Site icon Rojnameya Newroz

17 Aralık operasyonu ve Kürt siyaseti

Cemaat-AKP kavgasının belli başlı temel nedenlerini, “Cemaat- AKP Kavgasının Arka Planı Ve Kürt Siyasetinin Duruşu” başlıklı yazıyla yazdım. Burada kısaca bu kavgada Kürt siyasetinin alması gereken tutumu özetleyeceğim.

 

17 Aralık operasyonundan bu yana sadece AKP ile cemaat arasında değil bir bütün olarak siyaset dinamikleri arasındaki ilişkiler geriliyor. Hatta yaşananları gerilim kavramı ile ifade etmek de yetersiz, er meydanında kılıçlar çekilmiş hali yaşanıyor. Ayrıca “bu daha başlangıç kavga yeni başlıyor” karşılıklı tehdit ve uyarılar da sürüyor.

Kimi, yeni kasetlerle “size gününüzü gösteririm” derken kimisi elindeki iktidar kartını kullanarak devlet ve hükümette “çeteleri, illegal yapıları tümüyle temizleyeceğiz” diyor. Yine kimi hesap kesme ya da defter dürme işini “yaklaşan seçimlere bırakırken kimisi de ekonomik krizin de tetikleyeceği yeni Gezi eylemleri beklentisiyle sokakta hükümetin defterini dürmeyi hedefliyor.

Siyaset dinamikleri birbirine kılıçlarını çekip saldırıya geçince, “fırtına, kaos” uyarıları da peş peşe gelmeye başladı. Meclis başkanı Cemil Çiçek’ten, Cemaat sözcüsü Hüseyin Gülerce’ye varana kadar kimi ortamı yumuşatma, kimi de tehdit amaçlı “böyle devam ederse yakında daha büyük fırtınalar kopar” uyarılarını yapıyor.

Aynı süreçte dikkat çekici bir gelişmede, Cemaat – AKP etrafında bir siyasal saflaşmaya gidilmesi çağrılarının özellikle Kürtlere yapılmasıdır. Sanki herkes Cemaat ile AKP kavgasında bir taraf tutmak zorundaymış gibi Kürt siyaseti özellikle Hükümet kanadınca taraf olmaya çağrılıyor. Başbakan Erdoğan’dan, danışman ve yandaş yazarlara varana kadar hükümet kanadında; “7 Şubat MİT operasyonunda olduğu gibi, 17 Aralık kalkışmasının en önemli hedeflerinden biri, çözüm sürecidir” deniliyor. Hatta öyle ki AKP ve hükümeti, neredeyse iktidarları boyunca yapılan tüm saldırı, tutuklama ve katliamların sorumlusu veya karar vericisi olarak “paralel devlet” dediği Cemaati gösterecek, gösteriyor da!

AKP Hükümeti cephesinden gelen açıklamalar, bulunmuş günah keçisi misali her olumsuzluğun özellikle Kürtlere dönük her saldırının, örneğin tüm KCK tutuklamaları, bırakılmayan vekiller, askeri operasyonlar vb. hepsinin altındaki imza olarak Cemaat ve yanlısı “paralel devlet” gösteriliyor. Hatta kılıfına uydurabilirlerse, AKP yarın öbür gün Roboski katliamını da cemaat yanlısı “paralel devlet”in üzerine yıkıp kendini ve TSK’yı temize çıkartırsa şaşmayın!

AKP Hükümeti, yoksul halka kutu kutu makarna dağıtırken bakan çocuklarına kutu kutu dolar dağıttığının ifşa edildiği yolsuzluk, rüşvet operasyonu nedeniyle sıkıştığı mevcut süreçte tabir uygunsa bir günah keçisi arıyor ve “işte Cemaat” diye de adres gösteriyor! AKP işini yapıyor peki ya Kürt siyaseti? Doğrusu Kürt siyasetinde özellikle de BDP ve KCK kaynaklarından da hükümeti haklı çıkartacak nitelikte açıklamalar geliyor. Örneğin:

Cemil Bayık, Paris’te üç PKK’li kadının katledildiği cinayetin faillerine ilişkin “bu katliamı yapan kişinin izleri Fetullahçılarla ilişkili olabileceğini gösteriyor” derken, cinayette Cemaati işaret edecekti.

BDP eş başkanı Selahattin Demirtaş; “Hocanın bedduası AKP’ye değil, savcılara talimattır. Çünkü hoca aynı bedduayı bize de okumuştu” açıklaması da hükümet kanadından gelen “KCK operasyonları ve vekillerin bırakılmaması Cemaat yanlısı emniyet ve savcıların işi” türünden açıklamalarını haklı çıkartacak nitelikte.

BDP’li vekil Nurseli Aydoğan ise, daha açık konuştu; “Yapılıp edilen her şey, bu masayı devirmeye yöneliktir”, “kimsenin gücü bu ülkede artık bu barışın, bu çözüm sürecinin engellenmesine yetmeyecek… dün sayın Hakan Fidan teslim olmadı, bugünde sayın başbakan” diyerek açıkça Cemaat karşısında AKP’nin yanında saf tutacaktı.

