr/turkiye/canli-bombayi-hem-basbakanliga-hem-cumhurbaskanligina-ihbar-etmis-1452833/

[14] İsmail Saymaz, “Skandal: Ankara ve Suruç Canlı Bombaları ‘El Kaide Üyeliği’ Suçundan Soruşturulup Dosyaları Kapatılmış”, Radikal, 16 Ekim 2015… http://www.radikal.com.tr/turkiye/skandal-ankara-ve-suruc-canli-bombalari-el-kaide-uyeligi-sucundan-sorusturulup-1452828/

[15] Fırat Kozok, “Polis Bombacıları Biliyordu”, Cumhuriyet, 12 Ekim 2015… http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/389483/Polis_bombacilari_biliyordu.html

[16] http://www.diken.com.tr/ankara-katliamindan-once-isidin-eylem-hazirladigina-dair-emniyet-bilgilendirilmis/

[17] Fevzi Kızılkoyun, “Turist Gibi Turlamışlar”, Hürriyet, 15 Ekim 2015… http://www.hurriyet.com.tr/turist-gibi-turlamislar-30323655

[18] http://www.diken.com.tr/…-saldirganlar-bulunamamis/

[19] “Emniyetin 10 Ekim Öncesi İstihbarat Aldığı Ortaya Çıktı”, Evrensel, 12 Nisan 2016.

[20] “TTB Yöneticisi: Ankara’da Katliamın Ardından Polis, Kalp Masajı Yapan Doktorun Üstüne Gaz Attı!”, T24, 15 Ekim 2015.

[21] “Güvenlik Şube Amirinden 10 Ekim itirafı: MİT, TSK ve EGM önlem Almadı”, Evrensel, 12 Nisan 2016.

[22] http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/397554/Bassavciliktan_hem_Erdogan_i_hem_de_Davutoglu_nu_yalanlayan

[23] “AKP’li Bakan Utanmadı: Mağdur Duruma Düşmek İçin Provokatif Eylem”, Sol.org, 10 Ekim 2015.

[24] Şeyma Paşayiğit, “Katliam Yarası Hâlâ Kanıyor”, Cumhuriyet, 10 Ekim 2017, s.10.

[25] Alican Uludağ-Şeyma Paşayiğit, “Ayrım Yapıldı”, Cumhuriyet, 11 Ekim 2017, s.10.

[26] Ozan Çepni, “Bu Neyin Öfkesi?”, Cumhuriyet, 11 Ekim 2017, s.11.

[27] “Selahattin Demirtaş’tan Sert Açıklamalar”, Hürriyet, 10 Ekim 2015.

[28] “10 Ekim Günü Kan Anonsu Yapan Dostumuza Dava Açtılar!”, https://www.facebook.com/…er/posts/1812584732338082

[29] Hüseyin Şimşek, “10 Ekim Ankara Katliamı için 1 Yıl 1 Ay Sonra Yargılama”, 23 Temmuz 2016… https://www.birgun.net/haber-detay/10-ekim-Ankara-katliami-icin-1-yil-1-ay-sonra-yargilama-121204.html

[30] “10 Ekim Davası Ertelendi: ‘Mahkeme Tanık Dinlemiyor, Delil Toplamıyor’…”, 27 Eylül 2017… http://siyasihaber3.org/10-ekim-davasi-ertelendi-mahkeme-tanik-dinlemiyor-delil-toplamiyor

[31] “yaşamak istiyorum./ yaşamak istiyorsun./ yaşamak istiyor./ böyle şiir olmaz diyeceksin; biliyorum./ ama böyle dünya olur mu?/ böyle barış olur mu?/ böyle hürriyet olur mu?/ böyle kardeşlik olur mu?/ biliyorum ki; katlanıver, diyeceksin./ ama böyle de yaşamak olur mu?” (Metin Eloğlu.)

[32] Ergin Yıldızoğlu, “Evet Ama Yetmez!”, Cumhuriyet, 9 Ekim 2017, s.9.

[33] Zalim ne kadar pervasız olursa olsun/ Yine zulmün temelini biz yıkarız/ Yerin dibine de atsalar bizi/ Yerküresini patlatır çıkarız.”

[34] “Umutsuzluk kaçar türkülerimden/ Ölüm orada yer bulmaz kendine/ Orada umut, direniş ve güç/ Ateş, inat ve öfke/

-Nasıl başardın bunu, şu günlerde/ Acı kapı kapı dolaşmadayken?/

-Gelecek düşüncesidir koruyan beni/ Emekçi halktır bana güç veren.” (Yan Raynis, “Gücümün Kaynağı”.)

 

Exit mobile version