Hatta Kürt siyasetine ilişkin aldığı tutum nedeniyle sıkça övülen “Cengiz abisi” bile Cemaat ile AKP arasındaki kavgada aldığı tutum nedeniyle 31-12- 2013 tarihli Özgür Gündem Gazetesi’nde Medya Diyalog köşesinde Muhittin Cemil ve Ender Karadeniz imzalı “Çandar’a sorular” başlığıyla aşağıda ki alıntıda görüleceği gibi sorguya çekilecekti.
“Çandar ‘Cemaat’in demokrasi getireceğine kefil mi oluyor? ABD’nin Cemaat eliyle demokrasi getireceğine yemin mi ediyor? O Cemaat ki çözüm sürecine karşı… Cemil Bayık, geçtiğimiz gün, Paris’te üç PKK’li kadının katledildiği cinayetin Cemaat’e bağlı polis adresini gösterdiğini söyledi. Oslo sürecini sabote edenler de aynı adreste mukim. KCK tutuklamalarında, AKP’nin de desteğiyle asıl rolü Cemaatçi polis-yargı ‘cuntasının’ oynadığı iddiaları boş iddialar mı? Ve Balbay’ı bırakan yargının BDP’li vekilleri bırakmaması bu darbe sürecinin bir parçası değil mi? Ve bütün bu unsurların başındaki şahıs, yani Fethullah Gülen, tıpkı AKP’ye beddua ettiği gibi PKK’ye de beddua ederek devlet saldırılarını teşvik etmedi mi?… Cengiz Çandar’a soruyoruz…. Cevap isteriz…”

KCK, BDP cephesinde bunlar yaşanırken, AKP yandaşı yazar Abdülkadir Selvi ise, 1 Ocak tarihli Yeni Şafak’taki yazısında;

“17 Aralık kalkışmasından kısa süre önceki görüşmede Öcalan, ‘Paralel devlet’ diye tanımladığı güçlere işaret ederek, ‘Eğer çözüm sürecini başarıya ulaştırmazlarsa, bunların hedefi Başbakan’ı Mursi gibi yargılamak’ diyor. Bu Öcalan’ın uzak görüşlülüğünü ortaya koyması açısından önemli olduğu kadar, operasyonun hedeflerini ortaya koyması noktasından da önemli bir tespit.

PKK, Ortadoğu’da ayakta kalmayı başarmış bir örgüt. Her teklifin üzerine balıklama atlasalardı, bugün yerlerinde yeller eserdi. Saddam yok PKK var. Bölge dengelerini ve uluslararası stratejiyi iyi okuyorlar” diyerek Öcalan, PKK ve yöneticilerine övgüler dizer. Kürtleri AKP’nin özelde de Erdoğan’ın yanında saf tutmaya çağırır.

Bu çağrılara olumlu yanıt veren olduğu gibi olumsuz yanıt verip, “tam da hükümet zayıfken Kürt siyaseti kendi temel ulusal demokratik talep ve hedefleri ile sokaklara çıkmalıdır” diyen de var. Süren kavgada Cemaat desteklenmemeli burada bizim açımızdan tereddüt yok. Peki, Cemaat ve müttefikleri karşısında, AKP ile hükümeti desteklenmeli mi? Özellikle de Kürdistan ulusal demokratik güçlerince desteklenmesi gerekiyor mu? Bu sorunun yanıtını vermeden önce son 12 yıllık iktidarın çok ama çok özet kimi başlıklarını verelim;

*Öncelikle Türk rejim ve hükümetlerince, Kürt/Kürdistan meselesinin, daima partiler dolaysıyla iç siyaset üstü olarak ele alındığını biliyorsak ve AKP iktidarınca da uygulandıysa;

*Kürt/Kürdistan meselesinde, diğer sistem partileri gibi AKP ile Cemaat de, stratejik yaklaşımda aynı fakat güncel taktik politikalarda farklı duruşa sahiplerse;

*Bugüne kadar AKP Kürt meselesinde, reformcu kimliğinden dolayı değil de AB müktesebatı çerçevesinde ve özellikle Kürt ulusal özgürlük mücadelesinin dayatması gereği bazı adımları atmak zorunda kaldığı gerçeği ortadaysa;

*Dün çevre halkayı temsil eden AKP bileşenlerinin iktidara/ merkeze yerleştikleri 12 yıl boyunca, tepeden tırnağa rant, rüşvet ve yolsuzluğa bulaştıkları genel kanaat ise;

*Buna rağmen Başbakan ve yandaş tüm yazarlar, “17 Aralık operasyonun hedefi çözüm süreci, Diyarbakır buluşmasıdır” deyip bununla rüşvet ve yolsuzluğu örtmek peşindelerse;

*Önemlisi AKP kesintisiz 12 yıllık iktidarı boyunca kendi rejimini kurmada attığı önemli adımlarla şimdi Cemaati de dışlayarak bizzat kendisinin savunacağı statükosunu oluşturmada yol aldıysa;

*Cemaat ve AKP 12 yıl boyunca aynı yolsuzluk, rüşvet kabında beslenip aynı polis devleti mekanizmasının ortak uygulayıcıları oldularsa;

*İktidarı boyunca Rojava’da Kürtlerin siyasi statü elde etmelerini engellemek için ellerinden geleni yapan, Kürt karşıtı küresel Cihatçıları besleyip silahlandıranın AKP hükümeti olduğu gerçeği Mısır’daki sağır sultan biliyorken;

*Hükümet Roboski’deki katliamın faillerini bildiği halde halen yargı önüne çıkarmadıysa;

*Son seçim propaganda çalışmalarında MHP eleştirilirken, “iktidardaydın elini tutan mı vardı neden asmadın” diye seslenen Başbakan Erdoğan gerçeği ortadaysa Erdoğan ve AKP hükümeti Cemaat karşısında desteklenemez! Desteklenmemelidir!

Bu kavgada AKP’ye destek vermek çözüme katkı sunmayacaktır. Hele tam daOrtadoğu’daki gelişmeler nedeniyle de Batı ile arası açılan AKP’yi desteklemek Kürt ulusal demokratik hareketinin özelde de Cemaat-AKP kavgasında AKP desteklenmeli yönünde sinyaller veren PKK’nin işi olmamalıdır. Unutmayalım ki Cemaat ile AKP on iki yıldır aynı kapta yiyip içtiler ve Kürt ulusal özgürlük mücadelesine karşı birlikte mücadele ettiler, taktikleri farklı olsa da!

Kürdistan meselesinde rejimin farklı siyasal kanatlarından birine oynayarak, somutta da Cemaate karşı AKP’ye, amiyane tabirle dinsize karşı imansıza yönelerek meselenin çözümünü aramak doğru değil ve çözüm yerine çözümsüzlüğü derinleştirecektir. AKP’nin sıkıştığı süreçte O’na nefes aldıracak her adımda sorumluluğu bulunan Kürt siyaseti yarın maval altında kalacaktır. Roboski’nin ruhu bunu yapanları af etmeyecek.

Biliyoruz ki, AKP meseleyi çözmek yerine özellikle sıkıştığı günümüzde zaman kazanmak istiyor. AKP’nin Kürt meselesinde yaptıkları ya da attıkları adımlar gerek iç dinamiklerin gerekse bölge ve küresel siyasal gelişmelerin dayatmasının gerekleridir. Tıpkı MHP’nin iktidara ortak olduğu yıllarda Öcalan’ı da kapsayan idam kararının hükümet önerisiyle kaldırılması gibi, Cemaat de yarın iktidar olursa siyaseten AKP benzeri adımlar atabilir.

Tekrar da olsa belirteyim; Kürt meselesinde izlenen politika AKP hükümetinin ötesinde bir devlet politikasıdır ve bu yeni de değildir. Unutmayalım ki Kürt/Kürdistan meselesinde, Cumhuriyet kurulduğundan beri, hükümetler daima devletin politikasını uygulamıştır.

Sonuç olarak; bütün bunlardan hareketle ve tam da bu süreçte Kürt ulusal demokratik güçleri siyaseten bu kavgada bir tarafı tutmaktan çok öteye kendi talep ve hedeflerini aktif dile getirmeli. Kürt halkının temel siyasal hakları uğruna kitlesel serhıldanları tam da iktidarın siyaseten zayıf düştüğü koşullarda yükseltmenin zamanıdır. Bu yönelim, Batı metropollerinde de, sokağın canlanmasını yani yeni Gezilerin gerçekleşmesini tetikleyebilir.

AKP, yolsuzluk ve rüşvet operasyonu basıncı altında bunalmış olarak sığınacak liman ararken Kürtleri koltuk değneği yapmak istiyor. Bu çok açık!

Rüşvet ve yolsuzluk operasyonunu “çözüm sürecine darbe” olarak gören ve bu kavgada “AKP desteklenmeli” diyen her tutum, AKP’nin elini güçlendirecek ki Kürt siyaseti açısından, güçlü bir AKP (ya da başka bir parti) değil zayıf düşmüş parti ve hatta hükümet-rejim ile meseleyi çözmek daha kolaydır.

İzleyecekleri siyaset ile AKP’ye koltuk değneği olacak olan Kürt siyaseti şunu bir yere not etsin: AKP eğer bu kefeni de yırtarsa ve özellikle yerel seçimlerde yine istediği desteği halktan alıp R. T. Erdoğan’ı cumhurbaşkanı- A. Gül’ü ise başbakan olarak seçip Rusya tahterevallisini gerçekleştirebilirse o zaman kim tutar AKP’yi! Görün o zaman AKP en başta Kürt siyasetine neler yapıyor?

02- 01- 2014

canbegyekbun@hotmail.com

 

Exit mobile version